Dr. Tramonte ve Dr. Appel'den ALS klinik bakımı ve araştırmaların geleceği hakkında daha fazla bilgi almak için aşağıdaki etkinliğin tamamını izleyin!
Yasal Uyarı
Bu site, ALS hastalığı ile ilgili haber ve bilgilendirme sitesidir. Tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi yerine geçmez. Tıbbi bir durumla ilgili sorularınız için her zaman doktorunuzla görüşün.
Dr. Alper Kaya
araştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
araştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Aralık 2021 Perşembe
4 Ağustos 2018 Cumartesi
MND'nin çok adımlı hipotezi nedir?
MND hipotezi.: Profesör Adriano Chio,
Profesör Ammar Al-Chalabi ve arkadaşlarının önceki araştırmalarda genetik neden
göz önüne alınmadığında, MND'nin gelişmesinin altı aşamalı bir süreç olduğunu
gösterdi. En son çalışmalarında ekip en
yaygın MND oluşturan SOD1, TARDBP ve C9ORF72'nin genlerine
odaklanarak, bu çok adımlı süreçte genetik mutasyonun kaç adımdan sorumlu
olduğunu araştırdı.
MND'nin
çok adımlı hipotezi nedir?
Çok aşamalı hipoteze göre ( LancetNeurology, 2014 ), MND'nin gelişmesine yol açan altı adım
vardır - yani, MND gelişmesine etki eden altı faktör vardır. Bu, MND'nin nedenini anlamaya yönelik büyük bir ilerleme olsa da,
bu aşamalar herhangi bir sırayla ortaya çıkabilir ve potansiyel olarak
bilinmeyen faktörlerin sonsuz bir birleşimi olabilir ve bu da tanınmalarını
inanılmaz derecede zorlaştırır. Ancak, bu faktörlerin bir
kısmının genetik olması gerektiğini bildiğimizden, bilinen bir genetik
mutasyona sahip insanların basamaklarına bakmak, seçimi daraltmamıza ve bazı
diğer faktörleri tanımlamamıza yardımcı olabilir.
Bilinen bir genetik bozukluğa sahip
insanlara bakıldığında, yazarlar bir gen mutasyonunun MND geliştirmeye yönelik altı
adımdan bir veya daha fazlasını açıklayabileceği teoriyi test ettiler. İtalya ve İrlanda Cumhuriyetindeki hasta kayıtlarından alınan
MND'si olan 1.077 kişinin verilerine bakmışlardır. Bunlardan 109 tanesi SOD1
(20), C9ORF72 (74) veya TARDBP (15) geninde tanımlanmış bir mutasyona sahiptir.
Önceden test edilmiş matematiksel modeli
kullanan tüm 1.077 vakaların analizi, altı aşamalı süreci tüm MND biçimlerinde
doğruladı. Ancak her gen ayrı ayrı ele
alındığında, genetik mutasyona sahip olanların sonuçları, olmayanlar için
farklıydı. Her bir genin, her bir genin farklı ve anlamlı
bir miktarda MND geliştirme şansına katkıda bulunduğunu gösteren, her bir gen
için daha az sayıda adımlarla bu zamana rağmen, çok aşamalı bir süreç olduğunu
belirtmişlerdir. Spesifik olarak, adımların
sayısı altı adımdan (genetik mutasyonun olmadığı yerde) TARDBP'de dört
aşamaya, C9orf72'deki üç aşamaya ve SOD1'de iki aşamaya indirgenir .
![]() |
| Çok aşamalı hipoteze göre, MND geliştirmek için gerekli altı adım TARDBP gen mutasyonu olan kişilerde dörde, C9ORF72'de üç, SOD1'de ise ikiye düşmektedir. |
Öyleyse bulgular neden bu kadar önemli?
Bu bilgilere sahip olmak, çevresel ve
diğer faktörleri nasıl aradığımıza yaklaşımımızı değiştirebilir; SOD1 mutasyonuna sahip kişilerde, hastalığı tetikleyen tek bir
adım daha fazla araştırıldığında, daha çok samanlıkta iğne aramaya benzer.
Dahası, altı iğneyi doğru sırayla ve doğru zamanda bulmanız gerekir.
Bu adımlar , aynı zamanda bireysel çevresel ya da yaşam tarzı faktörleri
(örn., Pestisit maruziyeti, sigara içimi ya da fiziksel aktivite artışı) ya da
bunların her birinin spesifik olabileceği hatalı hücresel süreçlere (örn.
Mitokondriyal disfonksiyon ya da oksidatif stres) neden olan bu faktörlerin
birikimi olabilir. Ancak bu araştırma zor olsa da, MND'nin çok adımlı
hipotezinin genişletilmesiyle çok daha kolay hale getirilmiştir.
http://n.neurology.org/content/neurology/early/2018/07/18/WNL.0000000000005996.full.pdf
24 Nisan 2018 Salı
Fiziksel aktivite ve Motor Nöron Hastalığı gelişme olasılığı
Fiziksel aktivite her zaman MND ile ilişkili faktörlerin başında olmuştur, ancak etkisini araştıran çalışmalar sıklıkla çelişmektedir. Bunu nedeni, genellikle araştırmaya dahil edilen farklı grupların ve kişilerin sayısının, verilerin toplandığı yöntemin ya da sorulan soru türlerinin ve sunulma biçimlerinin bir sonucudur. Aynı konuda daha fazla sayıda çalışma yapılması, bunların gelecekte gerçekleştirilme biçimini iyileştirebilir ve daha güvenilir sonuçlar verebilir.
MND ile 1.500'den fazla insanı ve yaklaşık 3.000 kontrol katılımcısını içeren en son çok merkezli çalışma, Prof Leonard van den Berg'in önderliğinde Euro-MOTOR konsorsiyumu tarafından gerçekleştirildi. Bugün (24 Nisan), grup Nöroloji, Nöroşirürji ve Psikiyatri Dergisi'nde bulguları hakkında bir makale yayınladı. Çalışma, Hollanda, İrlanda ve İtalyan katılımcılara yüz yüze ya da kâğıt üzerinde sunulan kapsamlı anketleri kullanarak veri topladı, sigara, alkol ve onların yaşamları boyunca fiziksel aktivite türüne ve miktarına değinmelerini istedi (hem mesleki hem de hobi etkinlikleri) Her bir aktiviteye ihtiyaç duyulan enerji harcaması miktarına dayanarak her bir kişiye bir puan verildi.
MND'li kişilerin kontrol grubuna kıyasla daha fazla sigara ve daha az alkol aldıklarını göstermenin yanı sıra, fiziksel aktivite ile MND olasılığı arasında anlamlı pozitif bir ilişki olduğu doğrulandı.
Bu çalışma, fiziksel aktivitenin MND ile ilişkili olduğuna dair kümülatif kanıtlara katkıda bulunurken, hastalığın gelişiminde önemli bir faktör olmadığını söylemek çok önemlidir. Aksine, diğerleri (genetik dahil) ile birlikte MND gelişiminin şansını artırabilecek başka bir risk faktörüdür. Fiziksel aktivitenin, bazı genetik profillerin varlığında sadece bir risk faktörü olması muhtemeldir, bu da bazı insanları motor sistem hasarına daha duyarlı hale getirir.
Kaynak
11 Nisan 2017 Salı
Çaresiz hastalıklarda suç doktorlarda mı?
ALS, Alzheimer, Parkinson, Huntington gibi nörodejeneratif hastalıklarla Nöroloji bilim dalı ilgileniyor. Bu hastalıklar dünyanın her yerinde aynı durumdadır. Çünkü ALS hastalığı nadir görülen hastalıklar arasındadır. Yetim hastalıklar grubunda kabul edilir. Araştırma, ilaç geliştirme çalışmalarında ilgi görmez. Bunun sonucunda tedavi geliştirme diğer hastalıklara göre yavaş ilerler. Yani ALS hastası ve en müthiş Nöroloji doktorları her yerde çaresizlik içindedir. Konuya daha geniş açılı bakacak olursak durum nedir?
Tıp bilimi sadece dahiliye, cerrahi, göz vs kliniklerden oluşmuyor. Temel tıp bilimleri, klinik öncesi bilimler, biyoloji, genetik, farmakoloji, fizyoloji, moleküler biyoloji, laboratuvar bilimleri, kimya, biyofizik, biyokimya, istatistik vs daha pek çok biyolojik temel bilim dallarının hepsi insanı inceler.
İnsanı incelemek, kurcalamak öyle kolay değildir. İşin bir de etik, ahlaki değerleri var. İnsana kendi isteği olmadan dokunamazsınız. İsteği olsa bile bazı etik yaklaşımlar buna izin vermez. Ülkeden ülkeye değişen yaklaşımlar vardır.
Örneğin sizden kan örneği alıp bir tıbbi araştırma yapacak olsam etik kurula başvuru yapmak zorundayız. Neyi , nasıl, ne amaçla kullanacağımı, amaç, beklenti vs rapor etmem gerekiyor. Bu izin sonrasında yine size aydınlanmış onam formu imzalatılacaktır.
Gelelim Nöroloji doktoruna: ALS hastalığının kesin teşhisine gelmeden önce, ALS gibi kas güçsüzlüğü belirtileri yapan yüzlerce hastalığı elemek gerekiyor. Bunlar içinde tedavi edilebilir olanları kaçırmamak gerekiyor. Bazen hastalık herkeste farklı belirtilerle ortaya çıkıyor. Bunların gerçekten ALS olup olmadığını anlamak için aylar sonra tekrar değerlendirmek gerekiyor.
Teşhis tamam, neden tekrar Nöroloji uzmanına gideyim?
Hepimiz Allah yapısı ruh ve bedene sahibiz. Hastalığımızın bir kul tarafından tedavi edilmesini istiyoruz. Tedavi bulunması için öncelikle rafine, güvenilir bilgi toplamak gerekiyor. Nöroloji doktorunun işi burada devreye giriyor. Hastalığın gidişatı sırasında vücutta neler olduğunu izlemesi, doğru değerlendirmesi, kıyaslaması ve rapor etmesi gerekiyor. Bu izin sadece hekime verilmiştir. Yani örneğin laboratuvarda 24 saat çalışan bir moleküler biyoloji prof. hastaya dokunamaz. Eğer hem hekim hem de moleküler biyoloji uzmanı ise bunu yapabilir. Böyle insanlar dünyada çok az çünkü her iki konuda uzman olmak için ömür yetmiyor.
Araştırma yapacağım, her şey hazır mı?
Ülkelerin öncelikli politikaları vardır. Sağlık politikalarında araştırmaya öncelik veren ülkelerde araştırma yapan hekimleri poliklinikte kullanmazlar. Onların bilgilerinden araştırma, tedavi geliştirme alanında faydalanırlar. Bilimi yüceltirler. Doktorun da bir insan olduğunu kabul ederler.
Ülkenin bilim politikaları araştırmaya, üretmeye ortam yaratmıyorsa 24 saat laboratuvarda yatıp kalksan ne çare?
2014 yılında buz kovası kampanyası sırasında dünyada ALS hastalığını duymayan kalmadı. (Sağlık bakanlığı dışında)
Amerika'da buz kovası kampanyası sırasında 125 milyon dolar bağış toplandı, büyük bölümü araştırma fonlarına aktarıldı. Amerika'da 25-30 bin ALS hastası olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de ise 8-10 bin civarında ALS hastası olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de buz kovası kampanyası sırasında toplanan bağışlar, Hastaları yaşatmak adına Sgk kapsamında ödenmeyen malzemeler için harcanmıştır.
Yine de Türkiye’de tıp alanında bilimsel araştırma yapılıyor,
Yine de Türkiye’de tıp alanında bilimsel araştırma yapılıyor, her şeye rağmen yapılıyor. Çünkü hiçbir politika, insanın öğrenme, araştırma merakını yok edemez.
İyi bakım doktorda mı?
ALS hastalığı sadece hastayı ilgilendirmez. Hastanın ailesini de derinden yaralar. ALS hastasını bakımı sadece KBB, Göğüs Hastalıkları Uzmanı elinde değildir. Olmamalıdır. Bu tür hastaların bakımı birçok branştan profesyoneller tarafından organize edilmeli, sosyal devlet güvencesi altında olmalıdır. Acil, 112, Aile hekimi, hemşirelik hizmeti, beslenme, fizik tedavi, iş uğraş terapisi, evde bakım desteği, eşlerin, çocukların desteklenmesi, tıbbi malzeme desteği, Teknik servis, elektrik kesintisi, erişilebilirlik, ulaşılabilirlik, teknoloji iletişim desteği, bilgilendirme hizmetleri ve afet planı gibi çok kapsamlı düşünülmelidir.
Topu Nöroloji doktorlarına atmak bizi masum yapmıyor. Tam tersine öfkemizi yanlış yere yönlendirerek gerçek hedefi görmüyoruz.
1- ALS hastası haklıdır. Tedavisi olmayan, insan onurunu yaralayan, bakımı çok zahmetli bir hastalıkla mücadele etmektedir. Başkasına bağımlı yaşamak, aileye de Büyük travma olmaktadır.
2- Haklı değilse 1. Madde geçerlidir.
Tüm hasta, hasta yakını, gönüllü, yüreği insan için atanlara Sevgilerimi tazeliyorum.
20 Aralık 2016 Salı
Sistematik inceleme ve meta-analiz kullanarak amyotrofik lateral sklerozun başlangıcı ve ilerlemesi ile ilişkili risk faktörlerinin tanımlanması.
Amyotrofik lateral skleroz (ALS) 150 yıl önce nörolojik bir durum olarak tanımlansa da, ALS'nin başlangıcı ve ilerlemesi ile ilgili risk faktörleri halen bilinmemektedir. 30'dan fazla genin monogenik mutasyonları, yaklaşık% 10'luk ALS vakası ile ilişkilidir. ALS'nin başlangıç yaşı ve hastalık tiplerinin ALS progresyonunu etkilediği bulunmuştur. Bu çalışma, sistematik gözden geçirme ve gözlemsel çalışmaların meta-analizi kullanılarak ALS'nin başlangıcı ve ilerlemesi ile ilişkili ek varsayımsal risk faktörlerini saptamak üzere tasarlanmıştır. ALS ile ilişkili olabilecek risk faktörleri şunları içerir:
1) Genetik mutasyonlar;
2) Önceden kurşun ve cıva gibi ağır metallere maruz kalma;
3) Pestisitler ve çözücüler gibi daha önce organik kimyasallara maruz kalma;
4) Elektrik çarpması öyküsü;
5) Fiziksel travma / yaralanma öyküsü (kafa travması / hasar dahil);
6) Sigara içmek (kadınlarda ALS için zayıf bir risk faktörü);
6) Mesleki Faktörler: sporlara katılma, vücut kütle endeksi düşüklüğü, eğitim düzeyi düşüklüğü veya tekrarlayan / yorucu iş, askerlik, Beta-N-metilamino-l-alanin ve viral enfeksiyonlara maruz kalmaya neden olan meslekler gibi diğer risk faktörler.
ALS progresyon hızıyla ilişkili olabilecek risk faktörleri şunları içerir:
1) D vitamini eksikliği de dahil olmak üzere beslenme durumu;
2) Komorbiditeler;
3) Etnik köken ve genetik faktörler;
4) Destekleyici bakım eksikliği;
4) Sigara içmek.
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/27377857
1) Genetik mutasyonlar;
2) Önceden kurşun ve cıva gibi ağır metallere maruz kalma;
3) Pestisitler ve çözücüler gibi daha önce organik kimyasallara maruz kalma;
4) Elektrik çarpması öyküsü;
5) Fiziksel travma / yaralanma öyküsü (kafa travması / hasar dahil);
6) Sigara içmek (kadınlarda ALS için zayıf bir risk faktörü);
6) Mesleki Faktörler: sporlara katılma, vücut kütle endeksi düşüklüğü, eğitim düzeyi düşüklüğü veya tekrarlayan / yorucu iş, askerlik, Beta-N-metilamino-l-alanin ve viral enfeksiyonlara maruz kalmaya neden olan meslekler gibi diğer risk faktörler.
ALS progresyon hızıyla ilişkili olabilecek risk faktörleri şunları içerir:
1) D vitamini eksikliği de dahil olmak üzere beslenme durumu;
2) Komorbiditeler;
3) Etnik köken ve genetik faktörler;
4) Destekleyici bakım eksikliği;
4) Sigara içmek.
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/27377857
13 Ocak 2016 Çarşamba
7 Ocak 2016 Perşembe
Şikago'daki Türk Bilim Kadınımız Dr Hande Özdinler'in Büyük Başarısı
Uluslarası bilim alanından en çok takip edilen "International Innovation" Dergisi, 2015 yılında Dünyanın En İyi Buluş Yapan 10 Bilim Akademisyeninden biri olarak Dr Hande Özdinler'in seçildiğini duyurarak, kendisiyle 3 sayfalık röportaj yaptı. Dr Özdinler yaptığı çalışma ve buluşlarda ALS hastalığının nedeni olan motor sinir hücrelerine yeniden hayatiyet kazandırmak olmak üzere bu daldaki çalışmalara dünyada öncülük edenler arasında. Yakından tanıdığımız Dr Özdinler'e başarılarının devamını dilerken,17 Martta TOA En Etkili 30 Türk-Amerikalı Kadını Ödül Galasında da New York'ta olacak.
31 Ekim 2014 Cuma
ALS ile ilgili 30. gen bulundu: TUB4A
İnsan genom dizilimi tanımandığından beri araştırmacılar ALS ile ilgili genler üzerinde yoğunlaşmış durumda. ilk kez 1993 yılında SOD1 genindeki mutasyonun keşfedilmesinden bugüne kadar 30 gen bulundu. Son olarak TUB4A geninde mutasyon keşfedildi.
ALS hastalığının belirli tek bir nedeni olmadığı, birçok faktörün biraraya gelmesi ile hastalığın başladığı tahmin ediliyor. Bulunan her gen mutasyonu ise bu karmaşık problemi çözecek yeni ipuçları veriyor.
ALS hastalığının belirli tek bir nedeni olmadığı, birçok faktörün biraraya gelmesi ile hastalığın başladığı tahmin ediliyor. Bulunan her gen mutasyonu ise bu karmaşık problemi çözecek yeni ipuçları veriyor.
15 Eylül 2014 Pazartesi
ALS'de yeni bir araştırma : Gen Terapisi
Sheffield Institute for Translational Neuroscience (SITraN) enstitüsündeki bilim adamları ALS hastalığı için gen terapisi geliştirmek üzere yeni ve çığır açacak bir araştırmaya başladılar.
Gen terapisi araştırmasının yürütücüsü ve enstitü başkanı Professor Mimoun Azzouz "Bu öncü proje ALS hastaları ve hasta yakınlarına bir umut işareti sunarak ALS hastalığına ilk anlamlı nöroprotektif(sinir koruyucu) terapiyi kazandırma potansiyeline sahip.
%20 ailesel olan ALS vakası ile ilişkilendirilen SOD1 genini inhibe etme (baskılama) yakın gelecekte ALS hastalığına çare bulma konusunda gelebileceğimiz en yakın nokta. Nihai amacımız kliniklerde SOD1 ilşkili ALS hastaları için bir gen terapisi yöntemi geliştirmek. Gen terapisi motor nöron hastalığı dahil birçok sinir sistemi hastalığının tedavisinde kullanılan yenilikçi bir yöntem olarak kabul ediliyor.
Başlangıçta gen tedavisini SOD1 ile ilşkili olan ailesel ALS hastalarında uygulamayı, gelecekte ise bu çalışmayı genişleterek diğer ALS hasta gruplarında uygulamayı hedefliyoruz. ALS hastalığı hareket kontrolü sağlayan kaslar ve beyin ile bağlantılı, ardışık(kademeli) sinir hücresi kaybı ile karakterize bir rahatsızlıktır. Rahatsızlık ilerledikçe hasta yürüme, hareket etme, yemek yeme, konuşma gibi fiziksel faaliyetlerini kaybedebilir." açıklamasını yaptı.
Bu öncü araştırma (isimsiz bir bağışçı tarafında 2.2 milyon dolar bağışta bulunulmuş) enstitü başkanı Professor Mimoun Azzouz ve SITraN'ın kurucusu dünyaca ünlü ALS uzmanı Professor Dame Pam Shaw tarafından ortaklaşa yürütülmektedir.
Proffesor Shaw; "ALS nadir görülen bir rahatsızlık olarak görülmektedir ve bu yüzden ve bu yüzden yeni geliştirilecek terapilerin finansmanları göz ardı edilmektedir. Bu durum da Amerika'da gen terapisi araştırma programı için ve beklemeye vakti olmayan ALS hastalarımız için cömertce bağış yapan hayırseverin önemini vurguluyor, arttırıyor." açıklamasını yaptı.
"Bu gen terapisi ve klinik denemeler ile ilgili SITraN'da elde ettiğimiz deneyim ALS hastaları için yeni bir gen tedavisi geliştirilmesi konusunda çok büyük önem arz etmekte. Ağustos 2015'e kadar bu terapiyi klinikteki hastalara uygulamak için ruhsatlandırma talebinde bulunacağız."
SITraN'daki araştırmacılar, ilk insan-klinik denemesinden önce geniş çaplı bir klinik öncesi çalışma başlatacaklar. Aynı grup aynı zamanda SMA (ALS'nin çocuklarda görülen versiyonu - Spinal Muscular Atrophy) hastalığı için Dünya'da ilk defa insanlarda uygulanacak gen terapi denemelerinin hazırlığını yapıyor.
http://www.encals.eu/news/research-to-develop-a-gene-therapy/
Çeviri: Ece Bayrak
4 Eylül 2014 Perşembe
Nisan 2014'ten bu yana ALS hastalığı ile ilgili uluslararası gelişmeler
Ece Bayrak
TO BB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Mikro Nanoteknoloji Mühendisliği
Ben dahil ALS hastalığı ile ilgili çalışan/çalışacak olan bir sürü insan var. Her geçen gün yeni bir şeyler bulunuyor. Bu hastalık gerçekten çok kompleks bir hastalık. O yüzden hemen yarın bir şey bulunamayacak belki evet ama yakın gelecekte çok güzel haberler alacağımıza inanıyorum. Çünkü bir yerlerde sizler için çalışan insanlar var. Ve ben sizlere de onlara da inanıyorum. Lütfen sizler de inanın. Hem kendinize hem de onlara...
1- 03/04/2014 - University of Wisconsin/Madison
Ciddi nörolojik hastalığa sahip olan hastalardan alınan sinir hücreleriyle çalışan bir araştırmacı ALS hastalığına sebep olabilecek (kökeni olabilecek) bir protein oluşumu belirledi. Ayak kaslarını kontrol eden motor nöronlar(sinir hücreleri) yaklaşık 90 cm uzunluğunda dolayısıyla nörotransmitterler(sinyaller) orijinlerinden 90 cm uzağa hareket ederek kasları uyarıyorlar. Bu sinyal-sinir hücresi bağlantısı koptuğu zaman ALS'nin ilk belirtileri olan uyuşmalar ve felç gerçekleşiyor.
Bilim adamları bu bağlantı kopukluğuna şekilsiz bir proteinin (sinir liflerinin geçişini bloke ederek liflerin işlevini zamanla yitirmesine ve ölmesine sebep olarak) sebep olduğunu uzun zamandır biliyorlardı. Yeni araştırmanın kalbi nörofilamentteki 3 proteinden birinin eksikliği olarak kayda geçti.
Nörofilamentler hücrenin iskeletini oluşturur ama sürekli değişirler. Bu proteinler hücreden vücudun en uzak bölgelerine kadar her yere gönderilir ve daha sonra geri dönüştürülmek üzere üretildikleri yerlere dönerler. Eğer proteinler doğru şekli alamazlar ve kolayca hücreden gönderilirlerse gönderildikleri yerlerde düğümler oluştururlar ve bu da arka arkaya bir dizi probleme yol açar.
ALS hastasının otopsisinde nörofilament düğümlerine rastlayan bilim adamı, çalışmaları sonucunda ALS'nin nörofilamentlerin üretim basamaklarından birinde meydana gelen bir değişim/düzensizlik sebebiyle meydana geldiğini açıkladı. Ayrıca bu değişimin çok erken yaşta olduğunu belirterek eğer bu basamak patolojik olarak belirlenebilirse sinir hücrelerinin kurtarılabileceğini belirtti.
Bilim adamı kendi laboratuvarında yaptığı çalışmalarda (petri kabında çalıştığı sinir hücreleriyle) bu değişime sebep olan gen çıkartıldığında sinir hücrelerinin normale döndüğünü gözlemledi. Bunca yıllık çalışmalarının sonunda meyve verdiğini söyleyen bilim adamı bu hastalığa bulunacak tedavi yöntemiyle Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının da erken teşhisi ve tedavisinin olabileceğini söyledi.
2- 03/04/2014 - Harvard University
Kök hücre çalışan bilim adamları epilepsi için geliştirilen bir ilacın ALS hastalığında da işe yarayabileceğini keşfettiler. Araştırmacılar Massachusetts General Hospital ile iş birliği içerisinde klinik bir araştırma yürütüyorlar.
Bilim adamları, ALS'deki problem ise genlerde bu hastalığa sebep olan 1'den fazla mutasyonun olması ve klinik araştırmalarda ise sadece 1 mutasyona (SOD1) odaklanılmasından kaynaklı olduğunu söyledi.
Bilim adamları ALS motor nöronlarında potasyum kanalı eksikliği olduğunu tespit etmiş. Bu durum onları geliştirdikleri potasyum kanalı açan ilacı test etmeye, aşırı uyarılmışlık seviyesini azaltıp azaltamayacaklarını bulmaya yöneltmiş ve çalışmaları sonucunda tam olarak seviyenin azaldığını görmüşler. Sonuç olarak klinik çalışmaların daha sonra insan denekler üzerinde yapılabileceğini ve işe yarayabileceğini belirten bilim adamları ilacın faydalı sonuçları olup olmayacağınıda gözlemleyebileceklerini belirttiler.
3- 12/06/2014 - Oregon State University
Araştırmacılar yıllardır bilinen bakır alaşımının ALS için gerekli olan terapinin temellerini oluşturabileceğini belirttiler. Genetiği değiştirilmiş laboratuvar hayvanlarına oral yollar verilen bu bileşimin hayvanların yaşam sürelerini uzattığı ve hareket kabiliyetlerini geliştirdiğini gözlemlendi.
ALS hastaları için henüz bir terapi yöntemi bulunamadı ama bilim adamları yeni buldukları bu yöntemin ALS hastalarında da işe yarabileceğini söylediler.
4- 26/06/2014 - VIB - Flanders Interuniversity Institute for Biotechnology
Bilim adamları meyve sineklerinde HDAC6 enziminin fazla çalışmasının ALS semptomlarını şiddetlendirdiğini keşfetti ve bu enzimin inhibe edilmesi durumunda (bastırılması) ALS semptomlarının önüne geçilebileceği, yavaşlatılabileceğini söylediler.
5- 03/07/2014 - University of Michigan Health System
Bilim adamları ; ALS ve bunama hastalıklarından muzdarip olan insanların beyninde şekilsiz, küçük protein kütleleri beyin hücrelerinin çalışmalarını blok ediyor, bu hücrelerin bu tıkanıklıklardan temizlenmeleri için sahip oldukları doğal mekanizmayı hızlandırırsak bu gibi durumlar için başarılı bir tedavi yöntemi bulabiriliz şeklinde bir açıklama yaptılar.
Yeni yapılan araştırmada hücre fazla miktarda TDP43 proteini yaparsa beyin hücrelerinin kendini temizleme (proteini hücre içinde sindirerek yok etme) kapasitesinde ciddi dalgalanmalar meydana geliyor. Ama bilim adamları ayrıca şunu da fark ettiler ki hücrenin kendini daha hızlı temizlemesi için verilen 3 ilaç beyin hücrelerini daha uzun süre hayatta tutuyor.
Daha uzun yaşam için ALS hastalarının ihtiyacı olan teoride TDP43 yıkıcı beyin hücreleri ancak teoriyi pratiğe geçirmek için daha çok çalışma yapmak gerekiyor.
6- 21/07/2014 - The JAMA Network Journals
Kreatinin ve albumin biyomarkerlarının (Yani vücutta/kanda var olduğunda ya da yüksek düzeyde bulunduğunda kişinin ALS'ye yakalanmış olduğunu veya yakalanma riskinin yüksek olduğunu gösterecek olan ve kanda ölçülebilen biyolojik bir molekül) ALS hastalarının sağkalımı ile bağlantısı olduğu görünüyor. Ayrıca bu biyomarkerların hastalığın prognozunun (bir hastalığın seyri hakkında tahmin yürütme ve iyileşme şansı olup olmadığının anlaşılması) tanımlanmasında da yardımcı olabileceği biliniyor.
Kreatinin ve serum albumin değişkenlikleri üzerine yapılacak daha detaylı çalışmalar hastalığın seyriyle ve teşhisiyle ilgili daha fazla bilgi sahibi olunmasını sağlayacaktır.
7- 06/08/2014 - Harvard University
Harvard Üniversitesi'nde Kök Hücre Enstitüsü'nde ALS ile ilgili 8 yıldır bir dizi deneysel çalışmalar yürütülmekte. Bilim adamları klinik deneme aşamasındaki bileşenlerin ALS hastalığı için umut vaadeden terapilerde kullanılabileceğini açıkladı. Bu bileşenler denek hayvanların ömrünü %5-10 arttırdı.
Önce laboratuvarda petride daha sonra hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda bu terapötik maddelerin ALS hastaları için son derece önemli olduğu eğer bir terapötik bulunursa bunun hastalığın tedavisinde çok önemli bir adım olacağı açıklandı. Bu konu üzerine yapılan çalışmalar hala süüyor.
8- 14/08/2014 - Mayo Clinic
Araştırmacılardan oluşan bir ekip ALS hastalığıyla savaşmak için yeni bir terapötik strateji geliştirdi. Araştırmacılar C9ORF72 genindeki düzensiz hücresel süreci önlemek amacıyla küçük moleküllü bir ilaç geliştirdiler.
Bu yeni strateji düzensiz RNS'yı hedef alıyor. Bu teori için hazırlanacak biyomarker (c9FTD/ALS mutasyonunu hedef alacak olan biyomarker) sadece hastalığın teşhisi ve takibinde değil aynı zamanda da deneysel tedavilerin çoğunun elenmesinde de kullanılabilecek.
23 Temmuz 2014 Çarşamba
İlaçta araştırma ve geliştirme çalışmaları
İlaçta araştırma ve geliştirme çalışmaları zahmetli, uzun ve pahalı bir süreçtir
İlaç araştırmalarının başlangıç safhasında, uzun laboratuar çalışmaları sonucu geliştirilen binlerce molekülün arasından hastalık üzerinde olumlu etki yapabilecek veya yaşam kalitesine katkı sağlayabilecek bir molekülün tespit edilmesi yer almaktadır.
Yeni keşfedilen molekülün buluş hakkı için patent başvurusu yapılır (Örneğin, ABD’de Amerikan Patent Enstitüsü’ne). Başvuru kabul edilirse 20 yıla kadar patent hakkı alınır.
Yeni molekül için, ilaç sektöründe yetkili bir makama (Örneğin ABD’de FDA-Amerikan Gıda ve İlaç Yönetimi’ne) başvuru yapılır ve araştırma onayı alınır.
Molekülün, toksik olup olmadığı ve farmakolojik açıdan etkileri laboratuar çalışmalarıyla araştırılır.
Laboratuar ortamında güvenli bulunan molekül için yeniden yetkili makamlara başvurularak, klinik çalışmalar ve insanlar üzerinde araştırma yapılabilmesi için izin alınır.
Katılımı gönüllülük esasına dayanan insanlar üzerindeki klinik araştırmalar 3 aşamadan oluşur ve bu uzun bir süreç anlamına gelmektedir.
Faz I adı verilen birinci aşamaya kontrollü bir hastane ortamında sayıları 20 ile 80 arasında değişen sağlıklı gönüllüler katılır. Amaç, ilacın dozununun belirlenmesi, vücut tarafından nasıl metabolize edildiği ve vücuttan nasıl atıldığı konusunda veri toplamak ve akut yan etkileri saptamaktır.
Faz II adı verilen ikinci aşamaya, ilacın tedavi etmeyi hedeflediği hastalığa yakalanmış 100 ile 300 arasında gönüllü hasta katılır. Amaç, ilacın etkin ve güvenli olduğuna dair veri toplamaktır.
Faz III adı verilen üçüncü aşamaya 1000 ile 3000 arasında gönüllü hasta katılır. Amaç, ilacın etkinliğini ve yan etkilerini görmek, standart tedaviyle karşılaştırılmasını yapmaktır. Bazı durumlarda ilaç onaylandıktan ve piyasaya dürüldükten sonra da klinik çalışmalar sürer.
Faz IV adı verilen bu aşamada amaç, ilacın uzun vadeli risk ve yararları ile uygun kullanım dozu hakkında veri toplamaktır.
Görüldüğü gibi klinik araştırmaların her aşamasında katılımcı sayısı artar.
Araştırmanın yürütüldüğü ülkeyle birlikte, dünyanın çeşitli ülkelerindeki hastalar bu çalışmalara katılabilir. Bu tür araştırmaların yapılabilmesi için, araştırma yapılacak ülkede patent, veri koruması gibi fikri mülkiyet haklarının yasalarla korunuyor olması tercih edilmektedir.
Klinik araştırmaların sonucunda, güvenilirliği ve yararı bilimsel olarak kanıtlanmış olan ilaç için yetkili makamlardan onay alınır ve ilacın piyasaya sürülmesine izin verilir.
Yeni bir ilacın piyasaya sürülmesi için onay alması ile araştırmacı ilaç firmasının sorumluluğu bitmez, aksine firmanın araştırmaya devam etmesi ve ilacın kullanımı ile ilgili yeni verileri toplayıp raporlaması gerekir.
Araştırmacı ilaç firmaları tüm dünyada son 20 yıl içinde hastalara sunulan yenilikçi ilaç ve tedavilerin yüzde 90’ından fazlasını geliştirmişlerdir.
Kaynak
İlaç araştırmalarının başlangıç safhasında, uzun laboratuar çalışmaları sonucu geliştirilen binlerce molekülün arasından hastalık üzerinde olumlu etki yapabilecek veya yaşam kalitesine katkı sağlayabilecek bir molekülün tespit edilmesi yer almaktadır.
Yeni keşfedilen molekülün buluş hakkı için patent başvurusu yapılır (Örneğin, ABD’de Amerikan Patent Enstitüsü’ne). Başvuru kabul edilirse 20 yıla kadar patent hakkı alınır.
Yeni molekül için, ilaç sektöründe yetkili bir makama (Örneğin ABD’de FDA-Amerikan Gıda ve İlaç Yönetimi’ne) başvuru yapılır ve araştırma onayı alınır.
Molekülün, toksik olup olmadığı ve farmakolojik açıdan etkileri laboratuar çalışmalarıyla araştırılır.
Laboratuar ortamında güvenli bulunan molekül için yeniden yetkili makamlara başvurularak, klinik çalışmalar ve insanlar üzerinde araştırma yapılabilmesi için izin alınır.
Katılımı gönüllülük esasına dayanan insanlar üzerindeki klinik araştırmalar 3 aşamadan oluşur ve bu uzun bir süreç anlamına gelmektedir.
Faz I adı verilen birinci aşamaya kontrollü bir hastane ortamında sayıları 20 ile 80 arasında değişen sağlıklı gönüllüler katılır. Amaç, ilacın dozununun belirlenmesi, vücut tarafından nasıl metabolize edildiği ve vücuttan nasıl atıldığı konusunda veri toplamak ve akut yan etkileri saptamaktır.
Faz II adı verilen ikinci aşamaya, ilacın tedavi etmeyi hedeflediği hastalığa yakalanmış 100 ile 300 arasında gönüllü hasta katılır. Amaç, ilacın etkin ve güvenli olduğuna dair veri toplamaktır.
Faz III adı verilen üçüncü aşamaya 1000 ile 3000 arasında gönüllü hasta katılır. Amaç, ilacın etkinliğini ve yan etkilerini görmek, standart tedaviyle karşılaştırılmasını yapmaktır. Bazı durumlarda ilaç onaylandıktan ve piyasaya dürüldükten sonra da klinik çalışmalar sürer.
Faz IV adı verilen bu aşamada amaç, ilacın uzun vadeli risk ve yararları ile uygun kullanım dozu hakkında veri toplamaktır.
Görüldüğü gibi klinik araştırmaların her aşamasında katılımcı sayısı artar.
Araştırmanın yürütüldüğü ülkeyle birlikte, dünyanın çeşitli ülkelerindeki hastalar bu çalışmalara katılabilir. Bu tür araştırmaların yapılabilmesi için, araştırma yapılacak ülkede patent, veri koruması gibi fikri mülkiyet haklarının yasalarla korunuyor olması tercih edilmektedir.
Klinik araştırmaların sonucunda, güvenilirliği ve yararı bilimsel olarak kanıtlanmış olan ilaç için yetkili makamlardan onay alınır ve ilacın piyasaya sürülmesine izin verilir.
Yeni bir ilacın piyasaya sürülmesi için onay alması ile araştırmacı ilaç firmasının sorumluluğu bitmez, aksine firmanın araştırmaya devam etmesi ve ilacın kullanımı ile ilgili yeni verileri toplayıp raporlaması gerekir.
Araştırmacı ilaç firmaları tüm dünyada son 20 yıl içinde hastalara sunulan yenilikçi ilaç ve tedavilerin yüzde 90’ından fazlasını geliştirmişlerdir.
Kaynak
6 Haziran 2014 Cuma
Joint Congress of European Neurology - 1 Haziran 2014, İstanbul
EFNS-ENS Joint Congress of European Neurology, Istanbul 2014
Istanbul, Turkey, May 31-June 3, 2014
http://efns2014.efns.org/
Istanbul, Turkey, May 31-June 3, 2014
http://efns2014.efns.org/
Prof. Dr. Nazlı
Başak’ın Sunumu
Türkiye’deki ALS hastalığının belirgin genetik yapısı
hakkında bilgi verdi. Son günlerde Türkiye’de ALS gen mutasyonunun birçok
nüfusta kapsamlı olarak araştırıldığını, toplam 411 Türk ALS hastaları üzerinde
yapılan çalışmada, bunlardan 66 ailede 96 fALS ve sALS vakalarındaki yaygın gen
mutasyonu üzerinde çalışıldığını belirtti. Hastalardan SOD1 VE UBQLN2 gen
mutasyonları için PCR yoluyla genetik özelliklerine göre bir grup
oluşturulduğunu, C9orf72 PP-PCR için hastaların alt kümesi de ayrıca ekzon
dizilemeyle karşı karşıya getirilmiş olduğunu ve SOD1-D906 mutasyonu taşıyan
hastalara haplotip analizinin uygulandığını açıkladı.
Sonuç: SOD(12%), c9ORF72(%13.5) ve UBQ2N2 (%6) Türkiye’de
gen mutasyonları Türkiye’de yaklaşık olarak %30 f ALS hastasına denk
gelmektedir. Buna karşın şu an Türkiye’deki s ALS hastalarında hiçbir SOD1
mutasyonu bulunamamıştır; C9orf72 (%3.5)
ve UBQLN2(%0.7) mutasyonları yapılan kohort çalışmada s ALS hastalığının
%42’sini oluşturmaktadır. Ekzon dizilimi, 4 ailede FUS, OPTN,SPG11 ve PLEKHG5
mutasyonlarını ortaya çıkarmıştır. Daha çok dominant ve çekinik pedigrilerde
ortaya çıkan SOD1-D90A mutasyonları bu tip çalışmada, 3 Türk ailesinde çekinik
karakter olarak görülmüştür.
Prof.Dr. Dimitrios
Karussis’in Sunumu
Kemik İliğinde Bulunan, Kendini Yenileme ve Farklılaşma
Yeteneğine Sahip Yetişkin İnsan Kök
Hücreleri (MSC) ile Tedavi Edilen ALS Hastalarının Analizi: Faz I /II ve
II A Klinik Deneme
Prof. Karussis, bu çalışmanın amacını, altyapısını,
kullanılan metodu ve sonucu hakkında bilgi verdi.
Amaç: ALS hastalarındaki nörotrofik faktörlerin (“MSC-NTF”) salgılanması için MSC hücreleri
ile yapılan tedavinin güvenirliliğini ve tolere edilebilirliğini değerlendirmek
Altyapı: Uygulanan gruba yapılan çalışma, değiştirilmemiş
MSC hücrelerinin, IV/IT uygulamasıyla güvenilir olduğunu göstermiştir.
MSC-NTF’nin nöroptotektif etkileri ALS gibi nörodejeneratif hastalıklarda
çeşitli hayvan modellerinde ispatlanmıştır. Şu an 2 art arda olan klinik
denemelerin ikincisi , bu hücrelerin ALS hastalarında güvenirliliğini ve tolere
edilebilirliğini değerlendirmek için gerçekleştirilmektedir.
Metodlar: MSC hücreleri Brainstorm’un Nur Own teknolojisi
kullanılarak hastanın omuriliğinden alınmaktadır. Bu hücreler dışarıda
çoğaltılarak, GDNF ve BDNF gibi nörotrofik faktörlerin salgılanması için
uyarılmaktadır. Bu Otolog MSC-NTF hücreleri IM veya IT enjeksiyonları ile ALS
hastalarına nakledilmektedir. Bütün hastalar, aylık olarak tedavi öncesi 3 ay
ve nakil sonrası 6 ay izlenmektedir.
Sonuç: Kök hücre nakledilmiş hastaların 6 aylık izleniminde,
tedavi ile ilgili ciddi hiçbir yan etki gözlemlenmemiştir. Klinik izlem
sonucunda Klinik Değişim Oranında (ALSFRS) ve IT ile tedavi edilen hastaların 6
ay sonra solunum fonksiyonlarında (FVC) olumlu değişiklik ortaya çıkmıştır. Bu
klinik deneme, intratekal veya kas içi MSC-NTF enjeksiyonunun güvenilir
olduğunu, kliniksel yararlı etkilerin bazı belirtilerini ortaya çıkarmıştır. Bu
çalışmada görülen güvenilir ve ön etkinlik sonuçları Brainstorm’un daha önceki
Faz I/II deneme sonuçları ile birbirini tutmaktadır. Bu iki çalışma toplam 26 ALS hastası
Brainstorm’un kök hüce tedavisi görmüştür.
Prof. Karussis, şu an yapılan Faz II a denemesinde olan 14
hastadan ilk 10 hasta için analiz sonuçlarını sundu. Sonraki 4 hastanın analiz
sonuçları ise 6 aylık izlenimlerinden sonra verileceğini belirtti.
Hastaların %71 ‘inde tedaviden önceki 3 ay dönem içerisinde
nörolojik fonksiyonlarında zayıflama görüldüğünü; buna karşın, İntratekal veya
birleştirilmiş (IT) ve kas içi (IM) uygulaması ile tedavi olan hastaların
%63’nde, yenilenmiş ALS Fonksiyonel Oran sonuçları ölçülerek, stabilizasyon
veya nörolojik fonksiyonlarında düzelme görülmüştür. Dr Karussis, ön analizdeki
bu farklılıkların istatiksel olarak p=0.335,ki-kare testinde önemli olduğunu
söyledi.
Buna ek olarak, Prof. Karussis, denemenin her iki fazında da
,IT veya birleştirilmiş IT ve IM uygulama yoluyla tedavi edilen hastaların %63’nün, tedaviden 3
ay içinde ALSFRS-R sonuçlarına ve FVC solunum fonksiyon testlerine
bakılarak, tedaviye cevap vermekte
olduğunu belirtmiştir. Daha önce sadece IM yoluyla Nur Own teknolojisi ile
tedavi edilen 6 hastada özellilkle lokal pozitif etki görüldüğünü; aynı şekilde,
aynı Faz I/II denemesinde, IT ile nakledilmiş hastalarda tedavi edilen kolda
CMAP sonuçları ile ispatlanarak nörotrofik ve yenileyici etkilerinin
gözlemlendiğini söyledi. Son olarak da , Nur Own uygulamasının hem kas içinden,
hem de intratekal olarak iyi tolere edildiğini, birçok hastada gözlenen
iyileşme ve stabilizasyonun onu çok cesaretlendirdiğini ve Amerika’da birkaç
merkezde kurulmakta olan yeni çalışmalar için de umutlu olduğunu vurguladı.
Yasemin Akarsu
19 Mart 2014 Çarşamba
Araştırmacılar hücre modeli içerisinde yanlış katlanmış ALS proteininin hücreden hücreye yayılımını keşfettiler
Proceedings of the American Academy of Sciences’da yayımlanan bir çalışmada, British Columbia Üniversite’sinden araştırmacılar, ALS hastalığının hücre modelleri içerisinde yayılımı için yeni bir potansiyel mekanizma buldular. Sonuçlar, yeni olası tedaviye dayalı stratejilere işaret edebilir.
Superoxide dismutase 1 (SOD1)’in genindeki mutasyonlar, kalıtsal ALS’nin yaklaşık yüzde 20’sinin sebebidir. SOD1 proteininin yanlış katlanmış mutantının, mutasyonu taşıyan hastalık sürecine katkıda bulunduğu düşünülüyor fakat şimdiye kadar, yanlış katlanmış mutant olmayan proteinin hastalıktaki rolü belirsiz kalmıştır. British Columbia Üniversitesi’nden Neil Cashman’ın öncülüğünde yürütülen bu çalışmadaki araştırmacılar, hem yanlış katlanmış mutant protein hem de yanlış katlanmış normal proteinin tek bir hücreden çıkabileceği ve diğer bir hücrede toplanabileceğini göstermişlerdir. Yanlış katlanmış proteinin alınımı, bu proteini alan hücredeki normal proteinin de yanlış katlanmasına ve hücreden hücreye yanlış katlanma prosesinin yayılımına neden olabilir. Bu hücreden hücreye iletim, SOD1 proteine karşı antikorlar tarafından azaltılabilir.
ALS Association’unun başuzmanı Lucie Bruijn konu hakkında “Bu sonuçlar ilgi çekici ve ALS hastalığını anlamada önemlidir. Eğer bu hücre modeli içerisinde görülen hücreden hücreye yayılım, ALS’li insanlarda da gerçekleşiyorsa, bu durum ALS hastalığın başladıktan sonraki sürecini açıklamaya yardımcı olabilir ve SOD1 ile alakalı olmayan ALS’li bireyler için de, bu yayılmayı engellemeye yönelik yeni ve önemli bir tedavi stratejisini işaret edebilir. Bununla birlikte, gerçekte yanlış katlanmış SOD1’in insanlarda hücreden hücreye taşınıp taşınmadığı ve bu sürecin hastalığın ilerleme yapısına bir katkısının olup olmadığı konularına karar vermek için daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç olacaktır. Bu önemli sorulara cevap vermek, bu çalışmanın yayınıyla birlikte önem arz edecektir.” diye konuştu.
Tedaviye bir yaklaşım, yanlış katlanmış proteinlere karşı antikor ile müdahele etmektir. Çeşitli çalışma gruplarında bu stratejinin, ALS’nin SOD1 fare modelinde yarar sağladığı görülmüştür. Diğer bir taraftan da yine ALS Association’ın fon sağladığı bir diğer araştırmada, Toronto Üniversitesi’nden Janice Robertson ve Missouri Üniversitesi’nden Joan Coates bu yaklaşımı bir köpek modelinde test etmektedirler.
Kaynak:
http://www.alsa.org/news/archive/cell-to-cell-spread.html
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24550511
www.als.org.tr
Superoxide dismutase 1 (SOD1)’in genindeki mutasyonlar, kalıtsal ALS’nin yaklaşık yüzde 20’sinin sebebidir. SOD1 proteininin yanlış katlanmış mutantının, mutasyonu taşıyan hastalık sürecine katkıda bulunduğu düşünülüyor fakat şimdiye kadar, yanlış katlanmış mutant olmayan proteinin hastalıktaki rolü belirsiz kalmıştır. British Columbia Üniversitesi’nden Neil Cashman’ın öncülüğünde yürütülen bu çalışmadaki araştırmacılar, hem yanlış katlanmış mutant protein hem de yanlış katlanmış normal proteinin tek bir hücreden çıkabileceği ve diğer bir hücrede toplanabileceğini göstermişlerdir. Yanlış katlanmış proteinin alınımı, bu proteini alan hücredeki normal proteinin de yanlış katlanmasına ve hücreden hücreye yanlış katlanma prosesinin yayılımına neden olabilir. Bu hücreden hücreye iletim, SOD1 proteine karşı antikorlar tarafından azaltılabilir.
ALS Association’unun başuzmanı Lucie Bruijn konu hakkında “Bu sonuçlar ilgi çekici ve ALS hastalığını anlamada önemlidir. Eğer bu hücre modeli içerisinde görülen hücreden hücreye yayılım, ALS’li insanlarda da gerçekleşiyorsa, bu durum ALS hastalığın başladıktan sonraki sürecini açıklamaya yardımcı olabilir ve SOD1 ile alakalı olmayan ALS’li bireyler için de, bu yayılmayı engellemeye yönelik yeni ve önemli bir tedavi stratejisini işaret edebilir. Bununla birlikte, gerçekte yanlış katlanmış SOD1’in insanlarda hücreden hücreye taşınıp taşınmadığı ve bu sürecin hastalığın ilerleme yapısına bir katkısının olup olmadığı konularına karar vermek için daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç olacaktır. Bu önemli sorulara cevap vermek, bu çalışmanın yayınıyla birlikte önem arz edecektir.” diye konuştu.
Tedaviye bir yaklaşım, yanlış katlanmış proteinlere karşı antikor ile müdahele etmektir. Çeşitli çalışma gruplarında bu stratejinin, ALS’nin SOD1 fare modelinde yarar sağladığı görülmüştür. Diğer bir taraftan da yine ALS Association’ın fon sağladığı bir diğer araştırmada, Toronto Üniversitesi’nden Janice Robertson ve Missouri Üniversitesi’nden Joan Coates bu yaklaşımı bir köpek modelinde test etmektedirler.
Kaynak:
http://www.alsa.org/news/archive/cell-to-cell-spread.html
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24550511
www.als.org.tr
4 Kasım 2013 Pazartesi
Türk doktora ABD'den rekor destek
ABD, ölü beyin hücrelerinin "floresan" yöntemiyle görülebilmesini sağlayan DR. Hande Özdinler'in çalışmalarına 2.54 milyon dolarlık bütçe ayırdı.
ntvmsnbc
Güncelleme: 10:32 TSİ 04 Kasım. 2013 Pazartesi
ABD’nin en saygın eğitim kurumlarından Chicago’daki Northwestern Üniversitesi’nde Les Turner ALS Araştırma Laboratuvarı’nın kurucu başkanı Dr. Hande Özdinler, Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) tarafından 2.5 milyon dolarlık rekor destekle ödüllendirildi. Dr. Özdinler bu desteği, Motor Nöron hastalığı olarak da bilinen Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) konusundaki son buluşları sayesinde kazandı.
Hürriyet'in haberine göre, Dr. Özdinler, dünyada ilk defa beyindeki motor nöronları (sinir hücrelerini) ‘floresan yöntemiyle’ izole ederek görmeyi sağlayan çalışmayı gerçekleştirdi. Özdinler ve ekibinin, ölü beyin hücrelerinin floresan yöntemiyle kolayca görülmelerini sağlaması, ALS ve diğer tüm sinir hücre hastalıkları için önemli bir buluş olarak kabul edildi. Bundan böyle, bu hücrelerin ölüm nedenlerinin hücresel, genetik ve mekanizmasal nedenlerini büyük bir titizlik ve doğruluk payı yüksek oranda incelenebilecek.
Dr. Özdinler ve ekibinin buluş ve uygulamaları, “Journal of Neuroscience” ve “Drug Discovery Today” dergilerinde yayınlandı. Haberlerde, Türk doktorun, henüz nedeni ve tedavisi bulunamayan ve çok hızlı ilerleyen ALS’nin anlaşılmasını sağlayabilecek çalışmalarının, bu hastalığa karşı üretilecek ilaçlar için yepyeni bir umut kaynağı olduğu belirtildi.
27 Ağustos 2013 Salı
ALS için deneysel tedavi çalışmaları 2013
Phase 2 Çalışmaları
* Mexiletinein Sporadic Amyotrophic Lateral Sclerosis (SALS) (MX-ALS-001)
http://clinicaltrials.gov/show/NCT01849770
http://clinicaltrials.gov/show/NCT01849770
http://clinicaltrials.gov/show/NCT01879241
http://clinicaltrials.gov/show/NCT01709149
http://clinicaltrials.gov/show/NCT01753076
Phase 2 - Phase 3 Çalışmaları
* (Arimoclomol
) Phase II/III Randomized, Placebo-controlled Trial of Arimoclomol in SOD1
Positive Familial Amyotrophic Lateral Sclerosis
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT00706147?term=arimoclomol&rank=1
* Stem cells
1- Clinical
Trial on The Use of Autologous Bone Marrow Stem Cells in Amyotrophic Lateral
Sclerosis (Extension CMN/ELA)
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT01254539?term=%22+Amyotrophic+Lateral+Sclerosis+%22+AND+%22stem+cell%22&rank=1
2- Dose
Escalation and Safety Study of Human Spinal Cord Derived Neural Stem Cell
Transplantation for the Treatment of Amyotrophic Lateral Sclerosis
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT01730716?term=%22+Amyotrophic+Lateral+Sclerosis+%22+AND+%22stem+cell%22&rank=2
3- Safety
Study of HLA-haplo Matched Allogenic Bone Marrow Derived Stem Cell Treatment in
Amyotrophic Lateral Sclerosis
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT01758510?term=%22+Amyotrophic+Lateral+Sclerosis+%22+AND+%22stem+cell%22&rank=5
4- A
Dose-escalation Safety Trial for Intrathecal Autologous Mesenchymal Stem Cell
Therapy in Amyotrophic Lateral Sclerosis
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT01609283?term=%22+Amyotrophic+Lateral+Sclerosis+%22+AND+%22stem+cell%22&rank=7
5- Derivation
of Induced Pluripotent Stem Cells From an Existing Collection of Human Somatic
Cells
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT00801333?term=%22+Amyotrophic+Lateral+Sclerosis+%22+AND+%22stem+cell%22&rank=15
6- Autologous
Cultured Mesenchymal Bone Marrow Stromal Cells Secreting Neurotrophic Factors
(MSC-NTF), in Patients With Amyotrophic Lateral Sclerosis (ALS)
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT01777646?term=Amyotrophic+Lateral+Sclerosis+Hadassah&rank=1
Klinik Geliştirme Fazı:
Klinik çalışmalar dört fazda yapılır. Tüm klinik çalışmalarda "Good
Clinical Practice (GCP)" kurallarına uyulması zorunludur.
Faz I: Amaç; ürünle ilgili güvenilirlik verilerinin toplanması, doz
aralığının saptanması, tolerans ve farmakokinetik özelliklerin incelenmesidir.
Bir seri dereceli olarak artan tek doz uygulamaları yapılır. Çalışmalar
genellikle sağlıklı gönüllülerde yapılır. Denek sayısı 20-80 arasındadır. Bu
çalışmalar ortalama 1-1.5 yılda tamamlanır. Bu fazın ana amacı
"güvenilirlik"tir.
Faz III: Amaç; ürünün klinik etkinliğinin ve yan etkilerinin daha geniş bir hasta popülasyonunda değerlendirilmesidir. Hedef hastalığı olan 1000-3000 hasta gönüllü bu çalışmalarda yer alır. Çalışmalar genellikle çok merkezli, çok uluslu, randomize ve çift kör olarak planlanır.
Klinik çalışmaların bu
fazının tamamlanması 3-4 yıl sürer. Bu fazın ana amacı "etkinliğin
kanıtlanması ve yan etkilerin izlenmesidir.
Faz III çalışmalarda yeterli veriler
elde edildikten sonra ürünün ilaç olarak kullanılabilmesi için "onay"
alınması gerekir. Bunun için Amerika Birleşik Devletleri'nde FDA'ya "New
Drug Application (NDA)" başvurusu yapılması gerekir.
Benzer başvuru Avrupa Birliği için
"European Medicines Evaluation Agency (EMEA)"e yapılır. Bunlar
dışında ise her ülkenin yasal olarak sorumlu olan kuruluşuna gerekli başvuruyu
yaparak onay alması gerekir. Onay alınma süresi FDA'ya yapılan başvurularda ortalama
1,5 yıldır. Bu süre 1997'de 16,2 ay olarak belirlenmiştir. Ürünün onayı
alındıktan sonra ilaç olarak kullanımına başlanabilir.
Faz IV: Ürün ilaç olarak kullanılmaya başlandıktan sonra yapılan klinik
çalışmalar Faz IV çalışmalar olarak kabul edilir. Bunlara genel olarak
"postmarketing surveillance" çalışmaları adı verilir. Bu çalışmaların
ana amacı "uzun süreli güvenilirlik" verilerinin toplanmasıdır.
Klinik çalışmalar sırasında ortaya çıkmayan yan etkiler bu araştırmalar
sırasında rapor edilebilir. Bunun yanı sıra; ilaçla veya kullanıldığı hastalık
ve hasta grubu ile ilgili ekonomik çalışmalar ve yaşam kalitesi çalışmaları bu
fazda uygulanabilir.
İlaç geliştirme süreci ilacın patent ömrü boyunca sürer. İlaç kullanıma
girdikten sonra yeni endikasyonlarda kullanılması için yapılan çalışmalar Faz
III çalışmaları olarak kabul edilir ve aynı kurallara uyularak yapılır. Yeni
doz ve formülasyon geliştirilmesi de onaydan sonra araştırılabilir. Bütün
bunlar "evergreening" adı altında yapılan çalışmalardır.
16 Ağustos 2013 Cuma
ALS Araştırmalarında Güncel Gelişmeler
13 Haziran 2013 tarihinde Marmara Üniversitesi’nde Prof. Dr. Hande Özdinler “ALS Araştırmalarında Güncel Gelişmeler” konulu bir toplantı gerçekleştirdi. Konuşmasında, Chicago’daki Northwestern Üniversitesi Les Turner Laboratuarında yaptığı çalışmalarını ve son gelişmeleri anlattı.
Prof Dr. Hande Özdinler’in konuşmasından notlar:
ALS’nin en karmaşık nörodejeneratif hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Hande Özdinler, ALS’de hem beyindeki hem de omurilikteki motor nöron hücrelerinin birlikte öldüğünü ve şimdiye kadar yapılan araştırmaların çoğunlukla sadece omurilikteki motor nöronlarla ilgili yapılan çalışmalar olduğunu söyledi. ALS’nin hızlı ilerlemesinin sebebinin, korteks yani beyindeki hücrelerin omuriliktekilerle aynı zamanda ölmesinden kaynaklandığını belirtti. Sadece beyindeki motor nöronları incelediklerini çünkü beyinden omuriliktekine mesaj gitmezse onların bir şey yapamadıklarını söyleyen Prof. Dr. Hande Özdinler; motor nöronların omurilikten başlayarak ölmesi ve en son beyindeki motor nöronların ölmesinin yanlış olduğunu bulduklarını açıkladı ve ALS’de yaşam süresinin kısa olmasının da bu nedenden olduğunu belitti.
Prof. Dr. Hande Özdinler, laboratuarlarının amacının motor nöronların neden öldüğünü bulmak olduğunu belirtti. Yaptıkları çalışmalarda motor nöron ölümüne sebep olan ilk nedenlerden biri, uyarıların iletilmesini sağlayan aksonlarda, motor nöronların taşımayı yapamaması olduğunu, başka bir nedenin, glutamat birikmesi olduğunu belirtiyor. Glutamat birikmesi motor nöronların gereksiz yere fazla çalışmasına yol açıyor. Bu da yorgunluk ve daha çabuk yorulmaya neden oluyor. Motor nöron ölümünün diğer bir sebebi de protein birikmesi olduğunu söylüyor. Hücre içinde fazla biriken protein ALS’ye yol açıyor. Her hastada farklı nedenlerden kaynaklanan ALS’nin tedavisinin, her hastada aynı ilacın etkili olmasıyla çözümlenmesinin pek de mümkün görülmediğini de sözlerine ekliyor.
Hedeflerinin, ALS’ye uzun vadede çözüm bulmak olduğunu, bunu da öncelikle vücutta hangi nedenden kaynaklı ortaya çıktığını bulmak ve sonrasında nedene göre tedaviye dönüştürülecek yöntemler geliştirmekle sağlanacağını belirtti. Şu anda ALS’de tek bir ilacın her hastada etkili olamayacağının anlaşıldığını sözlerine ekledi. Önce ALS vücutta neden ortaya çıktı bunun belirlenip sonrasında ona uygun tedavinin yapılması gerektiğini belirtti. Yani tedavi nedene göre değişecek.
Çözümün, hem hücre hem protein hem de gen yönünde arandığını belirten Prof. Dr. Hande Özdinler, bunun için sadece motor nöron bazında çözüm bulmaya çalıştıklarını söylüyor. Sorunun motor nöronlarla ilgili olmasının, sadece motor nöronlarda çalışmak istemelerinin nedeni olduğunu da sözlerine ekliyor.
Ölen hücreyi tek başına alıp neden öldüğünü bulma çalışmalarından bahseden Prof. Dr. Hande Özdinler, ölen hücreyi izole etmeyi başardıklarını ve dünyada ilk defa upper motor nöronları “flüoresan yapma yöntemiyle” izole etmeyi başaran çalışmayı gerçekleştirdiklerini söyledi. Sadece hastalıklı motor nöronlar kullanılarak hangi genlerde ekson (protein kodlayan) kaçağı olduğunu bulduklarını belirtti.
ALS’de motor nöronların yanında astroglial hücrelerinin de hastalandığını söyleyen Prof. Dr. Hande Özdinler, bu yüzden zaten ölmekte olan motor nöronun ölümünün hızlandığını belirtti. Astrositlerin neden aktif olduğunu ve motor nöronlarla neden bir kavgaya girdiklerini bulma çalışmalarından bahseden Hande Hanım, aktif olan astrositleri de yine flüoresan yöntemiyle izole ettiklerini ve neden aktif olduklarını bulmaya başladıklarını da sözlerine ekledi. Aslında motor nöronlara yardım etmesi gereken astrositler, bilinmeyen bir nedenle motor nöronlara yardım etmeyi bırakmasının motor nöron ölümünü hızlandırdığını belirtti.
Prof. Dr. Hande Özdinler, çalışmaların devamlılığında ve araştırmaların artmasında dünyada ALS derneklerinin çok büyük bir rolü olduğuna da değindi. Sevgili Hande Özdinler’e Türkiye ziyaretinde yaptığı bu güzel bilgilendirme toplantısı için teşekkür ediyor, çalışmalarında da başarılar diliyoruz.
Kaynak: www.als.org.tr
17 Temmuz 2013 Çarşamba
Klinik çalışmalarda son durum
Tuesday, July 09, 2013
Type: Interventional
Phase: II
Recruiting?: Currently
Recruiting
Sponsor: University of Washington
|
Tuesday, July 09, 2013
Type: Interventional
Phase: II
Recruiting?: Currently
Recruiting
Sponsor: GlaxoSmithKline
|
Wednesday, July 03, 2013
Type: Interventional
Phase: IIB
Recruiting?: Currently
Recruiting
Sponsor: Cytokinetics
|
Tuesday, July 02, 2013
Type: Interventional
Phase: I
Recruiting?: Currently
Recruiting
Sponsor: Mayo Clinic
|
Wednesday, June 26, 2013
Type: Interventional
Phase: II
Recruiting?: Not Yet
Recruiting
Sponsor: Emory University
|
18 Haziran 2013 Salı
Omega - 3 hakkında
Dr. Adina Michael-Titus (Blizzard Institute, Queen Mary University of London), SOD 1 mutasyonlu farelerde yaptığı bir çalışmada, omega-3 fatty acid eicosapentaenoic acid (EPA) diyeti ile beslenenlerde hastalığın hızlandığını gösterdi. Önceki bilgilerimize göre sağlıklı insanlarda omega-3 fatty acid eicosapentaenoic acid (EPA) rejeneratif, antioksidan etkileri olduğu düşünülüyordu. Dr. Adina, bu çalışmanın yorumunu yaparken, omega3 sadece SOD 1 mutasyonlu hayvan modelinde hastalığın ilerlemesini hızlandırabilir. Diğer Motor Nöron tipinde ve insanda bunu söylemek mümkün değildir.
Sonuçta balık yemenin ALS için insanlarda zararlı olabileceğini söylemek mümkün değil.
Sonuçta balık yemenin ALS için insanlarda zararlı olabileceğini söylemek mümkün değil.
References:
Yip PK, Pizzasegola C, Gladman S, Biggio ML, Marino M, et al. (2013) The
Omega-3 Fatty Acid Eicosapentaenoic Acid Accelerates Disease Progression in a
Model of Amyotrophic Lateral Sclerosis. PLoS ONE 8(4): e61626. doi:10.1371/journal.pone.0061626
3 Şubat 2013 Pazar
Klinik araştırmalarda son durum
Dexpromipexole hayal kırıklığı yaratsa da birçok çalışma devam ediyor.
Nefes varsa umut da vardır...
http://www.als.net/ALS-Research/ALS-Clinical-Trials/
18 Aralık 2012 Salı
YILDIZLARI OKUMAK - NEDEN ASTROSİTLER TOKSİK?
Şikago’da 5-7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen
23.Uluslararası ALS/MND sempozyumunun son gününde ‘nöronal olmayan hücrelerin
rolleri’ konulu mükemmel bir oturum gerçekleşti. Aşağıda, bu oturumdan ilgi
çekici başlıklar aktarılmıştır.
Adından da çağrışım
yaptığı üzere, motor nöron rahatsızlıkları motor nöronların (mesajları beyinden
kaslara omurilik aracılığıyla ileten uzun sinir hücreleri) yıpranmasına sebep
olmaktadır. Ne var ki, motor nöronlar tek başlarına varolmazlar. Geçen 5 sene
gibi bir zaman içinde MND’nin gelişimine glianın etkileri hakkında birçok bilgi
edindik. Sağlıkta, hepsi birlikte glia olarak
bilinen çeşitli hücreler (astrositler, mikroglia ve oligodendrositler gibi) motor
nöronları korur ve desteklerler. MND de ise bu düzenin değiştiğini
biliyoruz. Bu alan, keşfedilecek daha çok
şeyin bulunduğu, MND araştırmalarının heyecan verici ve hızla ilerleyen bir
alanıdır. Dolayısıyla, sempozyumun oturumlarından birisinin de son gelişmeleri
içeren bir konuda olması kaçınılmazdı.
Oturum, Serge Przedborski’nin,
astrositlerin MND deki rolleri, etkileri hakkında bugüne kadarki bilgilerimizi
derinlemesine gözden geçirmesiyle başladı.
(Astrosit adı astrositlerin mikroskoptaki görüntülerinin yıldıza
benzemesinden geliyor). Astrositlerin içinde geliştiği besiyerinin sağlıklı
motor nöronlara hasar verebileceğini gösteren çalışmalardan yola çıkarak, astrositlerin (ve onların yaydığı
kimyasalların) toksik veya yararsız olup olmadığını bulmaya çalıştı. (glia bazen ‘destek’ hücre olarak adlandırılır-yararsız olduğuyla ilgili yorum uygundur).
Zeki bir yöntemle astrositi
ayırarak, astrosit sıvısının toksik olduğunu gösterdi. Sonraki soru ise;
"sıvının içinde toksik etkiyi yapan neydi?" sorusuydu. Przedborski ve
laboratuvar ekibi, motor nöronlar üzerindeki toksik etkileri için bir çok olası
bileşeni incelediler. Çalışmaları iki yıldan fazla sürdü ve olumsuz sonuçlandı.
Laboratuvarımdaki elemanların sağlıklarını riske atmamak için yaklaşımımı
değiştirmek zorunda kaldım” diye ifade etti deneyimlerini.
Yeni yaklaşımları
tanımlarken aklıma ‘hayvan mı, bitki mi, yoksa mineral mi tahmin oyunu geldi.
Bu bir protein mi? ilk sorusuydu, sonraki, “proteinde toplam bir artı ya da eksi yük var mı?” idi (bazı protein yapı
taşları- amino asitler- artı ya da eksi yüke sahiptirler, bu nedenle yük,
onları ayırmak için kullanılan genel bir yöntemdir) ve son olarak, “bu proteinin ağırlığı ne kadardır?”
diye sordu. Bu sorulara olan yanıtlar, ikinci bir araştırma astrositlerdeki
toksik protein arayışını 9 olasılığa indirmeden önce, ilk sınıflandırmayı sağladı. Dokuz olasılığı dikkatle inceledikten sonra, astrositin
yüzeyindeki DR6 adıyla bilinen bir reseptörün toksisiteden sorumlu olduğunu
buldu.
Sheffield Institute
of Translational Research, UK’den Dr. Dan Blackburni astrositlerin neden toksik olduğuyla ilgili
ipuçlarını ortaya çıkartan farklı bir yaklaşımı tanımladı. Gen ekspresyon
profili olarak adlandırılan bu yaklaşım, hangi proteinlerin belirli bir zamanda
yapıldığına bakmaktadır.
Her ne kadar,
hücrelerdeki genler her zaman orada mevcut ise de, hepsi aynı anda okunmuyor.
(Yemek kitabınızdaki her tarifi aynı anda yapmadığınız gibi.) Dolayısıyla
hastalık süresince hangi genlerin okunduğuna (gen ekspresyonu) bakmak, motor
nöronların ölümüne neyin sebep olduğuna dair uzun bir dedektif izi bırakıyor.
Dr. Blackburn, laboratuvarlarındaki eski bir çalışmayı takiben, MND modeli gösteren bir farenin ilk semptomları gösterdiği zamandan ve daha
sonraki, hastalığın çok daha ilerlemiş olduğu durumdan kanıtlar gösterdi. Kolesterol
taşınmasındaki anormalliklere dikkat çekti.
KLİNİK DENEYLER OTURUMU
ARALIK 6, 2012 — Belinda Cupid
23. Uluslararası ALS/MND
Sempozyumu’nun en çok beklenen ve ilgilenilen oturumu, NPOO1 çalışması ve kök hücre güvenliği denemeleri sunumlarını içerdi.
NP001 GÜNCELLEMESİ
NP001 çalışmasının
son bulgularını sizlerle 1 Kasım bloğumuzda (blog on 1 November ) paylaşmıştık. Bugün, Kaliforniya, Amerika’daki Forbes
Norris Merkezi’nden Dr. Bob Miller, bu bulguları onayladı. Deneme, NP001’in damar içi uygulamasının, yüksek doz (2mg/kg) grubunda makul klinik yarar sağladığını, genel olarak güvenilir ve iyi tolere edildiğini gösterdi.
Daha önceki basın
açıklamalarında rapor edildiği üzere, “post-hoc analizi”, (olaydan sonraki anlamında) yüksek doz gurubunda bulunan bazı hastaların,
çalışma boyunca, ALS Fonksiyonel derecelendirme (ALSFRS) olarak
adlandırılan bir ölçütte hiç bir değişim yaşamadığını gösterdi. ALS Fonksiyonel
Derecelendirme (ALSFRS) ölçütü, hastaların fonksiyonel kapasitesini değerlendiren
bir ölçüttür. Eski kontroller post-hoc analizinde kullanıldı – ilk defa ABD
Gida ve Ilaç Yönetimi (FDA) bu uygulamayı yapmalarına izin vermişti.
Dr. Miller, NP001’in farklı yollarla alınmasıyla ilgili kesin bir görüş bildirdi. “NP001’i
damar içi yol haricinde kullanmak güvenilir ve yararlı değil’’.
KÖK HÜCRE GÜVENLİK
DENEMESİNİN SONUÇLARI
Amerika’da yürütülen,
ilk yetkili kuruluş (FDA) onaylı MND kök hücre
tedavisinin faz I güvenlik denemesi sonuçlandı. Georgia-Amerika, Emory ALS
Merkezi’nden Dr. Johnathan Glass bu çalışmanın sonuçlarını oturumda paylaştı.
Geçen 5-10 sene
içinde arastırmacılar, klinisyenler ve hasta yakınları MND hastalığının tedavisinde
kök hücre kullanma olasılığı ve potansiyeline büyük ilgi gösterdiler.
Başka herhangi bir ilaçta
ya da potansiyel yarar sağlayacak müdahalede olduğu gibi değerlendirmenin ilk
kısmında önce, böyle bir muamelenin güvenli olup olmadığıyla ilgili sağlam ve objektif bir ölçüm
alınmalıdır ve NeuralStem calışması bunu bulmak için
dizayn edilmiştir.
Çok iyi eğitim almış
bir grup uzmandan oluşan ekip, FDA ile işbirliği içinde, MND hastalığı olan
kişilerin omuriliğine direk kök hücre enjekte edilmesinin güvenliği ile ilgili
bir çalışma başlatmışlardır. On beş hasta üzerinde onsekiz operasyon gerçekleştirilmiştir-bu
hastalardan üçü iki operasyon (iki enjeksiyon) uygulaması için gönüllü olmuşlardır.
MNDli ilk üç hastaya omuriliğin alt (lumbar) bölgesinin bir yanından tek bir
enjeksiyonla kök hücre verilmiştir. Sonraki üç hasta ise lumbar omuriliklerinin
her iki tarafına enjeksiyon almışlardır. Bu ilk altı hasta MND’nin ilerlemiş
durumundaydılar ve yürüyemiyorlardı.
Daha sonraki 6 diğer
hasta, ki yürüyebilir durumdaydılar, omuriliğin lumbar bölgesinin bir ya da iki
yanından enjeksiyon almıştır. Son 3 hasta omuriliğin servikal (boyun) bölgesinden
tek doz enjeksiyon almıştır. Son olarak da, önce lumbar bölgeden tek doz
enjeksiyon almış olan, yürüyebilen üç hasta daha sonra ikinci bir operasyonla,
servikal bölgeden tek doz enjeksiyon almıştır.
İlk 6 hasta ile
ilgili sonuçlar bilimsel bir makalede yayınlanmıştır: Stem Cells 2012
30(6) 1144 – 51
Dr Glass prosedürün iyi tolere edildiği, güvenli olduğu ve operasyonun
hastalığın ilerleyişini hizlandirmadigi sonucuna varmistir. Deneyin sonraki fazı, omuriliğin servikal
bölgesine artan dozlarda (hücre sayısı) enjeksiyon verilmesi finansal kaynak
temin edilmiş ve FDA onayı beklenmektedir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









