Yasal Uyarı

Bu site, ALS hastalığı ile ilgili haber ve bilgilendirme sitesidir. Tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi yerine geçmez. Tıbbi bir durumla ilgili sorularınız için her zaman doktorunuzla görüşün. Dr. Alper Kaya
araştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
araştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2021 Perşembe

ALS klinik bakımı ve araştırmaların geleceği

Dr. Tramonte ve Dr. Appel'den ALS klinik bakımı ve araştırmaların geleceği hakkında daha fazla bilgi almak için aşağıdaki etkinliğin tamamını izleyin!


4 Ağustos 2018 Cumartesi

MND'nin çok adımlı hipotezi nedir?


MND hipotezi.: Profesör Adriano Chio, Profesör Ammar Al-Chalabi ve arkadaşlarının önceki araştırmalarda genetik neden göz önüne alınmadığında, MND'nin gelişmesinin altı aşamalı bir süreç olduğunu gösterdi. En son çalışmalarında ekip en yaygın MND  oluşturan  SOD1, TARDBP ve C9ORF72'nin genlerine odaklanarak, bu çok adımlı süreçte genetik mutasyonun kaç adımdan sorumlu olduğunu araştırdı.

MND'nin çok adımlı hipotezi nedir?
Çok aşamalı hipoteze göre ( LancetNeurology, 2014 ), MND'nin gelişmesine yol açan altı adım vardır - yani, MND gelişmesine etki eden altı faktör vardır.  Bu, MND'nin nedenini anlamaya yönelik büyük bir ilerleme olsa da, bu aşamalar herhangi bir sırayla ortaya çıkabilir ve potansiyel olarak bilinmeyen faktörlerin sonsuz bir birleşimi olabilir ve bu da tanınmalarını inanılmaz derecede zorlaştırır. Ancak, bu faktörlerin bir kısmının genetik olması gerektiğini bildiğimizden, bilinen bir genetik mutasyona sahip insanların basamaklarına bakmak, seçimi daraltmamıza ve bazı diğer faktörleri tanımlamamıza yardımcı olabilir.

Bilinen bir genetik bozukluğa sahip insanlara bakıldığında, yazarlar bir gen mutasyonunun MND geliştirmeye yönelik altı adımdan bir veya daha fazlasını açıklayabileceği teoriyi test ettiler. İtalya ve İrlanda Cumhuriyetindeki hasta kayıtlarından alınan MND'si olan 1.077 kişinin verilerine bakmışlardır. Bunlardan 109 tanesi SOD1 (20), C9ORF72 (74) veya TARDBP (15) geninde tanımlanmış bir mutasyona sahiptir.

Önceden test edilmiş matematiksel modeli kullanan tüm 1.077 vakaların analizi, altı aşamalı süreci tüm MND biçimlerinde doğruladı. Ancak her gen ayrı ayrı ele alındığında, genetik mutasyona sahip olanların sonuçları, olmayanlar için farklıydı. Her bir genin, her bir genin farklı ve anlamlı bir miktarda MND geliştirme şansına katkıda bulunduğunu gösteren, her bir gen için daha az sayıda adımlarla bu zamana rağmen, çok aşamalı bir süreç olduğunu belirtmişlerdir. Spesifik olarak, adımların sayısı altı adımdan (genetik mutasyonun olmadığı yerde) TARDBP'de dört aşamaya, C9orf72'deki üç aşamaya ve SOD1'de iki aşamaya indirgenir .

Çok aşamalı hipoteze göre, MND geliştirmek için gerekli altı adım TARDBP gen mutasyonu olan kişilerde dörde, C9ORF72'de üç, SOD1'de ise ikiye düşmektedir.
Öyleyse bulgular neden bu kadar önemli?

Bu bilgilere sahip olmak, çevresel ve diğer faktörleri nasıl aradığımıza yaklaşımımızı değiştirebilir; SOD1 mutasyonuna sahip kişilerde, hastalığı tetikleyen tek bir adım daha fazla araştırıldığında, daha çok samanlıkta iğne aramaya benzer. Dahası, altı iğneyi doğru sırayla ve doğru zamanda bulmanız gerekir.

Bu adımlar , aynı zamanda  bireysel çevresel ya da yaşam tarzı faktörleri (örn., Pestisit maruziyeti, sigara içimi ya da fiziksel aktivite artışı) ya da bunların her birinin spesifik olabileceği hatalı hücresel süreçlere (örn. Mitokondriyal disfonksiyon ya da oksidatif stres) neden olan bu faktörlerin birikimi olabilir. Ancak bu araştırma zor olsa da, MND'nin çok adımlı hipotezinin genişletilmesiyle çok daha kolay hale getirilmiştir.

Kaynak: https://mndresearch.blog/2018/08/03/steps-to-understanding-mnd/
http://n.neurology.org/content/neurology/early/2018/07/18/WNL.0000000000005996.full.pdf

24 Nisan 2018 Salı

Fiziksel aktivite ve Motor Nöron Hastalığı gelişme olasılığı


Fiziksel aktivite her zaman MND ile ilişkili faktörlerin başında olmuştur, ancak etkisini araştıran çalışmalar sıklıkla çelişmektedir. Bunu nedeni, genellikle araştırmaya dahil edilen farklı grupların ve kişilerin sayısının, verilerin toplandığı yöntemin ya da sorulan soru türlerinin ve sunulma biçimlerinin bir sonucudur. Aynı konuda daha fazla sayıda çalışma yapılması, bunların gelecekte gerçekleştirilme biçimini iyileştirebilir ve daha güvenilir sonuçlar verebilir.

MND ile 1.500'den fazla insanı ve yaklaşık 3.000 kontrol katılımcısını içeren en son çok merkezli çalışma, Prof Leonard van den Berg'in önderliğinde Euro-MOTOR konsorsiyumu tarafından gerçekleştirildi. Bugün (24 Nisan), grup Nöroloji, Nöroşirürji ve Psikiyatri Dergisi'nde bulguları hakkında bir makale yayınladı. Çalışma, Hollanda, İrlanda ve İtalyan katılımcılara yüz yüze ya da kâğıt üzerinde sunulan kapsamlı anketleri kullanarak veri topladı, sigara, alkol ve onların yaşamları boyunca fiziksel aktivite türüne ve miktarına değinmelerini istedi  (hem mesleki hem de hobi etkinlikleri)  Her bir aktiviteye ihtiyaç duyulan enerji harcaması miktarına dayanarak her bir kişiye bir puan verildi.

MND'li kişilerin kontrol grubuna  kıyasla daha fazla sigara ve daha az alkol aldıklarını göstermenin yanı sıra, fiziksel aktivite ile MND olasılığı arasında anlamlı pozitif bir ilişki olduğu doğrulandı.

Bu çalışma, fiziksel aktivitenin MND ile ilişkili olduğuna dair kümülatif kanıtlara katkıda bulunurken, hastalığın gelişiminde önemli bir faktör olmadığını söylemek çok önemlidir. Aksine, diğerleri (genetik dahil) ile birlikte MND gelişiminin şansını artırabilecek başka bir risk faktörüdür. Fiziksel aktivitenin, bazı genetik profillerin varlığında sadece bir risk faktörü olması muhtemeldir, bu da bazı insanları motor sistem hasarına daha duyarlı hale getirir.

Kaynak 

11 Nisan 2017 Salı

Çaresiz hastalıklarda suç doktorlarda mı?


ALS, Alzheimer, Parkinson, Huntington gibi nörodejeneratif hastalıklarla Nöroloji  bilim dalı ilgileniyor. Bu hastalıklar dünyanın her yerinde aynı durumdadır. Çünkü ALS hastalığı nadir görülen hastalıklar arasındadır. Yetim hastalıklar grubunda kabul edilir. Araştırma, ilaç geliştirme çalışmalarında ilgi görmez. Bunun sonucunda tedavi geliştirme diğer hastalıklara göre yavaş ilerler. Yani ALS hastası ve en müthiş Nöroloji doktorları her yerde çaresizlik içindedir.  Konuya  daha geniş açılı bakacak olursak durum nedir?

Tıp bilimi sadece dahiliye, cerrahi, göz vs kliniklerden oluşmuyor. Temel tıp bilimleri, klinik öncesi bilimler, biyoloji, genetik, farmakoloji, fizyoloji, moleküler biyoloji, laboratuvar bilimleri, kimya,  biyofizik, biyokimya, istatistik vs  daha pek çok biyolojik  temel bilim dallarının hepsi insanı inceler.

İnsanı incelemek, kurcalamak öyle kolay değildir. İşin bir de etik, ahlaki değerleri var. İnsana kendi isteği olmadan dokunamazsınız. İsteği olsa bile bazı etik yaklaşımlar buna izin vermez.  Ülkeden ülkeye değişen yaklaşımlar vardır.

Örneğin sizden kan örneği alıp bir tıbbi araştırma yapacak olsam etik kurula başvuru yapmak zorundayız. Neyi , nasıl, ne amaçla kullanacağımı, amaç, beklenti vs rapor etmem gerekiyor. Bu izin sonrasında yine size aydınlanmış onam formu imzalatılacaktır.

Gelelim Nöroloji doktoruna: ALS hastalığının kesin teşhisine gelmeden önce, ALS gibi kas güçsüzlüğü belirtileri yapan yüzlerce hastalığı elemek gerekiyor. Bunlar içinde tedavi edilebilir olanları kaçırmamak gerekiyor. Bazen hastalık herkeste farklı belirtilerle ortaya çıkıyor. Bunların gerçekten ALS olup olmadığını anlamak için aylar sonra tekrar değerlendirmek gerekiyor.

Teşhis tamam, neden tekrar Nöroloji uzmanına gideyim?
Hepimiz Allah yapısı ruh ve bedene sahibiz. Hastalığımızın bir kul tarafından tedavi edilmesini istiyoruz. Tedavi bulunması için öncelikle rafine, güvenilir bilgi toplamak gerekiyor. Nöroloji doktorunun işi burada devreye giriyor. Hastalığın gidişatı sırasında vücutta neler olduğunu izlemesi, doğru değerlendirmesi, kıyaslaması ve rapor etmesi gerekiyor. Bu izin sadece hekime verilmiştir. Yani örneğin laboratuvarda 24 saat çalışan bir moleküler biyoloji prof. hastaya dokunamaz. Eğer hem hekim hem de moleküler biyoloji uzmanı ise bunu yapabilir. Böyle insanlar dünyada çok az çünkü her iki konuda uzman olmak için ömür yetmiyor.

Araştırma yapacağım, her şey hazır mı?
Ülkelerin öncelikli politikaları vardır. Sağlık politikalarında araştırmaya öncelik veren ülkelerde araştırma yapan hekimleri poliklinikte kullanmazlar. Onların bilgilerinden araştırma, tedavi geliştirme alanında faydalanırlar. Bilimi yüceltirler. Doktorun da bir insan olduğunu kabul ederler.
Ülkenin bilim politikaları araştırmaya, üretmeye ortam yaratmıyorsa 24 saat laboratuvarda yatıp kalksan ne çare?

2014 yılında buz kovası kampanyası sırasında dünyada ALS hastalığını duymayan kalmadı. (Sağlık bakanlığı dışında)

Amerika'da buz kovası kampanyası sırasında 125 milyon dolar bağış toplandı, büyük bölümü araştırma fonlarına aktarıldı. Amerika'da 25-30 bin ALS hastası olduğu tahmin edilmektedir.  Türkiye’de ise 8-10 bin civarında ALS hastası olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de buz kovası kampanyası sırasında toplanan bağışlar, Hastaları yaşatmak adına Sgk kapsamında ödenmeyen malzemeler için harcanmıştır.

Yine de Türkiye’de tıp alanında bilimsel araştırma yapılıyor,

Yine de Türkiye’de tıp alanında bilimsel araştırma yapılıyor, her şeye rağmen yapılıyor. Çünkü hiçbir politika, insanın öğrenme, araştırma merakını yok edemez.

İyi bakım doktorda mı?
ALS hastalığı sadece hastayı ilgilendirmez. Hastanın ailesini de derinden yaralar. ALS hastasını bakımı sadece KBB, Göğüs Hastalıkları Uzmanı elinde değildir. Olmamalıdır. Bu tür hastaların bakımı birçok branştan profesyoneller tarafından organize edilmeli, sosyal devlet güvencesi altında olmalıdır. Acil, 112, Aile hekimi, hemşirelik hizmeti, beslenme, fizik tedavi,  iş uğraş terapisi, evde bakım desteği, eşlerin, çocukların desteklenmesi, tıbbi malzeme desteği, Teknik servis, elektrik kesintisi, erişilebilirlik, ulaşılabilirlik, teknoloji iletişim desteği, bilgilendirme hizmetleri ve afet planı gibi çok kapsamlı düşünülmelidir.

Topu Nöroloji doktorlarına atmak bizi masum yapmıyor. Tam tersine öfkemizi yanlış yere yönlendirerek gerçek hedefi görmüyoruz.

1- ALS hastası haklıdır. Tedavisi olmayan, insan onurunu yaralayan, bakımı çok zahmetli bir hastalıkla mücadele etmektedir. Başkasına bağımlı yaşamak, aileye de Büyük travma olmaktadır.
2- Haklı değilse 1. Madde geçerlidir.

Tüm hasta, hasta yakını, gönüllü, yüreği insan için atanlara Sevgilerimi tazeliyorum.

20 Aralık 2016 Salı

Sistematik inceleme ve meta-analiz kullanarak amyotrofik lateral sklerozun başlangıcı ve ilerlemesi ile ilişkili risk faktörlerinin tanımlanması.

Amyotrofik lateral skleroz (ALS) 150 yıl önce nörolojik bir durum olarak tanımlansa da, ALS'nin başlangıcı ve ilerlemesi ile ilgili risk faktörleri halen bilinmemektedir. 30'dan fazla genin monogenik mutasyonları, yaklaşık% 10'luk ALS vakası ile ilişkilidir. ALS'nin başlangıç ​​yaşı ve hastalık tiplerinin ALS progresyonunu etkilediği bulunmuştur. Bu çalışma, sistematik gözden geçirme ve gözlemsel çalışmaların meta-analizi kullanılarak ALS'nin başlangıcı ve ilerlemesi ile ilişkili ek varsayımsal risk faktörlerini saptamak üzere tasarlanmıştır. ALS ile ilişkili olabilecek risk faktörleri şunları içerir:
1) Genetik mutasyonlar;
2) Önceden kurşun ve cıva gibi ağır metallere maruz kalma;
3) Pestisitler ve çözücüler gibi daha önce organik kimyasallara maruz kalma;
4) Elektrik çarpması öyküsü;
5) Fiziksel travma / yaralanma öyküsü (kafa travması / hasar dahil);
6) Sigara içmek (kadınlarda ALS için zayıf bir risk faktörü);
6) Mesleki Faktörler: sporlara katılma, vücut kütle endeksi düşüklüğü, eğitim düzeyi düşüklüğü veya tekrarlayan / yorucu iş, askerlik, Beta-N-metilamino-l-alanin ve viral enfeksiyonlara maruz kalmaya neden olan meslekler gibi diğer risk faktörler.
ALS progresyon hızıyla ilişkili olabilecek risk faktörleri şunları içerir:
1) D vitamini eksikliği de dahil olmak üzere beslenme durumu;
2) Komorbiditeler;
3) Etnik köken ve genetik faktörler;
4) Destekleyici bakım eksikliği;
4) Sigara içmek.
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/27377857

7 Ocak 2016 Perşembe

Şikago'daki Türk Bilim Kadınımız Dr Hande Özdinler'in Büyük Başarısı

Uluslarası bilim alanından en çok takip edilen "International Innovation" Dergisi, 2015 yılında Dünyanın En İyi Buluş Yapan 10 Bilim Akademisyeninden biri olarak Dr Hande Özdinler'in seçildiğini duyurarak, kendisiyle 3 sayfalık röportaj yaptı. Dr Özdinler yaptığı çalışma ve buluşlarda ALS hastalığının nedeni olan motor sinir hücrelerine yeniden hayatiyet kazandırmak olmak üzere bu daldaki çalışmalara dünyada öncülük edenler arasında. Yakından tanıdığımız Dr Özdinler'e başarılarının devamını dilerken,17 Martta TOA En Etkili 30 Türk-Amerikalı Kadını Ödül Galasında da New York'ta olacak.

31 Ekim 2014 Cuma

ALS ile ilgili 30. gen bulundu: TUB4A

İnsan genom dizilimi  tanımandığından beri araştırmacılar ALS ile ilgili genler üzerinde yoğunlaşmış durumda.  ilk kez 1993 yılında SOD1 genindeki mutasyonun keşfedilmesinden bugüne kadar 30 gen bulundu. Son olarak TUB4A geninde mutasyon keşfedildi.
ALS hastalığının belirli tek bir nedeni olmadığı, birçok faktörün biraraya gelmesi ile hastalığın başladığı tahmin ediliyor. Bulunan her gen mutasyonu ise bu karmaşık problemi çözecek yeni ipuçları veriyor.


15 Eylül 2014 Pazartesi

ALS'de yeni bir araştırma : Gen Terapisi


Sheffield Institute for Translational Neuroscience (SITraN) enstitüsündeki bilim adamları ALS hastalığı için gen terapisi geliştirmek üzere yeni ve çığır açacak bir araştırmaya başladılar.
Gen terapisi araştırmasının yürütücüsü ve enstitü başkanı Professor Mimoun Azzouz "Bu öncü proje ALS hastaları ve hasta yakınlarına bir umut işareti sunarak ALS hastalığına ilk anlamlı nöroprotektif(sinir koruyucu) terapiyi kazandırma potansiyeline sahip.

%20 ailesel  olan ALS vakası ile ilişkilendirilen SOD1 genini inhibe etme (baskılama) yakın gelecekte ALS hastalığına çare bulma konusunda gelebileceğimiz en yakın nokta. Nihai amacımız kliniklerde SOD1 ilşkili ALS hastaları için bir gen terapisi yöntemi geliştirmek. Gen terapisi motor nöron hastalığı dahil birçok sinir sistemi hastalığının tedavisinde kullanılan yenilikçi bir yöntem olarak kabul ediliyor.

Başlangıçta gen tedavisini SOD1 ile ilşkili olan ailesel ALS hastalarında uygulamayı, gelecekte ise bu çalışmayı genişleterek diğer ALS hasta gruplarında uygulamayı hedefliyoruz. ALS hastalığı hareket kontrolü sağlayan kaslar ve beyin ile bağlantılı, ardışık(kademeli) sinir hücresi kaybı ile karakterize bir rahatsızlıktır. Rahatsızlık ilerledikçe hasta yürüme, hareket etme, yemek yeme, konuşma gibi fiziksel faaliyetlerini kaybedebilir." açıklamasını yaptı.

Bu öncü araştırma (isimsiz bir bağışçı tarafında 2.2 milyon dolar bağışta bulunulmuş) enstitü başkanı Professor Mimoun Azzouz ve SITraN'ın kurucusu dünyaca ünlü ALS uzmanı Professor Dame Pam Shaw tarafından ortaklaşa yürütülmektedir.

Proffesor Shaw; "ALS nadir görülen bir rahatsızlık olarak görülmektedir ve bu yüzden ve bu yüzden yeni geliştirilecek terapilerin finansmanları göz ardı edilmektedir. Bu durum da Amerika'da gen terapisi araştırma programı için ve beklemeye vakti olmayan ALS hastalarımız için cömertce bağış yapan hayırseverin önemini vurguluyor, arttırıyor." açıklamasını yaptı.

"Bu gen terapisi ve klinik denemeler ile ilgili SITraN'da elde ettiğimiz deneyim ALS hastaları için yeni bir gen tedavisi geliştirilmesi konusunda çok büyük önem arz etmekte. Ağustos 2015'e kadar bu terapiyi klinikteki hastalara uygulamak için ruhsatlandırma talebinde bulunacağız."

SITraN'daki araştırmacılar, ilk insan-klinik denemesinden önce geniş çaplı bir klinik öncesi çalışma başlatacaklar. Aynı grup aynı zamanda SMA (ALS'nin çocuklarda görülen versiyonu - Spinal Muscular Atrophy) hastalığı için Dünya'da ilk defa insanlarda uygulanacak gen terapi denemelerinin hazırlığını yapıyor.

http://www.encals.eu/news/research-to-develop-a-gene-therapy/
Çeviri:  Ece Bayrak 

4 Eylül 2014 Perşembe

Nisan 2014'ten bu yana ALS hastalığı ile ilgili uluslararası gelişmeler


Ece Bayrak
TO BB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Mikro Nanoteknoloji Mühendisliği

Ben dahil ALS hastalığı ile ilgili çalışan/çalışacak olan bir sürü insan var. Her geçen gün yeni bir şeyler bulunuyor. Bu hastalık gerçekten çok kompleks bir hastalık. O yüzden hemen yarın bir şey bulunamayacak belki evet ama yakın gelecekte çok güzel haberler alacağımıza inanıyorum. Çünkü bir yerlerde sizler için çalışan insanlar var. Ve ben sizlere de onlara da inanıyorum. Lütfen sizler de inanın. Hem kendinize hem de onlara...

1- 03/04/2014 - University of Wisconsin/Madison

Ciddi nörolojik hastalığa sahip olan hastalardan alınan sinir hücreleriyle çalışan bir araştırmacı ALS hastalığına sebep olabilecek (kökeni olabilecek) bir protein oluşumu belirledi. Ayak kaslarını kontrol eden motor nöronlar(sinir hücreleri) yaklaşık 90 cm uzunluğunda dolayısıyla nörotransmitterler(sinyaller) orijinlerinden 90 cm uzağa hareket ederek kasları uyarıyorlar. Bu sinyal-sinir hücresi bağlantısı koptuğu zaman ALS'nin ilk belirtileri olan uyuşmalar ve felç gerçekleşiyor.

Bilim adamları bu bağlantı kopukluğuna şekilsiz bir proteinin (sinir liflerinin geçişini bloke ederek liflerin işlevini zamanla yitirmesine ve ölmesine sebep olarak) sebep olduğunu uzun zamandır biliyorlardı. Yeni araştırmanın kalbi nörofilamentteki 3 proteinden birinin eksikliği olarak kayda geçti.

Nörofilamentler hücrenin iskeletini oluşturur ama sürekli değişirler. Bu proteinler hücreden vücudun en uzak bölgelerine kadar her yere gönderilir ve daha sonra geri dönüştürülmek üzere üretildikleri yerlere dönerler. Eğer proteinler doğru şekli alamazlar ve kolayca hücreden gönderilirlerse gönderildikleri yerlerde düğümler oluştururlar ve bu da arka arkaya bir dizi probleme yol açar.

ALS hastasının otopsisinde nörofilament düğümlerine rastlayan bilim adamı, çalışmaları sonucunda ALS'nin nörofilamentlerin üretim basamaklarından birinde meydana gelen bir değişim/düzensizlik sebebiyle meydana geldiğini açıkladı. Ayrıca bu değişimin çok erken yaşta olduğunu belirterek eğer bu basamak patolojik olarak belirlenebilirse sinir hücrelerinin kurtarılabileceğini belirtti.

Bilim adamı kendi laboratuvarında yaptığı çalışmalarda (petri kabında çalıştığı sinir hücreleriyle) bu değişime sebep olan gen çıkartıldığında sinir hücrelerinin normale döndüğünü gözlemledi. Bunca yıllık çalışmalarının sonunda meyve verdiğini söyleyen bilim adamı bu hastalığa bulunacak tedavi yöntemiyle Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının da erken teşhisi ve tedavisinin olabileceğini söyledi.

2- 03/04/2014 - Harvard University

Kök hücre çalışan bilim adamları epilepsi için geliştirilen bir ilacın ALS hastalığında da işe yarayabileceğini keşfettiler. Araştırmacılar Massachusetts General Hospital ile iş birliği içerisinde klinik bir araştırma yürütüyorlar.

Bilim adamları, ALS'deki problem ise genlerde bu hastalığa sebep olan 1'den fazla mutasyonun olması ve klinik araştırmalarda ise sadece 1 mutasyona (SOD1) odaklanılmasından kaynaklı olduğunu söyledi.

Bilim adamları ALS motor nöronlarında potasyum kanalı eksikliği olduğunu tespit etmiş. Bu durum onları geliştirdikleri potasyum kanalı açan ilacı test etmeye, aşırı uyarılmışlık seviyesini azaltıp azaltamayacaklarını bulmaya yöneltmiş ve çalışmaları sonucunda tam olarak seviyenin azaldığını görmüşler. Sonuç olarak klinik çalışmaların daha sonra insan denekler üzerinde yapılabileceğini ve işe yarayabileceğini belirten bilim adamları ilacın faydalı sonuçları olup olmayacağınıda gözlemleyebileceklerini belirttiler.

3- 12/06/2014 - Oregon State University

Araştırmacılar yıllardır bilinen bakır alaşımının ALS için gerekli olan terapinin temellerini oluşturabileceğini belirttiler. Genetiği değiştirilmiş laboratuvar hayvanlarına oral yollar verilen bu bileşimin hayvanların yaşam sürelerini uzattığı ve hareket kabiliyetlerini geliştirdiğini gözlemlendi.

ALS hastaları için henüz bir terapi yöntemi bulunamadı ama bilim adamları yeni buldukları bu yöntemin ALS hastalarında da işe yarabileceğini söylediler.

4- 26/06/2014 - VIB - Flanders Interuniversity Institute for Biotechnology

Bilim adamları meyve sineklerinde HDAC6 enziminin fazla çalışmasının ALS semptomlarını şiddetlendirdiğini keşfetti ve bu enzimin inhibe edilmesi durumunda (bastırılması) ALS semptomlarının önüne geçilebileceği, yavaşlatılabileceğini söylediler.

5- 03/07/2014 - University of Michigan Health System

Bilim adamları ; ALS ve bunama hastalıklarından muzdarip olan insanların beyninde şekilsiz, küçük protein kütleleri beyin hücrelerinin çalışmalarını blok ediyor, bu hücrelerin bu tıkanıklıklardan temizlenmeleri için sahip oldukları doğal mekanizmayı hızlandırırsak bu gibi durumlar için başarılı bir tedavi yöntemi bulabiriliz şeklinde bir açıklama yaptılar.

Yeni yapılan araştırmada hücre fazla miktarda TDP43 proteini yaparsa beyin hücrelerinin kendini temizleme (proteini hücre içinde sindirerek yok etme) kapasitesinde ciddi dalgalanmalar meydana geliyor. Ama bilim adamları ayrıca şunu da fark ettiler ki hücrenin kendini daha hızlı temizlemesi için verilen 3 ilaç beyin hücrelerini daha uzun süre hayatta tutuyor.

Daha uzun yaşam için ALS hastalarının ihtiyacı olan teoride TDP43 yıkıcı beyin hücreleri ancak teoriyi pratiğe geçirmek için daha çok çalışma yapmak gerekiyor.

6- 21/07/2014 - The JAMA Network Journals

Kreatinin ve albumin biyomarkerlarının (Yani vücutta/kanda var olduğunda ya da yüksek düzeyde bulunduğunda kişinin ALS'ye yakalanmış olduğunu veya yakalanma riskinin yüksek olduğunu gösterecek olan ve kanda ölçülebilen biyolojik bir molekül) ALS hastalarının sağkalımı ile bağlantısı olduğu görünüyor. Ayrıca bu biyomarkerların hastalığın prognozunun (bir hastalığın seyri hakkında tahmin yürütme ve iyileşme şansı olup olmadığının anlaşılması) tanımlanmasında da yardımcı olabileceği biliniyor.

Kreatinin ve serum albumin değişkenlikleri üzerine yapılacak daha detaylı çalışmalar hastalığın seyriyle ve teşhisiyle ilgili daha fazla bilgi sahibi olunmasını sağlayacaktır.

7- 06/08/2014 - Harvard University

Harvard Üniversitesi'nde Kök Hücre Enstitüsü'nde ALS ile ilgili 8 yıldır bir dizi deneysel çalışmalar yürütülmekte. Bilim adamları klinik deneme aşamasındaki bileşenlerin ALS hastalığı için umut vaadeden terapilerde kullanılabileceğini açıkladı. Bu bileşenler denek hayvanların ömrünü %5-10 arttırdı.

Önce laboratuvarda petride daha sonra hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda bu terapötik maddelerin ALS hastaları için son derece önemli olduğu eğer bir terapötik bulunursa bunun hastalığın tedavisinde çok önemli bir adım olacağı açıklandı. Bu konu üzerine yapılan çalışmalar hala süüyor.

8- 14/08/2014 - Mayo Clinic

Araştırmacılardan oluşan bir ekip ALS hastalığıyla savaşmak için yeni bir terapötik strateji geliştirdi. Araştırmacılar C9ORF72 genindeki düzensiz hücresel süreci önlemek amacıyla küçük moleküllü bir ilaç geliştirdiler.

Bu yeni strateji düzensiz RNS'yı hedef alıyor. Bu teori için hazırlanacak biyomarker (c9FTD/ALS mutasyonunu hedef alacak olan biyomarker) sadece hastalığın teşhisi ve takibinde değil aynı zamanda da deneysel tedavilerin çoğunun elenmesinde de kullanılabilecek.

23 Temmuz 2014 Çarşamba

İlaçta araştırma ve geliştirme çalışmaları

İlaçta araştırma ve geliştirme çalışmaları zahmetli, uzun ve pahalı bir süreçtir

İlaç araştırmalarının başlangıç safhasında, uzun laboratuar çalışmaları sonucu geliştirilen binlerce molekülün arasından hastalık üzerinde olumlu etki yapabilecek veya yaşam kalitesine katkı sağlayabilecek bir molekülün tespit edilmesi yer almaktadır.
Yeni keşfedilen molekülün buluş hakkı için patent başvurusu yapılır (Örneğin, ABD’de Amerikan Patent Enstitüsü’ne). Başvuru kabul edilirse 20 yıla kadar patent hakkı alınır.
Yeni molekül için, ilaç sektöründe yetkili bir makama (Örneğin ABD’de FDA-Amerikan Gıda ve İlaç Yönetimi’ne) başvuru yapılır ve araştırma onayı alınır.
Molekülün, toksik olup olmadığı ve farmakolojik açıdan etkileri laboratuar çalışmalarıyla araştırılır.
Laboratuar ortamında güvenli bulunan molekül için yeniden yetkili makamlara başvurularak, klinik çalışmalar ve insanlar üzerinde araştırma yapılabilmesi için izin alınır.
Katılımı gönüllülük esasına dayanan insanlar üzerindeki klinik araştırmalar 3 aşamadan oluşur ve bu uzun bir süreç anlamına gelmektedir.

Faz I adı verilen birinci aşamaya kontrollü bir hastane ortamında sayıları 20 ile 80 arasında değişen sağlıklı gönüllüler katılır. Amaç, ilacın dozununun belirlenmesi, vücut tarafından nasıl metabolize edildiği ve vücuttan nasıl atıldığı konusunda veri toplamak ve akut yan etkileri saptamaktır.
Faz II adı verilen ikinci aşamaya, ilacın tedavi etmeyi hedeflediği hastalığa yakalanmış 100 ile 300 arasında gönüllü hasta katılır. Amaç, ilacın etkin ve güvenli olduğuna dair veri toplamaktır.
Faz III adı verilen üçüncü aşamaya 1000 ile 3000 arasında gönüllü hasta katılır. Amaç, ilacın etkinliğini ve yan etkilerini görmek, standart tedaviyle karşılaştırılmasını yapmaktır. Bazı durumlarda ilaç onaylandıktan ve piyasaya dürüldükten sonra da klinik çalışmalar sürer.
Faz IV adı verilen bu aşamada amaç, ilacın uzun vadeli risk ve yararları ile uygun kullanım dozu hakkında veri toplamaktır.
Görüldüğü gibi klinik araştırmaların her aşamasında katılımcı sayısı artar.
Araştırmanın yürütüldüğü ülkeyle birlikte, dünyanın çeşitli ülkelerindeki hastalar bu çalışmalara katılabilir. Bu tür araştırmaların yapılabilmesi için, araştırma yapılacak ülkede patent, veri koruması gibi fikri mülkiyet haklarının yasalarla korunuyor olması tercih edilmektedir.
Klinik araştırmaların sonucunda, güvenilirliği ve yararı bilimsel olarak kanıtlanmış olan ilaç için yetkili makamlardan onay alınır ve ilacın piyasaya sürülmesine izin verilir.
Yeni bir ilacın piyasaya sürülmesi için onay alması ile araştırmacı ilaç firmasının sorumluluğu bitmez, aksine firmanın araştırmaya devam etmesi ve ilacın kullanımı ile ilgili yeni verileri toplayıp raporlaması gerekir.
Araştırmacı ilaç firmaları tüm dünyada son 20 yıl içinde hastalara sunulan yenilikçi ilaç ve tedavilerin yüzde 90’ından fazlasını geliştirmişlerdir.
Kaynak

6 Haziran 2014 Cuma

Joint Congress of European Neurology - 1 Haziran 2014, İstanbul



EFNS-ENS Joint Congress of European Neurology, Istanbul 2014
Istanbul, Turkey, May 31-June 3, 2014
http://efns2014.efns.org/
 
Prof. Dr. Nazlı Başak’ın Sunumu

Türkiye’deki ALS hastalığının belirgin genetik yapısı hakkında bilgi verdi. Son günlerde Türkiye’de ALS gen mutasyonunun birçok nüfusta kapsamlı olarak araştırıldığını, toplam 411 Türk ALS hastaları üzerinde yapılan çalışmada, bunlardan 66 ailede 96 fALS ve sALS vakalarındaki yaygın gen mutasyonu üzerinde çalışıldığını belirtti. Hastalardan SOD1 VE UBQLN2 gen mutasyonları için PCR yoluyla genetik özelliklerine göre bir grup oluşturulduğunu, C9orf72 PP-PCR için hastaların alt kümesi de ayrıca ekzon dizilemeyle karşı karşıya getirilmiş olduğunu ve SOD1-D906 mutasyonu taşıyan hastalara haplotip analizinin uygulandığını açıkladı.
Sonuç: SOD(12%), c9ORF72(%13.5) ve UBQ2N2 (%6) Türkiye’de gen mutasyonları Türkiye’de yaklaşık olarak %30 f ALS hastasına denk gelmektedir. Buna karşın şu an Türkiye’deki s ALS hastalarında hiçbir SOD1 mutasyonu bulunamamıştır; C9orf72 (%3.5)  ve UBQLN2(%0.7) mutasyonları yapılan kohort çalışmada s ALS hastalığının %42’sini oluşturmaktadır. Ekzon dizilimi, 4 ailede FUS, OPTN,SPG11 ve PLEKHG5 mutasyonlarını ortaya çıkarmıştır. Daha çok dominant ve çekinik pedigrilerde ortaya çıkan SOD1-D90A mutasyonları bu tip çalışmada, 3 Türk ailesinde çekinik karakter olarak görülmüştür.

Prof.Dr. Dimitrios Karussis’in Sunumu

Kemik İliğinde  Bulunan, Kendini Yenileme ve Farklılaşma Yeteneğine Sahip Yetişkin İnsan Kök  Hücreleri (MSC) ile Tedavi Edilen ALS Hastalarının Analizi: Faz I /II ve II A Klinik Deneme
Prof. Karussis, bu çalışmanın amacını, altyapısını, kullanılan metodu ve sonucu hakkında bilgi verdi.
Amaç: ALS hastalarındaki nörotrofik faktörlerin  (“MSC-NTF”) salgılanması için MSC hücreleri ile yapılan tedavinin güvenirliliğini ve tolere edilebilirliğini değerlendirmek
Altyapı: Uygulanan gruba yapılan çalışma, değiştirilmemiş MSC hücrelerinin, IV/IT uygulamasıyla güvenilir olduğunu göstermiştir. MSC-NTF’nin nöroptotektif etkileri ALS gibi nörodejeneratif hastalıklarda çeşitli hayvan modellerinde ispatlanmıştır. Şu an 2 art arda olan klinik denemelerin ikincisi , bu hücrelerin ALS hastalarında güvenirliliğini ve tolere edilebilirliğini değerlendirmek için gerçekleştirilmektedir.

Metodlar: MSC hücreleri Brainstorm’un Nur Own teknolojisi kullanılarak hastanın omuriliğinden alınmaktadır. Bu hücreler dışarıda çoğaltılarak, GDNF ve BDNF gibi nörotrofik faktörlerin salgılanması için uyarılmaktadır. Bu Otolog MSC-NTF hücreleri IM veya IT enjeksiyonları ile ALS hastalarına nakledilmektedir. Bütün hastalar, aylık olarak tedavi öncesi 3 ay ve nakil sonrası 6 ay izlenmektedir.

Sonuç: Kök hücre nakledilmiş hastaların 6 aylık izleniminde, tedavi ile ilgili ciddi hiçbir yan etki gözlemlenmemiştir. Klinik izlem sonucunda Klinik Değişim Oranında (ALSFRS) ve IT ile tedavi edilen hastaların 6 ay sonra solunum fonksiyonlarında (FVC) olumlu değişiklik ortaya çıkmıştır. Bu klinik deneme, intratekal veya kas içi MSC-NTF enjeksiyonunun güvenilir olduğunu, kliniksel yararlı etkilerin bazı belirtilerini ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmada görülen güvenilir ve ön etkinlik sonuçları Brainstorm’un daha önceki Faz I/II deneme sonuçları ile birbirini tutmaktadır.  Bu iki çalışma toplam 26 ALS hastası Brainstorm’un kök hüce tedavisi görmüştür.
Prof. Karussis, şu an yapılan Faz II a denemesinde olan 14 hastadan ilk 10 hasta için analiz sonuçlarını sundu. Sonraki 4 hastanın analiz sonuçları ise 6 aylık izlenimlerinden sonra verileceğini belirtti.

Hastaların %71 ‘inde tedaviden önceki 3 ay dönem içerisinde nörolojik fonksiyonlarında zayıflama görüldüğünü; buna karşın, İntratekal veya birleştirilmiş (IT) ve kas içi (IM) uygulaması ile tedavi olan hastaların %63’nde, yenilenmiş ALS Fonksiyonel Oran sonuçları ölçülerek, stabilizasyon veya nörolojik fonksiyonlarında düzelme görülmüştür. Dr Karussis, ön analizdeki bu farklılıkların istatiksel olarak p=0.335,ki-kare testinde önemli olduğunu söyledi. 

Buna ek olarak, Prof. Karussis, denemenin her iki fazında da ,IT veya birleştirilmiş IT ve IM uygulama yoluyla  tedavi edilen hastaların %63’nün, tedaviden 3 ay içinde ALSFRS-R sonuçlarına ve FVC solunum fonksiyon testlerine bakılarak,  tedaviye cevap vermekte olduğunu belirtmiştir. Daha önce sadece IM yoluyla Nur Own teknolojisi ile tedavi edilen 6 hastada özellilkle lokal pozitif etki görüldüğünü; aynı şekilde, aynı Faz I/II denemesinde, IT ile nakledilmiş hastalarda tedavi edilen kolda CMAP sonuçları ile ispatlanarak nörotrofik ve yenileyici etkilerinin gözlemlendiğini söyledi. Son olarak da , Nur Own uygulamasının hem kas içinden, hem de intratekal olarak iyi tolere edildiğini, birçok hastada gözlenen iyileşme ve stabilizasyonun onu çok cesaretlendirdiğini ve Amerika’da birkaç merkezde kurulmakta olan yeni çalışmalar için de umutlu olduğunu vurguladı.

Yasemin Akarsu

19 Mart 2014 Çarşamba

Araştırmacılar hücre modeli içerisinde yanlış katlanmış ALS proteininin hücreden hücreye yayılımını keşfettiler

Proceedings of the American Academy of Sciences’da yayımlanan bir çalışmada, British Columbia Üniversite’sinden araştırmacılar, ALS hastalığının hücre modelleri içerisinde yayılımı için yeni bir potansiyel mekanizma buldular. Sonuçlar, yeni olası tedaviye dayalı stratejilere işaret edebilir.

Superoxide dismutase 1 (SOD1)’in genindeki mutasyonlar, kalıtsal ALS’nin yaklaşık yüzde 20’sinin sebebidir. SOD1 proteininin yanlış katlanmış mutantının, mutasyonu taşıyan hastalık sürecine katkıda bulunduğu düşünülüyor fakat şimdiye kadar, yanlış katlanmış mutant olmayan proteinin hastalıktaki rolü belirsiz kalmıştır. British Columbia Üniversitesi’nden Neil Cashman’ın öncülüğünde yürütülen bu çalışmadaki araştırmacılar, hem yanlış katlanmış mutant protein hem de yanlış katlanmış normal proteinin tek bir hücreden çıkabileceği ve diğer bir hücrede toplanabileceğini göstermişlerdir. Yanlış katlanmış proteinin alınımı, bu proteini alan hücredeki normal proteinin de yanlış katlanmasına ve hücreden hücreye yanlış katlanma prosesinin yayılımına neden olabilir. Bu hücreden hücreye iletim, SOD1 proteine karşı antikorlar tarafından azaltılabilir.

ALS Association’unun başuzmanı Lucie Bruijn konu hakkında “Bu sonuçlar ilgi çekici ve ALS hastalığını anlamada önemlidir. Eğer bu hücre modeli içerisinde görülen hücreden hücreye yayılım, ALS’li insanlarda da gerçekleşiyorsa, bu durum ALS hastalığın başladıktan sonraki sürecini açıklamaya yardımcı olabilir ve SOD1 ile alakalı olmayan ALS’li bireyler için de, bu yayılmayı engellemeye yönelik yeni ve önemli bir tedavi stratejisini işaret edebilir. Bununla birlikte, gerçekte yanlış katlanmış SOD1’in insanlarda hücreden hücreye taşınıp taşınmadığı ve bu sürecin hastalığın ilerleme yapısına bir katkısının olup olmadığı konularına karar vermek için daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç olacaktır. Bu önemli sorulara cevap vermek, bu çalışmanın yayınıyla birlikte önem arz edecektir.” diye konuştu.

Tedaviye bir yaklaşım, yanlış katlanmış proteinlere karşı antikor ile müdahele etmektir. Çeşitli çalışma gruplarında bu stratejinin, ALS’nin SOD1 fare modelinde yarar sağladığı görülmüştür. Diğer bir taraftan da yine ALS Association’ın fon sağladığı bir diğer araştırmada, Toronto Üniversitesi’nden Janice Robertson ve Missouri Üniversitesi’nden Joan Coates bu yaklaşımı bir köpek modelinde test etmektedirler.

Kaynak:

http://www.alsa.org/news/archive/cell-to-cell-spread.html
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24550511
www.als.org.tr

4 Kasım 2013 Pazartesi

Türk doktora ABD'den rekor destek

ABD, ölü beyin hücrelerinin "floresan" yöntemiyle görülebilmesini sağlayan DR. Hande Özdinler'in çalışmalarına 2.54 milyon dolarlık bütçe ayırdı.
ntvmsnbc
Güncelleme: 10:32 TSİ 04 Kasım. 2013 Pazartesi
ABD’nin en saygın eğitim kurumlarından Chicago’daki Northwestern Üniversitesi’nde Les Turner ALS Araştırma Laboratuvarı’nın kurucu başkanı Dr. Hande Özdinler, Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) tarafından 2.5 milyon dolarlık rekor destekle ödüllendirildi. Dr. Özdinler bu desteği, Motor Nöron hastalığı olarak da bilinen Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) konusundaki son buluşları sayesinde kazandı.

Hürriyet'in haberine göre, Dr. Özdinler, dünyada ilk defa beyindeki motor nöronları (sinir hücrelerini) ‘floresan yöntemiyle’ izole ederek görmeyi sağlayan çalışmayı gerçekleştirdi. Özdinler ve ekibinin, ölü beyin hücrelerinin floresan yöntemiyle kolayca görülmelerini sağlaması, ALS ve diğer tüm sinir hücre hastalıkları için önemli bir buluş olarak kabul edildi. Bundan böyle, bu hücrelerin ölüm nedenlerinin hücresel, genetik ve mekanizmasal nedenlerini büyük bir titizlik ve doğruluk payı yüksek oranda incelenebilecek.

Dr. Özdinler ve ekibinin buluş ve uygulamaları, “Journal of Neuroscience” ve “Drug Discovery Today” dergilerinde yayınlandı. Haberlerde, Türk doktorun, henüz nedeni ve tedavisi bulunamayan ve çok hızlı ilerleyen ALS’nin anlaşılmasını sağlayabilecek çalışmalarının, bu hastalığa karşı üretilecek ilaçlar için yepyeni bir umut kaynağı olduğu belirtildi.

27 Ağustos 2013 Salı

ALS için deneysel tedavi çalışmaları 2013

Phase 2 Çalışmaları


http://clinicaltrials.gov/show/NCT01879241

http://clinicaltrials.gov/show/NCT01709149

http://clinicaltrials.gov/show/NCT01753076

Phase 2 - Phase 3 Çalışmaları

* (Arimoclomol ) Phase II/III Randomized, Placebo-controlled Trial of Arimoclomol in SOD1 Positive Familial Amyotrophic Lateral Sclerosis
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT00706147?term=arimoclomol&rank=1

* Stem cells
1- Clinical Trial on The Use of Autologous Bone Marrow Stem Cells in Amyotrophic Lateral Sclerosis (Extension CMN/ELA)
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT01254539?term=%22+Amyotrophic+Lateral+Sclerosis+%22+AND+%22stem+cell%22&rank=1

2- Dose Escalation and Safety Study of Human Spinal Cord Derived Neural Stem Cell Transplantation for the Treatment of Amyotrophic Lateral Sclerosis
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT01730716?term=%22+Amyotrophic+Lateral+Sclerosis+%22+AND+%22stem+cell%22&rank=2

3- Safety Study of HLA-haplo Matched Allogenic Bone Marrow Derived Stem Cell Treatment in Amyotrophic Lateral Sclerosis
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT01758510?term=%22+Amyotrophic+Lateral+Sclerosis+%22+AND+%22stem+cell%22&rank=5

4- A Dose-escalation Safety Trial for Intrathecal Autologous Mesenchymal Stem Cell Therapy in Amyotrophic Lateral Sclerosis
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT01609283?term=%22+Amyotrophic+Lateral+Sclerosis+%22+AND+%22stem+cell%22&rank=7

5- Derivation of Induced Pluripotent Stem Cells From an Existing Collection of Human Somatic Cells
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT00801333?term=%22+Amyotrophic+Lateral+Sclerosis+%22+AND+%22stem+cell%22&rank=15

6- Autologous Cultured Mesenchymal Bone Marrow Stromal Cells Secreting Neurotrophic Factors (MSC-NTF), in Patients With Amyotrophic Lateral Sclerosis (ALS)
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT01777646?term=Amyotrophic+Lateral+Sclerosis+Hadassah&rank=1


Klinik Geliştirme Fazı:
Klinik çalışmalar dört fazda yapılır. Tüm klinik çalışmalarda "Good Clinical Practice (GCP)" kurallarına uyulması zorunludur.
Faz I: Amaç; ürünle ilgili güvenilirlik verilerinin toplanması, doz aralığının saptanması, tolerans ve farmakokinetik özelliklerin incelenmesidir. Bir seri dereceli olarak artan tek doz uygulamaları yapılır. Çalışmalar genellikle sağlıklı gönüllülerde yapılır. Denek sayısı 20-80 arasındadır. Bu çalışmalar ortalama 1-1.5 yılda tamamlanır. Bu fazın ana amacı "güvenilirlik"tir. 

Faz II: Amaç; ilacın etkinliğinin hastalarda belirlenmesi, yan etki profilinin araştırılması ve doz-cevap verilerinin toplanmasıdır. Çalışmalar hedef hastalığı olan 100-300 hasta gönüllüde yapılır. Bu çalışmalar genellikle açık ve çok katı protokollerle uygulanır. Bu fazdaki çalışmaların tamamlanması ortalama 2 yılı alır. Bu fazın ana amacı "etkinlik ve güvenilirlik"tir.
Faz III: Amaç; ürünün klinik etkinliğinin ve yan etkilerinin daha geniş bir hasta popülasyonunda değerlendirilmesidir. Hedef hastalığı olan 1000-3000 hasta gönüllü bu çalışmalarda yer alır. Çalışmalar genellikle çok merkezli, çok uluslu, randomize ve çift kör olarak planlanır.



Klinik çalışmaların bu fazının tamamlanması 3-4 yıl sürer. Bu fazın ana amacı "etkinliğin kanıtlanması ve yan etkilerin izlenmesidir.
Faz III çalışmalarda yeterli veriler elde edildikten sonra ürünün ilaç olarak kullanılabilmesi için "onay" alınması gerekir. Bunun için Amerika Birleşik Devletleri'nde FDA'ya "New Drug Application (NDA)" başvurusu yapılması gerekir.
Benzer başvuru Avrupa Birliği için "European Medicines Evaluation Agency (EMEA)"e yapılır. Bunlar dışında ise her ülkenin yasal olarak sorumlu olan kuruluşuna gerekli başvuruyu yaparak onay alması gerekir. Onay alınma süresi FDA'ya yapılan başvurularda ortalama 1,5 yıldır. Bu süre 1997'de 16,2 ay olarak belirlenmiştir. Ürünün onayı alındıktan sonra ilaç olarak kullanımına başlanabilir.
Faz IV: Ürün ilaç olarak kullanılmaya başlandıktan sonra yapılan klinik çalışmalar Faz IV çalışmalar olarak kabul edilir. Bunlara genel olarak "postmarketing surveillance" çalışmaları adı verilir. Bu çalışmaların ana amacı "uzun süreli güvenilirlik" verilerinin toplanmasıdır. Klinik çalışmalar sırasında ortaya çıkmayan yan etkiler bu araştırmalar sırasında rapor edilebilir. Bunun yanı sıra; ilaçla veya kullanıldığı hastalık ve hasta grubu ile ilgili ekonomik çalışmalar ve yaşam kalitesi çalışmaları bu fazda uygulanabilir.
İlaç geliştirme süreci ilacın patent ömrü boyunca sürer. İlaç kullanıma girdikten sonra yeni endikasyonlarda kullanılması için yapılan çalışmalar Faz III çalışmaları olarak kabul edilir ve aynı kurallara uyularak yapılır. Yeni doz ve formülasyon geliştirilmesi de onaydan sonra araştırılabilir. Bütün bunlar "evergreening" adı altında yapılan çalışmalardır.


16 Ağustos 2013 Cuma

ALS Araştırmalarında Güncel Gelişmeler

13 Haziran 2013 tarihinde Marmara Üniversitesi’nde Prof. Dr. Hande Özdinler “ALS Araştırmalarında Güncel Gelişmeler” konulu bir toplantı gerçekleştirdi. Konuşmasında, Chicago’daki Northwestern Üniversitesi Les Turner Laboratuarında yaptığı çalışmalarını ve son gelişmeleri anlattı.
Prof Dr. Hande Özdinler’in konuşmasından notlar:

ALS’nin en karmaşık nörodejeneratif hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Hande Özdinler, ALS’de hem beyindeki hem de omurilikteki motor nöron hücrelerinin birlikte öldüğünü ve şimdiye kadar yapılan araştırmaların çoğunlukla sadece omurilikteki motor nöronlarla ilgili yapılan çalışmalar olduğunu söyledi. ALS’nin hızlı ilerlemesinin sebebinin, korteks yani beyindeki hücrelerin omuriliktekilerle aynı zamanda ölmesinden kaynaklandığını belirtti. Sadece beyindeki motor nöronları incelediklerini çünkü beyinden omuriliktekine mesaj gitmezse onların bir şey yapamadıklarını söyleyen Prof. Dr. Hande Özdinler;  motor nöronların omurilikten başlayarak ölmesi ve en son beyindeki motor nöronların ölmesinin yanlış olduğunu bulduklarını açıkladı ve ALS’de yaşam süresinin kısa olmasının da bu nedenden olduğunu belitti.

Prof. Dr. Hande Özdinler, laboratuarlarının amacının motor nöronların neden öldüğünü bulmak olduğunu belirtti. Yaptıkları çalışmalarda motor nöron ölümüne sebep olan ilk nedenlerden biri, uyarıların iletilmesini sağlayan aksonlarda, motor nöronların taşımayı yapamaması olduğunu, başka bir nedenin, glutamat birikmesi olduğunu belirtiyor. Glutamat birikmesi motor nöronların gereksiz yere fazla çalışmasına yol açıyor. Bu da yorgunluk ve daha çabuk yorulmaya neden oluyor. Motor nöron ölümünün diğer bir sebebi de protein birikmesi olduğunu söylüyor. Hücre içinde fazla biriken protein ALS’ye yol açıyor. Her hastada farklı nedenlerden kaynaklanan ALS’nin tedavisinin, her hastada aynı ilacın etkili olmasıyla çözümlenmesinin pek de mümkün görülmediğini de sözlerine ekliyor.

Hedeflerinin, ALS’ye uzun vadede çözüm bulmak olduğunu, bunu da öncelikle vücutta hangi nedenden kaynaklı ortaya çıktığını bulmak ve sonrasında nedene göre tedaviye dönüştürülecek yöntemler geliştirmekle sağlanacağını belirtti. Şu anda ALS’de tek bir ilacın her hastada etkili olamayacağının anlaşıldığını sözlerine ekledi. Önce ALS vücutta neden ortaya çıktı bunun belirlenip sonrasında ona uygun tedavinin yapılması gerektiğini belirtti. Yani tedavi nedene göre değişecek.
Çözümün, hem hücre hem protein hem de gen yönünde arandığını belirten Prof. Dr. Hande Özdinler, bunun için sadece motor nöron bazında çözüm bulmaya çalıştıklarını söylüyor. Sorunun motor nöronlarla ilgili olmasının, sadece motor nöronlarda çalışmak istemelerinin nedeni olduğunu da sözlerine ekliyor.

Ölen hücreyi tek başına alıp neden öldüğünü bulma çalışmalarından bahseden Prof. Dr. Hande Özdinler, ölen hücreyi izole etmeyi başardıklarını ve dünyada ilk defa upper motor nöronları “flüoresan yapma yöntemiyle” izole etmeyi başaran çalışmayı gerçekleştirdiklerini söyledi. Sadece hastalıklı motor nöronlar kullanılarak hangi genlerde ekson (protein kodlayan) kaçağı olduğunu bulduklarını belirtti.

ALS’de motor nöronların yanında astroglial hücrelerinin de hastalandığını söyleyen Prof. Dr. Hande Özdinler, bu yüzden zaten ölmekte olan motor nöronun ölümünün hızlandığını belirtti. Astrositlerin neden aktif olduğunu ve motor nöronlarla neden bir kavgaya girdiklerini bulma çalışmalarından bahseden Hande Hanım, aktif olan astrositleri de yine flüoresan yöntemiyle izole ettiklerini ve neden aktif olduklarını bulmaya başladıklarını da sözlerine ekledi. Aslında motor nöronlara yardım etmesi gereken astrositler, bilinmeyen bir nedenle motor nöronlara yardım etmeyi bırakmasının motor nöron ölümünü hızlandırdığını belirtti.

Prof. Dr. Hande Özdinler, çalışmaların devamlılığında ve araştırmaların artmasında dünyada ALS derneklerinin çok büyük bir rolü olduğuna da değindi. Sevgili Hande Özdinler’e Türkiye ziyaretinde yaptığı bu güzel bilgilendirme toplantısı için teşekkür ediyor, çalışmalarında da başarılar diliyoruz.



17 Temmuz 2013 Çarşamba

Klinik çalışmalarda son durum


Tuesday, July 09, 2013
Type: Interventional
Phase: II
Recruiting?: Currently Recruiting
Tuesday, July 09, 2013
Type: Interventional
Phase: II
Recruiting?: Currently Recruiting
Sponsor: GlaxoSmithKline
Wednesday, July 03, 2013
Type: Interventional
Phase: IIB
Recruiting?: Currently Recruiting
Sponsor: Cytokinetics
Tuesday, July 02, 2013
Type: Interventional
Phase: I
Recruiting?: Currently Recruiting
Sponsor: Mayo Clinic
Wednesday, June 26, 2013
Type: Interventional
Phase: II
Recruiting?: Not Yet Recruiting

18 Haziran 2013 Salı

Omega - 3 hakkında

Dr. Adina Michael-Titus (Blizzard Institute, Queen Mary University of London), SOD 1 mutasyonlu farelerde yaptığı bir çalışmada, omega-3 fatty acid eicosapentaenoic acid (EPA) diyeti ile beslenenlerde hastalığın hızlandığını gösterdi. Önceki bilgilerimize göre sağlıklı insanlarda omega-3 fatty acid eicosapentaenoic acid (EPA) rejeneratif, antioksidan etkileri olduğu düşünülüyordu. Dr.  Adina, bu çalışmanın yorumunu yaparken, omega3 sadece SOD 1 mutasyonlu hayvan modelinde hastalığın ilerlemesini hızlandırabilir. Diğer Motor Nöron tipinde ve insanda bunu söylemek mümkün değildir.
Sonuçta balık yemenin ALS için insanlarda zararlı olabileceğini söylemek mümkün değil.

References: Yip PK, Pizzasegola C, Gladman S, Biggio ML, Marino M, et al. (2013) The Omega-3 Fatty Acid Eicosapentaenoic Acid Accelerates Disease Progression in a Model of Amyotrophic Lateral Sclerosis. PLoS ONE 8(4): e61626. doi:10.1371/journal.pone.0061626

3 Şubat 2013 Pazar

18 Aralık 2012 Salı

YILDIZLARI OKUMAK - NEDEN ASTROSİTLER TOKSİK?

Belinda Cupid 
Şikago’da 5-7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen 23.Uluslararası ALS/MND  sempozyumunun  son gününde ‘nöronal olmayan hücrelerin rolleri’ konulu mükemmel bir oturum gerçekleşti. Aşağıda, bu oturumdan ilgi çekici başlıklar aktarılmıştır.
Adından da çağrışım yaptığı üzere, motor nöron rahatsızlıkları motor nöronların (mesajları beyinden kaslara omurilik aracılığıyla ileten uzun sinir hücreleri) yıpranmasına sebep olmaktadır. Ne var ki, motor nöronlar tek başlarına varolmazlar. Geçen 5 sene gibi bir zaman içinde MND’nin gelişimine glianın etkileri hakkında birçok bilgi edindik.  Sağlıkta, hepsi birlikte glia olarak bilinen çeşitli hücreler (astrositler, mikroglia ve oligodendrositler gibi) motor nöronları korur ve desteklerler. MND de ise bu düzenin değiştiğini biliyoruz.  Bu alan, keşfedilecek daha çok şeyin bulunduğu, MND araştırmalarının heyecan verici ve hızla ilerleyen bir alanıdır. Dolayısıyla, sempozyumun oturumlarından birisinin de son gelişmeleri içeren bir konuda olması kaçınılmazdı.
Oturum, Serge Przedborski’nin, astrositlerin MND deki rolleri, etkileri hakkında bugüne kadarki bilgilerimizi derinlemesine gözden geçirmesiyle başladı.  (Astrosit adı astrositlerin mikroskoptaki görüntülerinin yıldıza benzemesinden geliyor). Astrositlerin içinde geliştiği besiyerinin sağlıklı motor nöronlara hasar verebileceğini gösteren çalışmalardan yola çıkarak,  astrositlerin (ve onların yaydığı kimyasalların) toksik veya yararsız olup olmadığını bulmaya çalıştı.  (glia bazen ‘destek’ hücre olarak adlandırılır-yararsız olduğuyla ilgili yorum uygundur).
Zeki bir yöntemle astrositi ayırarak, astrosit sıvısının toksik olduğunu gösterdi. Sonraki soru ise; "sıvının içinde toksik etkiyi yapan neydi?" sorusuydu. Przedborski ve laboratuvar ekibi, motor nöronlar üzerindeki toksik etkileri için bir çok olası bileşeni incelediler. Çalışmaları iki yıldan fazla sürdü ve olumsuz sonuçlandı. Laboratuvarımdaki elemanların sağlıklarını riske atmamak için yaklaşımımı değiştirmek zorunda kaldım” diye ifade etti deneyimlerini.
Yeni yaklaşımları tanımlarken aklıma ‘hayvan mı, bitki mi, yoksa mineral mi tahmin oyunu geldi. Bu bir protein mi? ilk sorusuydu, sonraki, proteinde toplam bir artı ya da eksi yük var mı?” idi (bazı protein yapı taşları- amino asitler- artı ya da eksi yüke sahiptirler, bu nedenle yük, onları ayırmak için kullanılan genel bir yöntemdir)  ve son olarak, “bu proteinin ağırlığı ne kadardır?” diye sordu. Bu sorulara olan yanıtlar, ikinci bir araştırma astrositlerdeki toksik protein arayışını 9 olasılığa indirmeden önce, ilk sınıflandırmayı sağladı. Dokuz olasılığı dikkatle inceledikten sonra, astrositin yüzeyindeki DR6 adıyla bilinen bir reseptörün toksisiteden sorumlu olduğunu buldu.  
Sheffield Institute of Translational Research, UK’den Dr. Dan Blackburni  astrositlerin neden toksik olduğuyla ilgili ipuçlarını ortaya çıkartan farklı bir yaklaşımı tanımladı. Gen ekspresyon profili olarak adlandırılan bu yaklaşım, hangi proteinlerin belirli bir zamanda yapıldığına bakmaktadır.
Her ne kadar, hücrelerdeki genler her zaman orada mevcut ise de, hepsi aynı anda okunmuyor. (Yemek kitabınızdaki her tarifi aynı anda yapmadığınız gibi.) Dolayısıyla hastalık süresince hangi genlerin okunduğuna (gen ekspresyonu) bakmak, motor nöronların ölümüne neyin sebep olduğuna dair uzun bir dedektif izi bırakıyor.
Dr. Blackburn, laboratuvarlarındaki eski bir çalışmayı takiben, MND modeli gösteren bir farenin ilk semptomları gösterdiği zamandan ve daha sonraki, hastalığın çok daha ilerlemiş olduğu durumdan kanıtlar gösterdi. Kolesterol taşınmasındaki anormalliklere dikkat çekti.
KLİNİK DENEYLER OTURUMU
ARALIK 6, 2012 — Belinda Cupid
23. Uluslararası ALS/MND Sempozyumunun en çok beklenen ve ilgilenilen oturumu, NPOO1 çalışması ve kök hücre güvenliği denemeleri sunumlarını içerdi.
NP001 GÜNCELLEMESİ
NP001 çalışmasının son bulgularını sizlerle 1 Kasım bloğumuzda (blog on 1 November ) paylaşmıştık. Bugün, Kaliforniya, Amerika’daki Forbes Norris Merkezi’nden Dr. Bob Miller, bu bulguları onayladı. Deneme, NP001’in damar içi uygulamasının, yüksek doz (2mg/kg) grubunda makul klinik yarar sağladığını, genel olarak güvenilir ve iyi tolere edildiğini gösterdi.
Daha önceki basın açıklamalarında rapor edildiği üzere, post-hoc analizi”, (olaydan sonraki anlamında)  yüksek doz gurubunda bulunan bazı hastaların, çalışma boyunca, ALS Fonksiyonel derecelendirme (ALSFRS) olarak adlandırılan bir ölçütte hiç bir değişim yaşamadığını gösterdi. ALS Fonksiyonel Derecelendirme (ALSFRS) ölçütü, hastaların fonksiyonel kapasitesini değerlendiren bir ölçüttür. Eski kontroller post-hoc analizinde kullanıldı – ilk defa ABD Gida ve Ilaç Yönetimi (FDA) bu uygulamayı yapmalarına izin vermişti.
Dr. Miller, NP001’in farklı yollarla alınmasıyla ilgili kesin bir görüş bildirdi. “NP001’i damar içi yol haricinde kullanmak güvenilir ve yararlı değil’’.
KÖK HÜCRE GÜVENLİK DENEMESİNİN SONUÇLARI
Amerika’da yürütülen, ilk yetkili kuruluş (FDA) onaylı MND kök hücre tedavisinin faz I güvenlik denemesi sonuçlandı. Georgia-Amerika, Emory ALS Merkezi’nden Dr. Johnathan Glass bu çalışmanın sonuçlarını oturumda paylaştı.
Geçen 5-10 sene içinde arastırmacılar, klinisyenler ve hasta yakınları MND hastalığının tedavisinde kök hücre kullanma olasılığı ve potansiyeline büyük ilgi gösterdiler.
Başka herhangi bir ilaçta ya da potansiyel yarar sağlayacak müdahalede olduğu gibi değerlendirmenin ilk kısmında önce, böyle bir muamelenin güvenli olup olmadığıyla ilgili sağlam ve objektif bir ölçüm alınmalıdır ve NeuralStem  calışması bunu bulmak için dizayn edilmiştir.
Çok iyi eğitim almış bir grup uzmandan oluşan ekip, FDA ile işbirliği içinde, MND hastalığı olan kişilerin omuriliğine direk kök hücre enjekte edilmesinin güvenliği ile ilgili bir çalışma başlatmışlardır. On beş hasta üzerinde onsekiz operasyon gerçekleştirilmiştir-bu hastalardan üçü iki operasyon (iki enjeksiyon) uygulaması için gönüllü olmuşlardır. MNDli ilk üç hastaya omuriliğin alt (lumbar) bölgesinin bir yanından tek bir enjeksiyonla kök hücre verilmiştir. Sonraki üç hasta ise lumbar omuriliklerinin her iki tarafına enjeksiyon almışlardır. Bu ilk altı hasta MND’nin ilerlemiş durumundaydılar ve yürüyemiyorlardı.
Daha sonraki 6 diğer hasta, ki yürüyebilir durumdaydılar, omuriliğin lumbar bölgesinin bir ya da iki yanından enjeksiyon almıştır. Son 3 hasta omuriliğin servikal (boyun) bölgesinden tek doz enjeksiyon almıştır. Son olarak da, önce lumbar bölgeden tek doz enjeksiyon almış olan, yürüyebilen üç hasta daha sonra ikinci bir operasyonla, servikal bölgeden tek doz enjeksiyon almıştır.
İlk 6 hasta ile ilgili sonuçlar bilimsel bir makalede yayınlanmıştır: Stem Cells 2012 30(6) 1144 – 51
Dr Glass prosedürün iyi tolere edildiği, güvenli olduğu ve operasyonun hastalığın ilerleyişini hizlandirmadigi sonucuna varmistir.  Deneyin sonraki fazı, omuriliğin servikal bölgesine artan dozlarda (hücre sayısı) enjeksiyon verilmesi finansal kaynak temin edilmiş ve FDA onayı beklenmektedir.