Yasal Uyarı

Bu site, ALS hastalığı ile ilgili haber ve bilgilendirme sitesidir. Tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi yerine geçmez. Tıbbi bir durumla ilgili sorularınız için her zaman doktorunuzla görüşün. Dr. Alper Kaya
Ailesel ALS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ailesel ALS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2026 Perşembe

Uluslararası Haklar Raporu Türkiye Sonuçları

 “ALS HASTALARI VE BAKIM VERENLERİ EVLERİNDE GÖRÜNMEYEN BİR FELAKET YAŞIYOR: BU AĞIR YÜKÜ SADECE AİLELERİN OMUZLARINA BIRAKAMAYIZ!”

Uluslararası Haklar Raporu Türkiye Sonuçları

Uluslararası ALS/MND Dernekleri Birliği tarafından 51 ülkede yürütülen ALS/MND Temel Haklar Anketi 2025 sonuçları, Türkiye’de ALS-MNH ile yaşayan bireylerin ve bakım verenlerinin sağlık hizmetlerine erişim, tedavi seçenekleri, bakım desteği, genetik danışmanlık ve sosyal haklar alanında ciddi ihtiyaçları olduğunu ortaya koydu

Türkiye’den ankete verilen yanıtlar, ALS hastalarının büyük bölümünün “en yüksek kalitede bakım” ve “en yüksek kalitede tedavi” hakkına yeterince erişemediğini gösteriyor. Sonuçlar, Türkiye’de ALS bakımının yalnızca tıbbi bir mesele değil; aynı zamanda insan hakları, sosyal destek, aile ekonomisi ve yaşam kalitesi meselesi olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

ALS-MNH Derneği, küresel anketin Türkiye’de duyurulması, hasta ve hasta yakınlarına ulaştırılması, katılımın artırılması ve ALS topluluğunun sesinin uluslararası rapora yansıması için yoğun bir gönüllü çalışma yürüttü. Dernek; sosyal medya, hasta iletişim ağları, gönüllüler, bakım veren grupları ve doğrudan bilgilendirme kanalları aracılığıyla hastalara, bakım verenlere ve genetik risk taşıyan aile bireylerine ulaşarak Türkiye’den güçlü bir katılım sağlanmasına katkıda bulundu. Bu süreçte ankete zaman ayıran, deneyimini paylaşan ve Türkiye’de ALS gerçeğinin görünür olmasına katkı veren tüm hastalara, bakım verenlere, aile bireylerine ve gönüllülere gönülden teşekkür ediyoruz.

Türkiye’de ALS ve Motor Nöron Hastalığı ile mücadele eden aileler, evlerinde ağır bir varoluş mücadelesi vermektedir. Uluslararası ALS/MNH Dernekleri İttifakı’nın Türkiye verilerini içeren güncel raporlar, ülkemizde hasta yakınlarının omuzlarındaki yükün artık taşınamaz boyuta ulaştığını nesnel verilerle ortaya koymaktadır.

ALS MNH Derneği Başkanı Dr. Alper Kaya ve yönetim kurulu olarak kamuoyuyla paylaştığımız bu veriler, devletimizin çatısı altında, Sağlık Bakanlığımız ve Nadir Hastalıklar Başkanlığımız, Aile bakanlığımız ve SGK ile omuz omuza vererek aşabileceğimiz yapısal sorunların birer yol haritasıdır.

Sahada Yaşanan 4 Büyük problem:

Multidisipliner Merkez İhtiyacı:

Rapor verilerine göre, entegre bir multidisipliner bakıma eriştiğini düşünenlerin oranı %7’ye gerilemiştir. Hastaların %69’u bu hizmetin mevcut olmadığını belirtmektedir. Cihazlara bağımlı bir hastanın farklı günlerde nöroloji, göğüs hastalıkları, fizik tedavi gibi farklı polikliniklere taşınması hem aileye büyük bir yük getirmekte hem de süreci zorlaştırmaktadır. Çözüm; uzman hekimlerin hastanın etrafında toplandığı entegre “ALS İhtisas Merkezleri”nin ivedilikle hayata geçirilmesidir.

Klinik Genetik ve Yeni Nesil Tedaviler:

Dünyada gen tedavilerinin hız kazandığı bir dönemde, ülkemizde hastaların %80’i genetik danışmanlık süreçlerine erişemediğini beyan etmektedir. Hizmet alamayanların %50’si ise bu konuda kendilerine bir yönlendirme yapılmadığını belirtmiştir. Bilgi akışındaki bu eksiklik, hastalarımızı modern tıbbın imkânlarından mahrum bırakmaktadır.

Sürdürülemez Ekonomik Yük:

Hastalarımızın %93’ü hastalık sebebiyle aile bütçelerinin ağır bir darbe aldığını ifade ederken, %67’si sosyo-ekonomik destek mekanizmalarının yetersiz kaldığını belirtmektedir. Medikal cihaz ve sarf malzeme tedariğinde kendi imkânlarını zorlayarak ödeme yapmak durumunda kalan ailelerimizin oranı %69’dur. Medikal sarf malzeme ve cihaz destek paketleri günümüz ekonomik şartlarına göre yeniden güncellenmelidir.

Bakım Verenlerin Durumu:

Türkiye’de ALS hastalarının %68’inin profesyonel veya ücretli bir bakıcı desteği bulunmamaktadır; bakım yükü tamamen aile bireylerinin üzerindedir. Bakım verenlerin %79’u bu sürecin ruh sağlıklarını doğrudan bozduğunu, %65’i fiziksel sağlıklarının tahrip olduğunu, %53’ü ise mutlak bir toplumsal izolasyon içinde yaşadığını beyan etmektedir.

Rakamlarla Türkiye’de ALS Gerçeği: Bu Sadece Bir Hasta Sorunu Değildir!

Epidemiyolojik veriler ve klinik projeksiyonlar, Türkiye’de şu an 8.000 ila 10.000 arasında ALS hastası olduğunu göstermektedir. Bu ağır hastalığın doğası gereği, ülkemizde her yıl ortalama 1.500 ila 2.000 vatandaşımızı bu mücadelede kaybediyoruz. ALS, sadece tanı alan bireyi değil; eşi, çocukları ve anne-babasıyla birlikte en acil çemberdeki aile yakınlarını doğrudan eve ve bakıma bağımlı hale getirmektedir. Sonuç olarak ülkemizde en az 50.000 insanımız, her gün ve her gece kesintisiz olarak bu ağır fiziksel, ekonomik ve ruhsal yükü tek başına göğüslemektedir.

Çözüm İçin Ortak Sorumluluk Çağrısı

Elimizdeki bu veriler, artık sorunun ertelenemeyecek kadar büyük olduğunu net bir şekilde göstermektedir. ALS MNH Derneği olarak, Sağlık Bakanlığımız ile iş birliği içinde proje üretmeye ve elimizi taşın altına koymaya hazırız. Devletimizden de şu somut adımları bekliyoruz:

Hastanelerdeki koordinasyonsuzluğu bitirecek Multidisipliner ALS İhtisas Merkezleri projesi derhal başlatılmalıdır.

Evde bakım veren ve tükenmişlik sendromu, ruh sağlığı sorunları yaşayan aile yakınlarını korumak adına, kamusal profesyonel bakıcı desteği ve aileye nefes aldıracak “Geçici Mola Evleri” modelleri yasal güvenceye kavuşturulmalıdır

Genetik tarama, danışmanlık ve onaylanmış tedavilere erişim süreçleri kamusal bir standart haline getirilmelidir

ALS hastalarının nefesi tükenirken, onları hayatta tutmaya çalışan aileleri de sessizce erimektedir. Devletimizin şefkatli ve kapsayıcı gücünü ailelerimizin yanında görmek en büyük hakkımızdır.

ALS-MNH Derneği’nin Türkiye’deki rolü, anket sonuçlarında da dikkat çekmektedir. Raporda Türkiye’de ALS hastalarının %57’si, bakım verenlerin ise %58’i ALS/MND alanında destek sağlayan bir dernek veya organizasyona erişimi olduğunu belirtmiştir. Bu oran, sağlık sistemi içindeki eksiklere rağmen sivil toplumun hasta ve aileler için kritik bir destek kapısı olduğunu göstermektedir. ALS-MNH Derneği’nin resmi verilerine göre Dernek, 2025 itibarıyla 1.656 aktif ve güncel takipli üyeye, kuruluşundan bu yana ise toplam 3.184 üyeye hizmet vermiştir. Dernek; bilgilendirme, hak savunuculuğu, tıbbi cihaz ve malzeme desteği, hasta yakınlarına rehberlik, farkındalık çalışmaları ve bilimsel çalışmaları destekleme faaliyetleriyle Türkiye’de ALS hastaları ve aileleri için en önemli başvuru merkezlerinden biri olmayı sürdürmektedir

Anket hakkında

Uluslararası ALS/MND Dernekleri Birliği, ALS/MND ile yaşayan kişilerin (PALS) ve bakıcılarının (CALS) temel haklarını desteklemektedir. Birliğin yol gösterici belgesi, küresel topluluğun arzuladığı hakları belirten PALS ve CALS’ın Temel Hakları’dır. İlk olarak 1990’ların sonlarında “ALS/MND ile Yaşayan Kişiler İçin Hizmetlerin Temeli” olarak tasarlanan bu haklar, dünya çapında ALS/MND ile yaşayan bireyler ve bakıcıları için ideal olanı temsil etmektedir. Bunlar, Birliğin PALS ve CALS Danışma Konseyi tarafından her yıl güncellenmektedir.

Bu 2025 versiyonu, 2021 ve 2023’ten sonraki üçüncü versiyonudur. Anket, bu ideal haklara dayanıyordu ve katılımcılardan ülkelerindeki deneyimlerine ve özellikle ALS/MND deneyimlerine ilişkin soruları yanıtlamaları istendi. Anketin bu versiyonunda yeni olan bir bölüm ise kan akrabalarıdır.

Veri toplama, 27 Ağustos Çarşamba günü ön lansmanla başladı ve ardından 2 Eylül Salı günü tam olarak kullanıma sunuldu. Katılımcılar, İttifak üyeleri ve sosyal medya aracılığıyla doğrudan bağlantı üzerinden çevrimiçi anketi tamamlamaya davet edildi. Sosyal medya üzerinden gelenler, CAPTCHA (Bilgisayarları ve İnsanları Ayırt Etmek İçin Tamamen Otomatikleştirilmiş Genel Turing Testi) arayüzü ile tarandı. Veri toplama, 8 Aralık Pazartesi sabahı sona erdi.

Anket, Çince (Tayvan), Danca, Felemenkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca, Hintçe, İtalyanca, Japonca, Korece, Norveççe, Brezilya Portekizcesi, İspanyolca, Svahili, Türkçe ve Vietnamca dillerinde mevcuttu. Bu çeviriler üzerinde yoğun emek harcayan üyelerimize çok minnettarız. Anket, bağımsız bir üçüncü taraf olan Bramm Research tarafından yürütüldü. 51 ülkeden 2.232 yanıt aldık (PALS %42, CALS %38 ve kan bağı olan akrabalar %40).

Raporun tamamına ulaşmak için tıklayınız:

27 Nisan 2026 Pazartesi

SPORADİK VE AİLESEL ALS OLGULARINDA GEN MUTASYONLARI

Genetik ALS dendiğinde genellikle akla ilk gelen şey, ailede kuşaklar boyu süren bir hastalık geçmişidir. Ancak durum her zaman bu kadar net olmayabilir. Sorunuzu iki ana başlıkta yanıtlayalım:

1. Aile Geçmişi Olmadan Genetik ALS Olabilir mi?

Evet, olabilir. Buna tıpta "de novo" (yeni oluşan) mutasyon diyoruz. Yani anne ve babada hiçbir hastalık geni bulunmamasına rağmen, çocuk anne karnındayken o gende tamamen yeni bir değişim meydana gelebilir. Bu durumda kişi, ailesinde ALS olan ilk birey olur ama hastalığı tekniken "genetiktir".

2. Soy Ağacında Görünmemesinin Diğer Nedenleri

Bazen ailede bir genetik bozukluk olsa bile, şu sebeplerle "ilk kez" ortaya çıkmış gibi görünebilir

Eksik Nüfuz (Penetrans): Bir kişi ALS genini taşıdığı halde hayatı boyunca hastalık belirtisi göstermeyebilir. Ancak bu geni çocuğuna aktarabilir ve hastalık o çocukta ortaya çıkabilir. Dışarıdan bakınca "kimsede yoktu, onda çıktı" gibi görünür.

Yaş Faktörü: Ailedeki büyükler ALS belirtileri ortaya çıkmadan çok daha genç yaşlarda başka sebeplerden vefat etmiş olabilirler. Bu da soy ağacında genin varlığını gizler.

Yanlış Teşhis: Eskiden ALS olduğu bilinmeyen ama "yaşlılığa bağlı felç" veya "kas erimesi" denip geçilen durumlar aslında genetik ALS olabilir.

Özetle

ALS vakalarının yaklaşık %90'ı "sporadik" (tekil/rastlantısal) dediğimiz, bilinen bir genetik bağ bulunmayan vakalardır. Geri kalan %10'luk kesim ise "ailesel" ALS'dir.

Ancak bugün biliyoruz ki, ailesinde hiç ALS olmayan bazı hastalarda da yapılan testlerde genetik değişimler saptanabiliyor. Bu yüzden bazen aile öyküsü olmasa dahi, doktorlar tedavi planını netleştirmek veya süreci anlamak için genetik test önerebilmektedir.

Sporadik ALS (sALS) olgularında Genetik Mutasyon

Aile öyküsü olmayan bireylerde bile genetik mutasyonlar görülebilmektedir. Modern genetik araştırmalar, "sporadik" olarak sınıflandırılan hastaların aslında sanılandan daha yüksek bir oranda genetik risk taşıdığını göstermektedir.

Sporadik ALS (sALS) olgularında, yani aile öyküsü olmayan bireylerde bile genetik mutasyonlar görülebilmektedir. Modern genetik araştırmalar, "sporadik" olarak sınıflandırılan hastaların aslında sanılandan daha yüksek bir oranda genetik risk taşıdığını göstermektedir.

1. Sporadik ALS Olgularında Genetik Mutasyon Oranı

Geleneksel olarak sporadik vakaların %90, ailesel vakaların %10 olduğu söylenirdi. Ancak kapsamlı genetik taramalar (Next-Generation Sequencing) sonucunda:

Genel Görülme Oranı: Sporadik ALS vakalarının yaklaşık %10 ila %15'inde bilinen bir ALS geni mutasyonu saptanmaktadır.

Kalıtımsal Yatkınlık: Bazı çalışmalara göre sporadik vakalardaki genetik yatkınlık (heritability) oranı %40-60 civarına kadar çıkabilmektedir. Bu, birçok vakanın sadece tek bir genle değil, birden fazla genin ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıktığını gösterir.2. En Sık Görülen Dörtlü (C9orf72, SOD1, TARDBP, FUS)

Bu dört ana gen, ailesel vakaların çoğunu kapsarken sporadik vakalarda şu oranlarda görülür:

C9orf72: Sporadik vakalarda en sık görülen mutasyondur (yaklaşık %5 - %7).

SOD1: Yaklaşık %1 - %2.

TARDBP (TDP-43): Yaklaşık %1.

FUS: Yaklaşık %1'den az

3. Diğer Sık Görülen Mutasyonlar

Bahsettiğmiz dört ana gen dışında, sporadik ALS olgularında en sık rastlanan veya riski artıran diğer genler şunlardır:

TBK1
SQSTM1
ATXN2
OPTN (Optineurin)
ANG (Angiogenin)
VCP
MATR3
   

Neden Sporadik Vakada Mutasyon Çıkıyor?

Bu durumun iki temel sebebi vardır:

De Novo Mutasyon: Gen Mutasyonu ilk kez o bireyde oluşmuştur (anne veya babada yoktur).

Düşük Penetrans: Ailedeki büyükler geni taşımış ancak hastalık belirtisi göstermeden başka sebeplerden vefat etmişlerdir.

Özellikle SOD1 mutasyonu saptanan sporadik vakalar, günümüzde genetik tedaviler (örneğin Tofersen gibi) açısından değerlendirilebildiği için bu taramalar klinik olarak büyük önem kazanmıştır.

Ek bilgi: 

ALS ile yaşayan kişilerin yaklaşık %5 ila %10'unun aile üyelerinde de bu hastalık teşhisi konulmuş olması, genetik bir mutasyonun kalıtsal olma olasılığını artırmaktadır . Ailevi ALS'li kişilerin yaklaşık üçte ikisinde bilinen ALS genlerinde mutasyonlar bulunmakta olup , bu da muhtemelen henüz keşfedilmemiş daha fazla genin olduğunu göstermektedir.

Sporadik ALS 

ALS ile yaşayan kişilerin yaklaşık %90 ila %95'ini etkileyen hastalığın en yaygın şeklidir. Sporadik ALS'li bireyler, ailelerinde hastalığa yakalandığı bilinen ilk kişilerdir. Sporadik ALS'li kişilerin çoğunda, yaşam tarzı, çevresel veya diğer  risk faktörleri  hastalığın gelişimine katkıda bulunmuş olabilir. Bununla birlikte, sporadik ALS'li kişilerin yaklaşık %10'unda ALS ile bağlantılı bir gen mutasyonu vardır. ALS, kalıtsal olsun veya olmasın, aile öyküsünde hastalık bulunmayan bir kişide hastalık benzerlik gösterir. 

Ancak ailesel ALS'li kişiler genellikle daha erken yaşlarda belirtiler göstermeye başlarlar. Hastalığın ailesel veya sporadik olmasına bakılmaksızın, ALS'nin ilerlemesi kişiden kişiye oldukça farklılık gösterebilir. Aile içinde bile, ALS teşhisi konmuş aile üyelerinin hastalık seyri farklı olabilir. Araştırmacılar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve ALS'yi daha etkili bir şekilde tedavi etmek için bu farklılıkları anlamaya çalışıyorlar.

Anne veya babadan çocuklara aktarılan mutasyonlar baskın, çekinik veya x kromozomuna bağlı geçiş özelliği de vardır. Bu geçiş özelliğine göre hastalık ortaya çıkabilir veya mutasyonu taşıyan çocukta hastalık ortaya çıkmayabilir, taşıyıcı olabilir. 

Ayrıca bir mutasyonun penetransı (aktarılma oranı)  ve patolojik olup olmadığı da hastalığın bir sonraki nesilde ortaya çıkıp çıkmayacağını belirleyen faktörlerdendir. Patolojik bir mutasyon taşıyan bir kimsede hastalık hiç gelişmeyebilir. 

Sporadik ALS'nin Nedenleri

Sporadik ALS, geleneksel anlamda kalıtsal değildir, ancak özellikle RNA bağlayıcı protein TDP-43'ü içeren temel moleküler yollardaki bozulmalarla güçlü bir şekilde ilişkilidir. Sporadik ALS vakalarının %95'inden fazlasında, nöronlarda yanlış katlanmış TDP-43 proteininin anormal birikimi, RNA işlenmesinde yaygın bir düzensizliğe yol açar.  TDP-43 nin hastalık oluşturma mekanizması, son yıllarda ALS araştırmalarının merkezi bir odağı haline gelmiş ve sporadik hastalık mekanizmalarının anlaşılmasını yeniden şekillendirmiştir.

Motor nöron dejenerasyona katkıda bulunan diğer faktörler şunlardır:

  • Oksidatif stres: Reaktif oksijen türleri ile antioksidan savunma mekanizmaları arasındaki dengesizlik olup, motor nöronlara potansiyel olarak zarar verebilir.
  • Mitokondriyal disfonksiyon: Hücresel enerji üretimindeki bozulmalar, nöronları dejenerasyona karşı daha savunmasız hale getirir.
  • Endoplazmik retikulum stresi 
  • Bağışıklık sistemi anormallikleri: Aşırı aktif veya düzensiz mikroglia yanıtları nöronal hasarı şiddetlendirebilir.
  • Glutamat eksitotoksisitesi: Aşırı glutamat sinyallemesi sinir hücrelerine zarar verir; riluzol kısmen glutamat seviyelerini düşürerek etki gösterir.
  • Çevresel maruziyetler: Bazı toksinler, askerlik hizmeti ve şüpheli siyanobakteriyel nörotoksinlerin artan riskle bağlantılı olduğu öne sürülmüştür, ancak bulgular henüz kesin değildir.

1 Mayıs 2025 Perşembe

Dernek Üyelerimizin Dikkatine: Qalsody (Tofersen) Erişimi hakkında

Dikkat! Genetik Test sonucunuzda “SOD1 mutasyonu” bulunmuyorsa bu duyuruyu dikkate almayınız.

Ülkemizde SOD1 geninde mutasyon taşıyan bir ALS hastası, yürüttüğü hukuki süreç sonucunda “Tofersen” adlı ilaca ücretsiz şekilde erişim sağlamıştır. Bu gelişme üzerine, benzer durumda olan üyelerimizi bilgilendirme ihtiyacı doğmuştur.

Tofersen Nedir?
Tofersen, FDA ve EMA onayı almış ve SOD1 mutasyonu taşıyan ALS hastalarında kullanılabilen bir ilaçtır. Qalsody olarak yurtdışında ruhsatlandırılmış ilaç, 1 Temmuz 2024 itibariyle Avrupa’da Almanya, Fransa, İsveç, Hollanda, Belçika’da geri ödeme kapsamına alınmıştır.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı ve İlaç Ecza Kurumu henüz ilacın Türkiye’de kullanımını ve SGK kapsamında ödenmesini onaylamamıştır. Yurt dışından getirilerek kullanılabilir.

Bu İlaca Nasıl Ulaşabilirsiniz?

  1. Öncelikle SOD1 genetik test sonucunuzda SOD1 mutasyonu bulunmalıdır.
  2. Uzman hekiminiz bu ilacın sizin tedaviniz için uygun olduğuna karar vermelidir.
  3. Hekiminiz Sağlık Bakanlığı’na yurtdışından ilaç getirilmesi için başvuru yapar.

Bakanlıktan gelecek cevaplar üç şekilde olabilir:

A. Onay Gelirse:

  • İlacı Türk Eczacıları Birliği aracılığıyla ücretli olarak sipariş edebilirsiniz.
  • Şartlar uygunsa, ilacın ücretinin SGK veya özel sigortanız tarafından karşılanması için dava açılabilir.

B. Ret Gelirse:

  • Şartlar uygunsa, 60 gün içinde dava açabilirsiniz.

C. 30 Gün İçinde Cevap Gelmezse:

  • Cevap gelmediği takdirde, 30. gün sonrası başlayarak 60 gün içinde dava açma hakkınız olur.

📌 Uyarı: Bu süreler hak düşürücü sürelerdir. Belirtilen zamanlarda başvuru yapılmazsa hak kaybı yaşanabilir. Ancak bazı durumlarda süreç yeniden başlatılabilir.

İlacın Ücretsiz Temini İçin Ne Yapılmalı?
Tofersen ilacını ücretsiz alabilmek için hukuki süreç yürütülmeli ve dava açılmalıdır. Davayı kazanmanız durumunda:

  • İlacı Türk Eczacıları Birliği’nden temin edebilirsiniz.
  • Ücreti SGK ya da özel sigortanız tarafından karşılanabilir.

Önemli Notlar:

  • Yurtdışından ilaç temini için açılan davalar bireyseldir. Toplu dava açılamaz.
  • Süreçte, yurtdışı ilaç başvurularında deneyimli bir avukatla çalışmanız önerilir.

Kısaca Süreç Şöyle İşliyor:

  1. SOD1 mutasyonunuz olup olmadığını öğrenin. (Genetik test sonucu)
  2. Doktorunuzla görüşün, ilacın sizin için uygun olup olmadığını belirlesin.
  3. Doktorunuz Sağlık Bakanlığı’na yurtdışı ilaç başvurusu yapsın.
  4. Cevap durumuna göre avukatınızla birlikte hukuki süreci başlatın.
  5. Dava sonucuna göre ilaç ücretsiz olarak temin edilebilir.

21 Ocak 2025 Salı

Qalsody, SOD1-ALS hastalarında hastalığın ilerlemesini durduruyor


SOD1
 geninde mutasyon taşıyan yedi hastayı kapsayan bir çalışmaya göre, Qalsody (Tofersen) , gerçek dünya ortamında tedavi gören 
amiyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalarında hastalığın ilerlemesini durdurdu ve fonksiyonel bağımsızlığı ve hareket kabiliyetini iyileştirdi .

Veriler ayrıca tedavinin başlamasından sonra nörodejenerasyon belirteçlerinde sağlam ve kalıcı düşüşler olduğunu gösterdi ve bu da tedavinin motor nöronlara verilen hasarı azaltabileceğini düşündürüyor.

“ Tofersen tedavisinin 'gerçek dünya' ortamında SOD1 ALS'de hastalığın kalıcı stabilizasyonuna yol açtığı ” başlıklı çalışma Annals of Clinical and Translational Neurology dergisinde yayınlandı .

ALS, motor nöronlar (istemli kas hareketlerini koordine eden sinir hücreleri) hasar gördüğünde ve giderek öldüğünde ortaya çıkar ve bu da kas zayıflığına ve kademeli hareket kaybına yol açar. Bu bazen SOD1 proteininin hatalı bir versiyonuyla sonuçlanan genetik mutasyonlardan kaynaklanır.

Qalsody, genetik talimatlarından SOD1 üretimini engelleyen küçük bir genetik materyal ipliği olan laboratuvarda yapılmış bir antisens oligonükleotid içerir. Qalsody'nin motor nöronlardaki hatalı SOD1 miktarını azaltarak anormal proteinin neden olduğu hasarı hafifletmesi ve hastalar için uzun vadeli sonuçları iyileştirmesi bekleniyor.

Hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması

Faz 3 klinik araştırmasında, tedavinin ALS ilerlemesini önemli ölçüde yavaşlattığı , aynı zamanda kas gücünde, akciğer fonksiyonunda ve yaşam kalitesindeki düşüşleri azalttığı görüldü.

St. Louis'deki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki araştırmacılar , tedavinin geliştiricisi Biogen  tarafından desteklenen genişletilmiş erişim programının (NCT04972487) bir parçası olarak kurumlarında Qalsody alan SOD1-ALS hastası yedi yetişkinden (beş erkek ve iki kadın) elde edilen verileri bildirdi .

Yedisinin de yavaş ilerleyen ALS'si vardı ve bu, ALS Fonksiyonel Derecelendirme Ölçeği-Revize (ALSFRS-R) skorunda ayda 0,9 puandan az bir düşüşle tanımlanıyordu. Hastalar her ay ortalama 0,36 ALSFRS-R puanı kaybediyordu.

Hastalar Qalsody'ye başlamadan önce 62,7 ay veya beş yıldan biraz fazla bir süredir ALS ile yaşıyorlardı. Ortalama ALSFRS-R puanları 35,1'di. Yaklaşık 1,5 yıllık tedaviden sonra, bu puan hafifçe artarak 36,5 puana çıktı ve bu, bu popülasyonda beklendiği gibi bir düşüşten ziyade günlük aktiviteleri gerçekleştirme becerisinin daha iyi olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, "İşlevsel bağımsızlıkta belirgin bir iyileşme oldu" diye yazdı. Ortalama olarak, işlevsel bağımsızlık motor (FIM) puanı 5,13 puan arttı. FIM ölçeği, işlevsel durumu hastaların ihtiyaç duyduğu yardım seviyesine göre derecelendiriyor ve daha yüksek bir puan daha fazla işlevsel bağımsızlığı gösteriyor.

Qalsody tedavisine başladıktan sonra, sinir hücresi hasarının bir belirteci olan kandaki nörofilament hafif zincir (NfL) seviyeleri çoğu hastada yarıdan fazla azaldı. Başka bir sinir hücresi hasarı biyobelirteci olan fosforile nörofilament ağır zincir, beyin ve omurilik etrafında akan sıvı olan serebrospinal sıvıda (CSF) ortalama %67,6 oranında düştü.

Araştırmacılar, "Bu bulgulara, ALSFRS-R ile ölçülen motor gerilemenin yavaşlaması ve fonksiyonun korunması ve fonksiyonel bağımsızlıkta iyileşmeler eşlik etti" diye yazdı.

Qalsody ile klinik testler sırasında bildirilen en yaygın yan etkilerle uyumlu olarak , tüm hastalar tedavi süreci boyunca bir noktada beyin omurilik sıvısındaki beyaz kan hücresi sayılarında artışlar yaşadı. Araştırmacılar, bunun neden gerçekleştiğinin "belirsiz kaldığını" yazdı.

Üç hasta Qalsody dozundan 1-2 gün sonra kas ağrısı ve sızı yaşadı. Bu, kalçalarda, uyluklarda veya bacaklarda, bazen de keskin ağrıyla meydana geldi. Semptomlar zamanlama ve tutarlılık açısından farklılık gösterdi, ancak asetaminofen veya ibuprofen ile günler içinde çözüldü.

Araştırmacılar, "Klinik deneyimimiz, tofersen ile tedavi edilen SOD1 ALS hastalarında serum ve CSF nörofilamentlerinde sağlam, önemli ve sürekli azalmalar gösteriyor," diye yazdı. "Bu sonuçlar oldukça cesaret verici ve klinik çalışmalarda gösterilen etkileri özetliyor," diye yazdılar.

Kaynak 

https://alsnewstoday.com/news/qalsody-halts-disease-progression-sod1-als-patients-study

https://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/acn3.52264

1 Ağustos 2024 Perşembe

C9orf72 ile ilişkili amyotrofik lateral sklerozlu yetişkinlerde antisens oligonükleotid BIIB078 çalışması durduruldu

C9orf72 ile ilişkili amyotrofik lateral sklerozlu yetişkinlerde antisens oligonükleotid BIIB078'in güvenliği, tolere edilebilirliği ve farmakokinetiği: faz 1, randomize, çift kör, plasebo kontrollü, çoklu artan doz çalışması

C9orf72 genindeki hekzanükleotid tekrar dizisi uzaması, amiyotrofik lateral sklerozun (ALS) yaygın bir genetik nedenidir. C9orf72'yi hedefleyen herhangi bir tedavi mevcut değildir. BIIB078, C9orf72 mRNA'sını hedefleyen araştırma aşamasındaki bir antisens oligonükleottittir. Bu çalışmada, C9orf72 ile ilişkili ALS'li katılımcılarda BIIB078'in güvenliğini, tolere edilebilirliğini ve farmakokinetiğini değerlendirmeyi amaçladık.

Yöntemler 

Bu faz 1, randomize kontrollü çalışma altı ülkede (Kanada, İrlanda, Hollanda, İsviçre, İngiltere ve ABD) 22 merkezde gerçekleştirilmiştir. ALS ve C9orf72'de patojenik bir tekrar genişlemesi olan yetişkinler, altı kohort içinde, kohort başına 3:1 oranında İnteraktif Yanıt Teknolojisi aracılığıyla, intratekal bolus enjeksiyon yoluyla BIIB078 (kohort 1-6'da sırasıyla 5 mg, 10 mg, 20 mg, 35 mg, 60 mg veya 90 mg) veya plasebo almak üzere rastgele atanmıştır. Tedavi dönemi, yaklaşık 2 haftada bir uygulanan üç yükleme dozu çalışma tedavisinden ve ardından 1-3. kohortlar için yaklaşık 3 aylık ve 4-6. kohortlar için yaklaşık 6 aylık bir tedavi dönemi boyunca aylık idame dozlarından oluşmuştur. Hastalar ve araştırmacılar tedavi ataması konusunda maskelenmiştir. Birincil sonlanım noktası advers olayların ve ciddi advers olayların insidansıydı. Bu çalışma ClinicalTrials.gov'a (NCT03626012)  kaydedilmiştir ve tamamlanmıştır. 

Bulgular 

10 Eylül 2018 ile 17 Kasım 2021 tarihleri arasında 124 hasta çalışmaya dahil edilmek üzere taranmıştır. 18 hasta çalışma dışı bırakılmış ve 106 katılımcı kaydedilerek 5 mg (n=6), 10 mg (n=9), 20 mg (n=9), 35 mg (n=19), 60 mg (n=18) veya 90 mg (n=18) BIIB078 veya plasebo (n=27) almak üzere rastgele atanmıştır. 106 hastanın 58'i (%55) kadındır. Tüm hastalar en az bir doz çalışma tedavisi almış ve tüm analizlere dahil edilmiştir. Tüm katılımcılar en az bir advers olay (yan etki)  yaşamıştır; advers olayların çoğu hafif veya orta şiddette olmuş ve tedavinin kesilmesine yol açmamıştır. 

BIIB078 ile tedavi edilen katılımcılarda en sık görülen yan etkiler düşme, prosedürel ağrı, baş ağrısı ve post lomber ponksiyon sendromudur. BIIB078'in herhangi bir dozunu alan 79 hastanın 14'ü (%18) ciddi  yan etki) bildirirken, plasebo alan 27 hastanın dokuzu (%33) ciddi advers olay bildirmiştir. BIIB078 alan beş katılımcı ve plasebo alan üç katılımcıda ölümcül yan etki görülmüştür: 10 mg BIIB078 alan bir katılımcıda solunum yetmezliği, 35 mg BIIB078 alan iki katılımcıda ALS kötüleşmesi, 35 mg BIIB078 alan bir katılımcıda travmatik intraserebral hemoraji, 60 mg BIIB078 alan bir katılımcıda pulmoner emboli ve plasebo alan üç katılımcıda solunum yetmezliği. Tüm ölümler raporlayan araştırmacı tarafından çalışma tedavisiyle ilişkili olmadığı şeklinde değerlendirilmiştir.

Yorum 

Bu faz 1 çalışmasının sonuçları değerlendirildiğinde, BIIB078'in klinik çalışması  durdurulmuştur. Ancak, bu sonuçlar, C9orf72 ile ilişkili ALS'nin karmaşık patobiyolojisini anlamamıza katkıda bulunacaktır. Finansman Biogen.

28 Haziran 2024 Cuma

SOD1 mutasyonu ve Ailesel ALS

Gen Nedir?

Bir gen, kalıtımın en basit fiziksel ve fonksiyonel birimidir. Adenin (A), Timin (T), Guanin (G) ve Sitozin (C) isimleriyle bilinen 4 harften oluşan genetik kod, farklı şekillerde bir araya gelerek genleri oluştururlar. Genetik bilimindeki kelimeler her zaman 3 harfli kelimelerden oluşur ve bu kelimeler bir araya gelerek karmaşık cümleler inşa edebilirler.

Genlerden üretilen proteinler, bir organizmanın neye benzeyeceğini, nasıl davranacağını, ne tür hastalıklara yatkın olduğunu ve daha nice bilgiyi içerir. Bu bilgi, nesilden nesile aktarılabilir ve bu süreçte değişir. Bu genetik aktarıma “kalıtım”, nesiller içerisinde genlerin dağılımında meydana gelen değişime ise “evrim” denir.

SOD1 nedir?

Süperoksit dismutaz 1 veya hSod1 olarak da bilinen süperoksit dismutaz [Cu-Zn], insanlarda kromozom 21’de bulunan SOD1 geni tarafından kodlanan bir enzimdir. SOD1, insanda bulunan  üç süperoksit dismutazından biridir. Apoptoz (hücre ölümü), ailesel Amyotrofik lateral skleroz ve Parkinson hastalığında rol oynar.

SOD1 Geni Nedir?

SOD1 geni vücuttaki hücrelerde oldukça fazla bulunan “süperoksit dismutaz” enziminin üretimi için gerekli talimatları sağlar. Bu enzim bakır (Cu) ve çinko (Zn) moleküllerine bağlanarak süperoksit radikal denilen oldukça toksik olan yüklü oksijen moleküllerini yıkar ve etkisiz hale getirir. Bu oksijen molekülleri vücutta düzenli olarak oluşur ayrıca hücrelere zarar vermemesi için etkisiz hale getirilmek zorundadırlar.

Genin Diğer İsimleri

ALS1

Cu/Zn süperoksit dismutaz

SOD1 Geninde Genetik Değişikliklerle İlişkili Hastalıklar

Amyotrofik Lateral Skleroz

SOD1 geninde; ilerleyen kas zayıflığı, kas kütlesi kaybı, hareket kontrol yeteneğinde azalma ile karakterize en az 200 kadar mutasyon tespit edilmiştir. Bu mutasyonların çoğu “süperoksit dismutaz” enzimini kodlayan proteindeki bir aminoasidin değişmesiyle oluşur.

Amerikan halkının yarısında SOD1 geninde enzimin 5.bölgesinde Ala5Val ya da A5V olarak yazılan “Alanin” aminoasidi yerine “Valin” aminoasidinin geçtiği belirli, spesifik bir mutasyon tespit edilmiştir. A5V mutasyonunun neden olduğu ALS hastalığında diğer tip mutasyonlarla karşılaştırıldığında kısa yaşam süresi göze çarpmaktadır.

ALS hastalığı, kas hareketlerini kontrol eden motor nöronların dejenerasyonuyla karakterize bir hastalıktır. Bu nöron hücrelerinin neden SOD1 genindeki mutasyonlara karşı bu kadar duyarlı oldukları halen çözülememiştir. Araştırmacılar hücredeki değişen enzimin motor nöronlarının ölmesine sebep olduğunu düşünüyor.

Bu olasılıklar arasında; zararlı süperoksit radikallerinde bir artış, diğer tipteki toksik radikallerin üretiminin artması, hücre ölümünün artması veya hücreler için toksik olabilen yanlış katlanmış süperoksit dismutaz kümelenmelerinin birikmesi yer alır.

Amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalarının yaklaşık %5-10’unda ailevi geçiş mevcutken, geri kalan olgular sporadiktir. Ailevi ve sporadik olguların klinik bulgularında belirgin bir farklılık yoktur. Ailevi olgularda daha sık olmak üzere, ALS hastalarında belirli genlerde bozukluk olabileceği tespit edilmiş durumdadır. Bu genlerden biri SOD1’dir ve bu genin mutasyona uğraması sonucu meydana gelen ALS, tüm ALS olgularının yaklaşık %2’sini oluşturmaktadır.

Yapılan genetik çalışmalarda ALS gelişiminde 20’den fazla genin etkili olabileceği gösterilmiştir. Amiyotrofik lateral skleroza neden olan genler arasında süperoksit dismutaz 1 (SOD 1) en fazla mutasyona uğrayan genlerden bir tanesidir ve sporadik ALS vakalarının yaklaşık olarak %7’sinden, ailesel ALS vakalarının ise%12-13’ünden sorumlu tutulmaktadır. Süperoksit dismutaz 1 geni süperoksidin moleküler oksijen ve hidrojen perokside inaktivasyonunu katalizleyen antioksidan savunmada rol oynayan Cu/Zn süperoksit dismutaz enzimini kodlamaktadır. Süperoksit dismutaz 1 genindeki mutasyon sonucu ortaya çıkan Cu/Zn SOD enzimi çinko bakımından eksiktir ve oluşan anormal formdaki enzim süperoksit temizleme görevini bırakarak hücresel antioksidanlardan elektron çalmakta ve daha fazla süperoksit oluşumuna neden olmaktadır. Fazladan oluşan süperoksit ve süperoksit ile hızlı bir şekilde reaksiyona giren peroksi nitrit ise hücrelerde oksidatif stres ve apoptoz (hücre ölümü) gelişimini başlatmaktadır. SOD1 geninde bugüne kadar ALS’ye neden olan 170’den fazla mutasyon tanımlanmıştır.

Ailesel ALS genellikle otozomal dominant geçişli olup, X’e bağlı ya da otozomal resesif geçiş nadiren görülmektedir.

SOD1 mRNA’sına yönelik olarak geliştirilen SOD1 antikorları ve antisens oligonükleotidler (Tofersen), gen ekspresyonunu azaltarak patojenik mutant proteini ortadan kaldırmaya yönelik yeni tedavi stratejileridir ve bu konudaki klinik çalışmalar halen sürmektedir. 

Antisens oligonukleotid nedir?

İnsan genom projesi, moleküler biyoloji ve teknoloji alanındaki gelişmeler gen temelli tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine neden olmuştur. Bir gen susturma yöntemi olan antisens teknolojisi, kanser ve genetik temelli hastalık tedavilerine yönelik ilaç geliştirilmesinde kullanılmaktadır.

Tofersen hakkında

Tofersen, SOD1-ALS’nin tedavisi için değerlendirilmekte olan potansiyel bir antisens ilaçtır. SOD1 mRNA’ya özel olarak bağlanmak üzere tasarlanmış yapay olarak oluşturulmuş bir DNA parçasıdır (mRNA, hücrenin mekanizması tarafından protein yapmak için kullanılan bir genin geçici bir kopyasıdır). Tofersen, SOD1 mRNA’ya bağlanarak bozunmayı hedefler ve mesajın okunmasını engeller, böylece tofersen   SOD1 protein üretimini durdurur. SOD1 protein seviyelerini azaltarak, bu ALS formunun ilerlemesini yavaşlatabilir.

ALS tanısı almış hastalar, doktorunuza danışınız. Genetik Tanı ve danışmanlık hizmeti veren merkezlerde SOD1, C9orf72 Tdp43, FUS gibi genetik geçiş gösteren ALS hastalığı için test yapılmaktadır. 

18 Haziran 2024 Salı

ALS araştırmasında çığır açan yeni gen terapisi (Tofersen ) hastalığın ilerlemesini yavaşlatıyor (SOD1 mutasyonlu ALS)

Önemli not: Sözkonusu ilaç  hem FDA hem de EMA (european medicine agency) onayı almıştır. Avrupa Birliği ülkelerinde henüz ilaç satışı yoktur. Yapılan çalışmalar EAP (erken erişim programı) kapsamında yapılmaktadır. Ülkemizde ilacın temini mümkün değildir. Eğer Sağlık Bakanlığı erken erişim programı konusunda bir girişimde bulunursa ilaca erişim yolu açılabilir. ALS-MNH Derneği yönetimi olarak gerekli yazışmalar yapılmıştır. Kamuoyu desteği önemlidir!


Amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığına ilişkin araştırmalarda çığır açan bir gelişme yaşandı. Umeå Üniversitesi'ndeki bilim insanları, ALS hastalığının özellikle agresif bir formuna sahip bir hastada hastalığın ilerlemesinin, yeni bir gen terapisinin kullanılmasıyla önemli ölçüde yavaşladığını bildirdi. İlaç tedavisini dört yıl boyunca kullandıktan sonra hasta hâlâ merdiven çıkabiliyor, sandalyesinden kalkabiliyor, iyi yemek yiyip konuşabiliyor, aktif ve sosyal açıdan doyurucu bir hayat yaşayabiliyor.

– Önemli bir keşif, hastalığa neden olan SOD1 proteininin seviyelerini önemli ölçüde azaltmanın ve aynı zamanda hastalığın daha fazla ilerlemesi üzerindeki net bir engelleyici etkinin ölçülmesinin artık mümkün olmasıdır. Hastaya 2020 baharının başlarında nöroloji servisinde teşhis koyduğumuzda hastanın prognozu en iyi ihtimalle 1,5-2 yıl hayatta kalma idi. Hasta beklentilerin çok çok ötesine geçti

Hasta, SOD1 genindeki bir mutasyonun neden olduğu, özellikle agresif bir ALS hastalığı formuna sahip olan güney İsveç'teki bir aileden geliyor. Bir akrabasına ALS teşhisi konduğunda hasta, Umeå Üniversitesi'ndeki ALS araştırma ekibine araştırma amacıyla bir kan örneği bıraktı ancak genetik testin sonuçlarını öğrenmemeyi tercih etti. Ancak hasta hastalık geninin taşıyıcısıydı ve dört yıl önce kas güçsüzlüğü yaşadıktan sonra hasta kendisinin de bu durumdan muzdarip olduğunu fark etti. Hasta hemen Kuzey İsveç Üniversite Hastanesi'ndeki sağlık ekibi tarafından müdahale edildi ve hastaya erken evre ALS hastalığı teşhisi konuldu.

Hasta, 2020 yazından bu yana, ilaç şirketi Biogen'in sponsorluğunda, motor nöronlarda SOD1 proteininin yanlış katlanmasına ve toplanmasına neden olan SOD1 mutasyonları olan hastalar için geliştirilen yeni bir gen terapisini değerlendiren faz 3 çalışmasına katılıyor. Hasta, her dört haftada bir Danimarka'nın Kopenhag kentindeki bir üniversite hastanesinde deneysel tedavi görüyor.

Biyobelirteç neredeyse yüzde 90 oranında azaldı

2020 yılında teşhis konduğunda, hastanın sinir hücrelerinin parçalanmasını gösteren bir biyobelirteç olan nörofilament L maddesinin seviyeleri çok yüksekti. Şimdi, dört yıl sonra, seviyeler neredeyse yüzde 90 oranında azaldı.

– Hastaya Nisan 2020'de Kuzey İsveç Üniversite Hastanesi'nde teşhis konulduğunda, nörofilament L düzeyinin litre başına 11.000 nanogram kadar yüksek olduğunu ölçtük; bu, bir ALS hastası için bile yüksek bir rakam. En son örnekte, yeni ilacın 50 enjeksiyonundan sonra seviye 1.200'den 1.290'a düştü; bu da hastalık göstergesinde önemli bir düşüş anlamına geliyor. Hastanın yaş grubundaki bir kişi için normal seviye 560'ın altındadır. Kandaki nörofilament seviyesi ise son hastane ziyaretinde normal seviyelere gerileyerek 12'ye kadar geriledi. Peter Andersen, normal seviyenin 13'ten az olduğunu söylüyor.

ALSFRSR ölçeği kullanılarak ölçülen hastanın fonksiyon düzeyi, sağlıklı bir bireye göre azalmıştır (48 puan), ancak son 18 ay boyunca neredeyse aynı seviyede, 35 ila 37 puan civarında kalmıştır; bu, hastanın fonksiyonelliğinin azaldığı anlamına gelir. düzeyi sağlıklı bir bireye göre yaklaşık yüzde 26 oranında azalır.   

Hastanın sahip olduğu bu agresif tip ALS gen mutasyonuna sahip bir kişi genellikle her ay 1-1,5 puan kaybeder. Bu, tedavi olmasaydı hastalığın beklenen ilerlemesinin çok hızlı olacağı ve 6-12 ay içinde ciddi sakatlığa yol açacağı ve büyük olasılıkla hastanın 2021'de ölümüne yol açacağı anlamına geliyor.

İlham

Klinik Bilimler Bölümü'nde Peter Andersen ile birlikte çalışan nörolog ve araştırmacı Karin Forsberg, bu hastanın, hastalığın başlangıcından dört yıl sonra bile az çok engelsiz bir şekilde merdivenleri çıkabildiğini görmek bir bakıma mucize, diyor. SOD1 ve ALS'yi yirmi yılı aşkın süredir araştırıyor.

– İlaç tedavisini bu şekilde başarmak büyük bir başarı ve ilhamdır. Ancak bu hiçbir şekilde işin bittiği anlamına gelmez. Bu sadece başlangıç. Söz konusu ilacın tedavi edici bir tedavi teşkil etmediğini ancak hastalığın ilerlemesini frenleyebilecek gibi göründüğünü de unutmamak gerekir. ALS hastalarına yönelik farmasötik tedavilerin daha da geliştirilmesi konusunda bize büyük umut veriyor.

ALS hastalığının birçok türü vardır ve yalnızca yüzde 2 ila 6'sında SOD1 genindeki bir mutasyonun neden olduğu ALS hastalığı vardır. Birçoğunda hastalığın ailesel bir formu vardır, ancak sporadik ALS vakalarında da SOD1'deki mutasyonlar bulunmuştur.

– Bu ilacın diğer ALS hastalığı türleri üzerinde de benzer bir etkisinin olup olmadığı şu an için bilinmiyor. Peter Andersen, konuyla ilgili daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Hasta, 2020 yazında çalışmaya ilk katıldığında yapabildiği hemen hemen her şeyi hâlâ yapabiliyor; konuşması etkilenmiyor ve her şeyi kendisi yapmayı başarıyor, çimleri biçiyor, alışverişe çıkıyor ve kendi bakımıyla ilgileniyor. çocuklar. Mental olarak da kendini çok daha iyi hissediyor çünkü artık umutlu olmaya cesaret ediyor.  

"Bu sadece başlangıç"

Hastanın katıldığı çalışma bu yaz sona eriyor. İlaç henüz İsveç'te mevcut değil, ancak Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylandı ve 23 Şubat 2024'te Avrupa İlaç Ajansı (EMA) ilacın SOD1 genine sahip hastalarda kullanılmasını önerdi. Avrupa Birliği içindeki mutasyonlar.

Ancak İsveç'teki Yeni Terapiler Konseyi, bölgesel sağlık hizmeti sağlayıcılarından Diş ve İlaç Yardımları Ajansı tarafından sağlık açısından ekonomik bir değerlendirme sağlanana kadar ilacı reçete etmemelerini istedi

– Bir sonraki adımımız bu ilacı alan hastalardan elde edilen sonuçları incelemek. Bazıları için işe yaradı, ancak hepsi aynı olumlu etkiyi görmedi. Bu bir dozaj sorunu olabilir veya tedavinin hangi hastalık aşamasında başlatıldığı olabilir. Belki süreci tamamen durdurmak için ek ilaçlara ihtiyaç vardır? Bunlar şimdi denememiz ve cevaplamamız gereken sorular. Karin Forsberg, bunun yalnızca başlangıç ​​olduğunu söylüyor.

Tedavinin, hastanın sahip olduğu ALS hastalığının türüne göre verileceği ve büyük olasılıkla bir ilaç kombinasyonu gerektireceği bir gelecek hayal ediyor. Diğer ALS türlerine sahip hasta grupları için eşdeğer ilaçların geliştirilebilmesi için yeni ilaç hedefleri bulmak amacıyla hem İsveç'te hem de uluslararası alanda pek çok araştırma yapıldığını vurguluyor ve bunun gerçekleşeceğinden umutlu olduğunu vurguluyor.

– Hastadan toplanan numunelerde hastalık sürecinin devam ettiğini ancak hastanın vücudunun bunu telafi edebildiğini ölçebiliyoruz. Şimdi bile, hasta bu yeni gen terapisi ilacını almaya başladıktan dört yıl sonra. Peter Andersen, İsveç Etik İnceleme Otoritesi'nin bu çalışmalara katılımı onayladı ve birkaç yıl sonra, diğer katılımcı ülkelerdeki ALS doktorları gibi biz de tedavi edilen birçok hasta üzerinde açık bir klinik etki gördüğümüzü söylüyor.

– Bir sonraki adım, bu ilaçla tedavinin aktive ettiği görünen telafi edici mekanizmaları incelemek için İsveç Etik İnceleme Otoritesinden onay almak olacak. Burada, sinir sisteminin önceden bilinmeyen kısımlarının nasıl çalıştığına dair içgörü elde etme ve daha da iyi yeni ilaçlar geliştirme fırsatı doğabilir.

ALS hastası ve Peter Andersen'ın videosu

Klinik Bilimler Bölümü'nde baş nörolog ve profesör olan Peter Andersen, çalışma hakkında konuşuyor ve ALS hastasının Kuzey İsveç Üniversite Hastanesi'nde testler yaptığı görülüyor.

Daha fazlasını öğrenin ve ALS Research Umeå web sayfasında Peter Andersen ve Karin Forsberg ile yapılan röportajın daha uzun versiyonunu izleyin .

https://www.umu.se/en/research/groups/als-research3/

Arkaplan bilgisi

ALS hastalığının pek çok türü vardır; bazılarına ailesel ALS adı verilen kalıtsal bir gen mutasyonu neden olur, ancak çoğu durumda nedeni bilinmemektedir.

Tüm ALS hastalarının yaklaşık yüzde 2 ila 6'sında aynı adı taşıyan proteini kodlayan SOD1 geninde kalıtsal bir mutasyon vardır. SOD1 proteini vücudun tüm hücrelerinde bulunur ve normal işlevi antioksidan olarak adlandırılan serbest radikalleri nötralize etmektir.

3. aşama VALOR çalışmasının farmasötik ilacı tofersen veya Qalsody'dir (Biogen). SOD1 enzimini kodlayan gen okunduğunda oluşan mRNA'nın parçalanmasına neden olan bir antisens oligonükleotiddir (ASO). Sonuç olarak yeni SOD1 proteininin sentezi azalır. Bu, ilacın SOD1 oluşumunu engellediği anlamına gelir

Tofersen yalnızca SOD1 gen mutasyonu olan hastalar üzerinde test edildi, başka herhangi bir ALS hastalığı türü olan hastalar üzerinde test edilmedi.

VALOR çalışmasının ilk altı ayında katılımcı hastalara tofersen veya plasebo verildi. Bundan sonra hastalar, herkese aktif ilacın, yani tofersen'in verildiği çalışmanın açık etiketli uzatmasına (OLE) devam etti. VALOR'un OLE kısmı yakında sona erecek. İsveçli hastaların da katıldığı daha önceki bir faz 2 çalışmada tofersen farklı dozajlarda (20, 40, 60 veya 100 miligram) verilmiş ve en yüksek dozun en iyi doz olduğu belirlenmiştir.

İlaç omurilik sıvısına enjeksiyon yoluyla uygulanıyor ve lomber ponksiyon yapılmasını gerektiriyor, bu da hastanın ilacı almasıyla bağlantılı olarak bazı küçük baş ağrılarına ve sırt ağrısına neden oluyor. Bunun dışında hasta çok az yan etki yaşadı ve tedaviye başladığından beri hastalığının daha stabil olduğunu düşünüyor.  

İlaç çalışması birçok ülkede gerçekleştirildi ve İsveçli hastayla ilgili eşit derecede umut verici sonuçlar, diğerlerinin yanı sıra Almanya, Belçika, ABD ve Kanada'daki araştırmacılar tarafından da rapor edildi. Bu değerlendirmeler ilacı geliştiren ilaç firmasından bağımsız olarak yapılmıştır.

SOD1 ALS hastalığı olan hastalarda görülen ümit verici sonuçlar, SOD1 mutasyonunun sağlıklı taşıyıcılarında tofersen ile erken tedavinin değerlendirildiği ATLAS çalışmasına ilham kaynağı olmuştur. ATLAS çalışması 2021 yılında başladı ve halen devam ediyor.

Kaynak 

Makale: 

18 Nisan 2024 Perşembe

Tofersen (Qalsody) Hakkında Güncel Durum

 

Mevcut Durum 17 Nisan 2024

25 Nisan 2023 tarihinde FDA, hızlandırılmış onay yolu kapsamında SOD1-ALStedavisi için tofersen’i onaylamıştır.

Tofersen ilacı Biogen firması tarafından Qalsody olarak lisanslanmıştır.

SOD1 mutasyonu olan genetik ALS hastaları için geliştirilmiş bir gen tedavisidir.

Şu anda sadece Amerika’da, bazı ALS merkezlerinde Amerikan vatandaşı olan ve sağlık sigortasına sahip ALS hastaları için copay (katkı payı/ ortak ödemeli) olarak Ulusal sağlık sisteminde ödenmektedir.

Avrupa’da Avrupa İlaç Ajansı (EMA)  onayı beklenmektedir. EMA alt komisyonu pazarlama izni verilmesine olumlu görüş bildirmiştir.

Avrupa’da henüz satışı yoktur.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı ve İlaç Ecza Kurumu henüz ilacın Türkiye’de kullanımını ve SGK kapsamında ödenmesini onaylamamıştır.

Tofersen nedir?

Tofersen, BIIB067 olarak da bilinen, süperoksit dismutaz 1(SOD1) genindeki bir mutasyonla ilişkili ALS’yi tedavi etmek için geliştirilmiş bir araştırma ilacıdır.

SOD1 mutasyonu nedir?

SOD1 genindeki mutasyonlar, ailesel ALS’nin ikinci en yaygın nedenidir ve vakaların yaklaşık %10-20’sinde ve sporadik ALS vakalarının %1-2’sinde bulunur. SOD1 geni, hücrelerin SOD1 olarak da adlandırılan bir protein üretmek için ihtiyaç duydukları talimatları içerir. Sağlıklı SOD1 proteinleri, normal hücre süreçleri sırasında üretilen toksik yan ürünlerin parçalanmasına yardımcı olur. Bu yan ürünlerin hücrelere zarar vermemesi için düzenli olarak parçalanması gerekir.

SOD1 genindeki mutasyonların, ALS gelişimi ve ilerlemesinde rol oynayan hücre türleri olan motor nöronlar ve astrositler içinde proteinin yanlış katlanmasına ve kümelenmesine (agregat) neden olduğu düşünülmektedir. Bu kümelenmeler (agregatlar) sağlıklı hücre işlevlerine müdahale edebilir veya diğer gerekli proteinlerin yanlış katlanmasına ve işlevlerini kaybetmesine neden olarak sinir sistemine zarar verebilir ve ALS gelişimine yol açabilir.

Tofersen etki mekanizması nasıl çalışır?

Tofersen, belirli RNA moleküllerine bağlanmak üzere tasarlanmış küçük bir DNA harf dizisi (bazlar veya nükleotidler olarak adlandırılır) olan bir antisens oligonükleotiddir (ASO). Tofersen, toksik SOD1 proteinlerinin yapılmasını durdurmak için mutasyona uğramış SOD1 genlerinden üretilen RNA’yı spesifik olarak hedeflemek üzere geliştirilmiştir.

Tofersen’in güvenliği ve etkinliği hakkında ne biliyoruz?

50 kişilik bir grubu içeren bir faz 1/2 klinik çalışma, tofersen ile tedavinin genel olarak güvenli olduğunu ve serebral spinal sıvıda SOD1 proteini seviyelerini düşürdüğünü göstermiştir.

Tofersen’in güvenliği ve potansiyel etkinliği hakkında daha fazla bilgi edinmek için araştırmacılar daha sonra VALOR deneyi olarak bilinen veSOD1genindeki mutasyonların neden olduğu ALS’li 108 yetişkini içeren daha büyük bir faz 3 klinik çalışma başlattılar. Bu sonuçların 28 haftalık tedavinin etkilerini değerlendiren ilk okuması, Tofersen’in Revize Amiyotrofik Lateral Skleroz Fonksiyonel Değerlendirme Ölçeği (ALSFRS-R) ile ölçülen hastalık ilerleme hızını yavaşlatan birincil son noktasını karşılamadığını, ancak istatistiksel olarak anlamlı olmayan faydaya yönelik bazı eğilimler olduğunu göstermiştir.

Tofersen’in serebral spinal sıvıdaki SOD1 proteini seviyelerini, katılımcılar tedaviyi almaya başladıktan sekiz hafta sonra %35 oranında azalttığı gösterilmiştir. Tofersen, 12-16 haftaya kadar, nöron hasarı ve nörodejenerasyonun bir biyobelirteci olan NfL’nin kan dolaşımı seviyelerini %50 oranında azaltmıştır. Bu biyobelirteç değişiklikleri daha sonra fonksiyonel ölçek ölçümlerine de yansımıştır. VALOR çalışmasından ve açık etiketli uzatmadan elde edilen 12 aylık verileri kullanan bir takip çalışması, Tofersen’in daha erken başlatılmasının klinik ve solunum fonksiyonu, güç ve yaşam kalitesindeki düşüşü yavaşlattığını göstermiştir.

Biogen şu anda tofersen’i ATLAS Denemesi olarak bilinen ayrı bir faz 3 çalışmasında test etmektedir. Bu çalışma VALOR çalışmasından farklıdır çünkü spesifik SOD1 gen mutasyonlarına sahip ancak ALS belirtisi veya semptomu olmayan yaklaşık 150 katılımcıyı içermektedir. Araştırmacılar, Tofersen’in ALS belirti veya semptomlarının başlangıcını geciktirip geciktiremeyeceğini ve/veya belirti veya semptomlar ortaya çıktıktan sonra işlevdeki düşüşleri yavaşlatıp yavaşlatamayacağını belirlemeye çalışmaktadır. Bu çalışmanın 2027 yılında tamamlanması öngörülmektedir.

QALSODY Tedavisi Nasıl Uygulanıyor?

Tofersen lomber ponksiyon yoluyla uygulanır. Bir doktor beldeki omuriliğin etrafındaki boşluğa ince bir iğne sokar ve ilacı enjekte eder. VALOR çalışması sırasında, katılımcılar üç yükleme dozundan oluşan bir seri almış ve ardından aylık intratekal tofersen enjeksiyonları yapılmıştır.

İlk QALSODY dozları yükleme dozları olarak uygulanır. Bunlar, vücutta QALSODY seviyelerini oluşturmak için 14 gün arayla verilir. Bu seviye daha sonra daha aralıklı (28 gün arayla) idame dozları ile korunur.

https://www.biogen.com/home.html

Qalsody web sitesi

A Study of BIIB067 (Tofersen) Initiated in Clinically Presymptomatic Adults With a Confirmed Superoxide Dismutase 1 Mutation (ATLAS)

ATLAS çalışması

26 Şubat 2024 Pazartesi

EMA Nadir görülen motor nöron hastalığı için Tofersen (Qalsody) ilacının onaylanmasını önerdi


EMA, kasların zayıflamasına neden olan ve felce yol açan nadir ve genellikle ölümcül bir hastalık olan amiyotrofik lateral sklerozlu (ALS) yetişkin hastaların tedavisi için yeni bir tedaviye Avrupa Birliği'nde pazarlama izni verilmesini tavsiye etti. Qalsody (tofersen), süperoksit dismutaz 1 (SOD1) geninde mutasyon olan ALS'li yetişkinlerin tedavisinde endikedir.

Amiyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalarında, beyinde ve omurilikte istemli hareketleri kontrol eden sinir hücreleri giderek bozulur ve kas fonksiyonlarında giderek artan kayıplara ve solunum kasları da dahil olmak üzere istemli kaslarda felce neden olarak sonuçta solunum yetmezliğine yol açar. ALS yıkıcı bir hastalıktır. ALS'de ortalama hayatta kalma süresi iki ila beş yıldır.

ALS'nin kesin nedenleri bilinmemekle birlikte genetik ve çevresel faktörleri içerdiğine inanılmaktadır. ALS ile yaşayan insanların yaklaşık %2'sinde durum, sinir hücrelerinin ölmesine neden olan kusurlu SOD1 enzimlerinin üretimine yol açan genetik bir mutasyondan (değişiklik) kaynaklanmaktadır.

Şu anda ALS için AB'de ruhsatlı tek bir tedavi (riluzol) bulunmaktadır. Hastalara hastalığın semptomlarını hafifletmek için fiziksel, mesleki veya konuşma terapisi ve solunum desteği gibi destekleyici tedaviler sunulmaktadır. Kas fonksiyonunu koruyan ve ALS hastalarının ömrünü uzatan etkili tedaviler için karşılanmamış büyük bir tıbbi ihtiyaç vardır.

Qalsody, SOD1 proteininin üretimini azaltmak için SOD1 geninin mRNA'sına bağlanan bir antisens oligonükleotiddir. Bu ilacın, kusurlu SOD1 proteini miktarını azaltarak ALS semptomlarını iyileştirmesi beklenmektedir.

EMA'nın beşeri ilaçlar komitesi (CHMP) tarafından verilen görüş, ilacın hedeflenen çalışma şekli, SOD1 hayvan modelinde gözlemlenen etkiler, biyobelirteçler ve klinik veriler dahil olmak üzere kanıtların bütününe dayanmaktadır.

Klinik veriler, ALS'ye atfedilebilen güçsüzlüğü olan ve merkezi bir laboratuvar tarafından onaylanan bir SOD-1 gen mutasyonu olan 23 ila 78 yaş arasındaki 108 hastada 28 haftalık, randomize, çift kör, plasebo kontrollü bir klinik çalışmadan elde edilmiştir. Çalışma, 108 hastayı 24 hafta boyunca Qalsody veya plasebo ile intratekal olarak (spinal enjeksiyon yoluyla) tedavi almak üzere 2:1 oranında rastgele atamıştır. Plazma nörofilament hafif zinciri (NfL) çalışma sırasında aksonların (sinir hücrelerine bağlı olan ve hücreden uzağa sinyal gönderen iplik benzeri yapılar) hasar ve bozulmasının bir belirteci olarak ölçülmüştür. Plasebo grubuna kıyasla Qalsody alan hastalarda plazma NfL konsantrasyonlarında yaklaşık %60 azalma gözlenmiştir, bu da nöronal hasarın azaldığını göstermektedir. Ayrıca, 'ALS Functional Ratings Scale-Revised' (ALSFRS-R)1 olarak bilinen standart derecelendirme ölçeği ile ölçüldüğü üzere, Qalsody alan hastaların fiziksel yeteneklerinde plasebo alan çalışma katılımcılarına kıyasla sayısal bir iyileşme kaydedilmiştir.

CHMP, başvuru sahibinden Qalsody'nin uzun vadeli etkinliğini ve güvenliğini daha iyi tanımlamak için açık etiketli uzun vadeli bir uzatma çalışması, iki hastalık kayıt defteri ile işbirliği ve gözlemsel kayıt defteri tabanlı bir çalışma temelinde ruhsatlandırma sonrası veri sunmasını talep etmiştir. Buna ek olarak, tofersen kullanımının presemptomatik SOD1-ALS hastalarında klinik olarak ortaya çıkan ALS'nin ortaya çıkmasını geciktirip geciktiremeyeceği veya hatta önleyip önleyemeyeceği araştırılacaktır

En sık bildirilen yan etkiler ağrı, yorgunluk, pireksi (ateş), artralji (eklem ağrısı), miyalji (kas ağrısı) ve serebrospinal (beyin ve omurilik) sıvısında beyaz kan hücreleri ve protein seviyelerinde artış olmuştur.

CHMP, hastaların ihtiyaçlarının ve bakış açılarının düzenleyici karar verme sürecinde dikkate alınmasını sağlamak için Qalsody'nin fayda ve risklerinin değerlendirilmesi sırasında hasta temsilcilerine danışmıştır.

CHMP tarafından yapılan tavsiye, istisnai koşullar altında bir pazarlama izni içindir. Bu ruhsatlandırma yolu, hastaların normal kullanım koşulları altında kapsamlı verilerin elde edilemediği ilaçlara erişimine izin verir, çünkü ya hastalığa sahip çok az sayıda hasta vardır, ilacın etkililiği ve güvenliliği hakkında tam bilgi toplamak etik olmayacaktır ya da bilimsel bilgide boşluklar vardır. Bu ilaçlar özel ruhsatlandırma sonrası yükümlülüklere ve izlemeye tabidir.

CHMP tarafından kabul edilen görüş, Qalsody'nin hasta erişimine giden yolda bir ara adımdır. CHMP görüşü şimdi AB çapında ruhsatlandırma kararının alınması için Avrupa Komisyonu'na gönderilecektir. Ruhsat verildikten sonra, fiyat ve geri ödeme ile ilgili kararlar, bu ilacın o ülkenin ulusal sağlık sistemi bağlamındaki potansiyel rolü veya kullanımı dikkate alınarak her Üye Devlet düzeyinde alınacaktır.

Notlar:

https://www.ema.europa.eu/en/news/new-treatment-rare-motor-neurone-disease-recommended-approval

https://clinicaltrials.gov/study/NCT04856982

24 Mart 2023 Cuma

Periferik ve Merkezi Sinir Sistemi İlaçları Danışma Komitesi, tofersen biyobelirteç verileri lehine oy kullandı


Bununla birlikte, SOD1-ALS hastalarında toferson'un etkinliği hakkında görüşler tartışmalı.

Sinir hücresi hasarının bir biyolojik belirteci olan nörofilament hafif zincir (NfL) seviyelerindeki değişikliklerin, SOD1 gen mutasyonlarının  neden olduğu  amiyotrofik lateral sklerozu (ALS) olan kişilerde tofersenin klinik etkinliğini tahmin etme olasılığının makul olduğu kabul edildi.

ABD Gıda ve İlaç İdaresi'nin (FDA) Periferik ve Merkezi Sinir Sistemi İlaçları Danışma Komitesi'nin oybirliğiyle verdiği karar, tek başına NfL düzeylerinin deneysel tedavinin etkinliğinin iyi bir vekil belirteci olarak kabul edilebileceğini gösteriyor.

Ancak komite, şu anda mevcut verilerin tofersen'in SOD1-ALS hastalarında etkili olduğuna dair önemli kanıtlar sağlayıp sağlamadığı sorulduğunda kısaca "hayır" oyu verdi.

FDA, komitenin 22 Mart toplantısındaki bu tavsiyeleri, devam eden tofersen incelemesinde dikkate alacak ve 25 Nisan'da bir karar verilmesi bekleniyor. Ajans genellikle uzman komitelerinin kararlarına uyum sağlar, ancak bunu yapmak zorunda değildir.

Biogen, tofersen'in etkinliği hakkında daha fazla bilgi edinmek için Faz 3 denemesi olan ATLAS (NCT04856982) yürütüyor. Çalışma, SOD1 mutasyonları ve yüksek NfL seviyeleri olan, ancak henüz herhangi bir ALS semptomu geliştirmemiş kişilerde tofersen'i plaseboya karşı test ediyor.

Kaynak 

11 Aralık 2022 Pazar

GEN MUTASYONU NEDİR? SOD1 MUTASYONLU ALS

 02.11.2022

Mutasyon nedir?

Mutasyon; DNA dizilerinde (“Genom”), meydana gelen kalıtsal değişiklerdir.

• Mutasyon; gen ürünü olan protein yapısında değişikliğe ya da o proteinin hiç yapılmamasına neden olabilir.

• Mutasyon; hücre veya organizmada kısmi bozukluklara neden olabilir.

Genom nedir?

Genom, bir kalıtım birimi. Bir organizmanın kalıtım materyalinde bulunan genetik şifrelerin tamamını simgeler. Bir canlının gen ve kromozomlarındaki “genetik materyale” verilen addır.

Mutasyona uğramış organizma ya da hücreye MUTANT denir.

Görünüş, fizyolojik işlemler veya davranışlardaki farklılıklar ile yabani=mutasyona uğramamış organizmalardan ayırt edilirler.

Deoksiribo nükleik asit veya kısaca DNA, tüm organizmaların ve bazı virüslerin canlılık işlevleri ve biyolojik gelişmeleri için gerekli olan genetik talimatları taşıyan bir nükleik asittir. DNA’nın başlıca rolü bilgiyi uzun süre saklamasıdır. Protein ve RNA gibi hücrenin diğer bileşenlerinin inşası için gerekli olan bilgileri içermesinden dolayı DNA; bir kalıp, şablon veya reçeteye benzetilir. Bu genetik bilgileri içeren DNA parçaları gen olarak adlandırılır. Bazı DNA dizilerinin yapısal işlevleri vardır (kromozomların şeklini belirlemek gibi), diğerleri ise bu genetik bilginin ne şekilde (hangi hücrelerde, hangi şartlarda) kullanılacağının düzenlenmesine yararlar.

DNA nedir?

DNA’nın çift sarmal omurgası boyunca bazların (Adenin- timin- guanin -sitozin) oluşturduğu dizi, genetik bilgiyi kodlar. Protein sentezi sırasında bu bilgi, genetik kod aracılığıyla okununca proteinlerin amino asit (Proteinlerin yapıtaşları) dizisini belirler. Bu süreç sırasında DNA’daki bilgi, DNA’ya benzer yapıya sahip başka bir nükleik asit olan RNA’ya kopyalanır. Bu işleme transkripsiyon denir.

Hücrelerde DNA, kromozom olarak adlandırılan yapıların içinde yer alır.

RNA nedir?

Ribonükleik asid (RNA), bir nükleik asittir, nükleotitlerden oluşan bir polimerdir. Her nükleotit bir azotlu baz, bir riboz şeker ve bir fosfattan oluşur. RNA pek çok önemli biyolojik rol oynar, DNA’da taşınan genetik bilginin proteine çevirisi (translasyon) ile ilişkili çeşitli süreçlerde de yer alır. RNA tiplerinden olan mesajcı RNA, DNA’daki bilgiyi protein sentez yeri olan ribozomlara taşır, ribozomal RNA ribozomun en önemli kısımlarını oluşturur, taşıyıcı RNA ise protein sentezinde kullanılmak üzere kullanılacak aminoasitlerin taşınmasında gereklidir. Ayrıca çeşitli RNA tipleri genlerin ne derece aktif olduğunu düzenlemeye yarar.

Kromozom nedir?

Kromozom, (Yunanca, chromos (renk), soma (vücut)); DNA’nın “histon” proteinleri etrafına sarılmasıyla, yoğunlaşarak oluşturduğu, canlılarda kalıtımı sağlayan genetik birimlerdir. Kromozomlar mikrometre boyutunda olup elektron mikroskobu ile görüntülenebilmektedirler.

Hücre, bitkisel ya da hayvansal her türlü yaşam biçiminin en küçük birimidir. Her hücre bir sitoplazma ve çekirdekten meydana gelir. (Prokaryot canlılar hariç) Kromozomlar hücre çekirdeği içinde bulunurlar ve ipliksi yapıdadırlar. Kromozomlar, molekül yapıları çok iyi bilinen DNA (deoksiribo nükleik asit) zinciri ile histon denilen protein zincirinden oluşur. DNA zincirleri de özgül proteinleri sentezlemekle görevli gen adı verilen birimlerden oluşur.

Kromozomlar, İ, V, J harfleri gibi biçimlerde görünür ve boyutları mikronla ölçülür. Kromozomların sayısı canlı türlerinde değişiklik gösterir. Örneğin sirke sineğinde 8, kurbağada 26, farede 42, köpekte 78 kromozom vardır. İnsanın kromozom sayısı ise 46’dır. 22’si çift otozom kromozomdur. İnsan hücresinde 1 çift de eşeysel kromozom bulunur ve toplam sayı 46 eder. Eşey kromozomları kadınlarda XX, erkeklerde XY dir.

Kromozomlardaki bir değişikliğin mikroskopta görülebilmesi için en az 3 milyon nükleotitlik bir kısmın değişmesi gerekir, daha küçük değişiklikler ancak moleküler genetik yöntemlerle incelenebilir.

Mutasyon Nasıl Gelişir?

Mutasyonlar iki şekilde ortaya çıkabilir:

1. Spontan (kendiliğinden)

2. İndüklenebilir (yapay- yönlendirilmiş)

DNA replikasyonu (aynı kopyadan çoğaltma) sırasında düşük oranlarda pürin veya pirimidin bazlarında meydana gelen değişiklerden kaynaklanır.

• Çoğu DNA tamir mekanizmaları ile kaldırılır.

• Tamir olamayanlar Mutasyonlar olarak ortaya çıkar.

• Mutasyon, DNA tamir mekanizmasındaki yetmezlik sonucudur.

İndüklenebilir mutasyonlar

• Hücre veya organizmanın çevresel koşullardan etkilenmesi sonucu DNA da ortaya çıkan yapısal değişiklerdir.

• Mutajenlerle mutasyon olasılığı 10-2 ye kadar iner

Mutajenler

• Fiziksel (U.V ışınlar, İyonizan ışınlar, Manyetik alan, Sıcaklık)

• Kimyasal (kanserojen ajanlar örn; aflotoksin-B1, nitröz asidi, Alkilleyici ajanlar)

DNA (deoksiribonükleikasit)

 Genetik şifreleri içerir. Canlılarda her hücrenin çekirdeğinde DNA bulunur.

Genetik şifreler 4 baz proteinin kombinasyonlarından oluşur.

Adenin, Sitozin, Guanin, timin (bazı durumlarda Urasil)

Bu moleküller, DNA çift sarmalında belli bir sıra ile karşılıklı olarak bağlanırlar (Adenin-Timin) ve (Sitozin-Guanin)

Bir hücre, ne görev yapacağı konusunda DNA sarmalındaki şifrelerden bilgi alır.

Bir hücre çoğaldığı dönemde DNA sarmalı da kendisinin bir kopyasını oluşturur. Yeni hücre, önceki hücrenin tam bir kopyasıdır ve aynı görevi yapmaktadır.

Bazen DNA kopyasını oluştururken kopyadaki dizilim (Adenin, Sitozin, Guanin, timin) bozulabilir. Bu durumda yeni oluşan hücrede de bazı görevler yapılamaz.

Mutasyon Tipleri

1 Gen Mutasyonları

2 Kromozom Mutasyonları (yapı ve sayı değişimi) (büyük ölçekli Mutasyonlar)

Gen Mutasyonları

• Tek baz değişimleri

** Yanlış eşleşme

** Anlamsız mutasyon

** Sessiz mutasyon

Kromozom Yapı-Sayı Değişikliği Mutasyonları

** Nükleotid Katılım veya Çıkarım mutasyonları

** Duplikasyonlar

** Translokasyonlar

Somatik – Germ hücre Mutasyonları

• Somatik mutasyonlar

Somatik hücrelerde (örn; Kemik iliği, karaciğer vs.) ortaya çıkan mutasyonlar

* hücre hasarına,

* kanser hücresi oluşumuna,

* hücre ölümüne neden olabilir

Somatik mutasyonlar oluştuğu hücre ile sınırlıdır ve döle geçiş yapmaz

Germ hücre mutasyonları

Gametlerde ortaya çıkan mutasyonlardır ve dölden döle geçiş gösterir

DNA TAMİRİ

• DNA molekülünün yapısında meydana gelen bir değişiklik şifrelerinde değişikliğe yol açacağından hatalı protein üretilmesine, çeşitli mutasyonların, farklı fenotipler veya hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur.

DNA molekülünün içerdiği bilginin değişmeden aktarımı-devamlılığı için, replikasyon sırasında veya çevresel faktörler ile DNA da oluşan hatalar bir seri enzim tarafından düzeltilir.

DNA da oluşan hasarlar iki şekilde olabilir

• Replikasyon sırasında

• Çevresel etkilerle

**Fiziksel (UV ışınları veya radyasyon)

**Kimyasal ajanlar

• Her iki etkiyle de ortaya çıkabilecek hatalar

DNA’nın baz yapısında bir değişim veya yapısında ortaya çıkan bir değişim şeklinde olabilir.

DNA üzerindeki hasarlı bölgeler 3 mekanizma ile düzeltilir;

1- Hatalı eşleşmenin tamiri ile

2- Baz çıkarımı ile

3- Nükleotid çıkarılması ile

DNA tamir sendromları

• DNA tamir mekanizmasındaki yetersizlik veya eksiklikler insanda önemli kalıtsal hastalıklara yol açar.

• Tamir mekanizmasına katılan enzim veya proteinlerin gen defektlerine bağlı olarak insanda otozomal resesif kalıtım gösteren DNA tamir sendromları vardır.

Gen Nedir?

Bir gen, kalıtımın en basit fiziksel ve fonksiyonel birimidir. Adenin (A), Timin (T), Guanin (G) ve Sitozin (C) isimleriyle bilinen 4 harften oluşan genetik kod, farklı şekillerde bir araya gelerek genleri oluştururlar. Genetik bilimindeki kelimeler her zaman 3 harfli kelimelerden oluşur ve bu kelimeler bir araya gelerek karmaşık cümleler inşa edebilirler.

Genlerden üretilen proteinler, bir organizmanın neye benzeyeceğini, nasıl davranacağını, ne tür hastalıklara yatkın olduğunu ve daha nice bilgiyi içerir. Bu bilgi, nesilden nesile aktarılabilir ve bu süreçte değişir. Bu genetik aktarıma “kalıtım”, nesiller içerisinde genlerin dağılımında meydana gelen değişime ise “evrim” denir.

SOD1 nedir?

Süperoksit dismutaz 1 veya hSod1 olarak da bilinen süperoksit dismutaz [Cu-Zn], insanlarda kromozom 21’de bulunan SOD1 geni tarafından kodlanan bir enzimdir. SOD1, insanda bulunan  üç süperoksit dismutazından biridir. Apoptoz (hücre ölümü), ailesel Amyotrofik lateral skleroz ve Parkinson hastalığında rol oynar.

SOD1 Geni Nedir?

SOD1 geni vücuttaki hücrelerde oldukça fazla bulunan “süperoksit dismutaz” enziminin üretimi için gerekli talimatları sağlar. Bu enzim bakır (Cu) ve çinko (Zn) moleküllerine bağlanarak süperoksit radikal denilen oldukça toksik olan yüklü oksijen moleküllerini yıkar ve etkisiz hale getirir. Bu oksijen molekülleri vücutta düzenli olarak oluşur ayrıca hücrelere zarar vermemesi için etkisiz hale getirilmek zorundadırlar.

Genin Diğer İsimleri

ALS1

Cu/Zn süperoksit dismutaz

SOD1 Geninde Genetik Değişikliklerle İlişkili Hastalıklar

Amyotrofik Lateral Skleroz

SOD1 geninde; ilerleyen kas zayıflığı, kas kütlesi kaybı, hareket kontrol yeteneğinde azalma ile karakterize en az 200 kadar mutasyon tespit edilmiştir. Bu mutasyonların çoğu “süperoksit dismutaz” enzimini kodlayan proteindeki bir aminoasidin değişmesiyle oluşur.

Amerikan halkının yarısında SOD1 geninde enzimin 5.bölgesinde Ala5Val ya da A5V olarak yazılan “Alanin” aminoasidi yerine “Valin” aminoasidinin geçtiği belirli, spesifik bir mutasyon tespit edilmiştir. A5V mutasyonunun neden olduğu ALS hastalığında diğer tip mutasyonlarla karşılaştırıldığında kısa yaşam süresi göze çarpmaktadır.

ALS hastalığı, kas hareketlerini kontrol eden motor nöronların dejenerasyonuyla karakterize bir hastalıktır. Bu nöron hücrelerinin neden SOD1 genindeki mutasyonlara karşı bu kadar duyarlı oldukları halen çözülememiştir. Araştırmacılar hücredeki değişen enzimin motor nöronlarının ölmesine sebep olduğunu düşünüyor.

Bu olasılıklar arasında; zararlı süperoksit radikallerinde bir artış, diğer tipteki toksik radikallerin üretiminin artması, hücre ölümünün artması veya hücreler için toksik olabilen yanlış katlanmış süperoksit dismutaz kümelenmelerinin birikmesi yer alır.

Amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalarının yaklaşık %5-10’unda ailevi geçiş mevcutken, geri kalan olgular sporadiktir. Ailevi ve sporadik olguların klinik bulgularında belirgin bir farklılık yoktur. Ailevi olgularda daha sık olmak üzere, ALS hastalarında belirli genlerde bozukluk olabileceği tespit edilmiş durumdadır. Bu genlerden biri SOD1’dir ve bu genin mutasyona uğraması sonucu meydana gelen ALS, tüm ALS olgularının yaklaşık %2’sini oluşturmaktadır.

Yapılan genetik çalışmalarda ALS gelişiminde 20’den fazla genin etkili olabileceği gösterilmiştir. Amiyotrofik lateral skleroza neden olan genler arasında süperoksit dismutaz 1 (SOD 1) en fazla mutasyona uğrayan genlerden bir tanesidir ve sporadik ALS vakalarının yaklaşık olarak %7’sinden, ailesel ALS vakalarının ise%12-13’ünden sorumlu tutulmaktadır. Süperoksit dismutaz 1 geni süperoksidin moleküler oksijen ve hidrojen perokside inaktivasyonunu katalizleyen antioksidan savunmada rol oynayan Cu/Zn süperoksit dismutaz enzimini kodlamaktadır. Süperoksit dismutaz 1 genindeki mutasyon sonucu ortaya çıkan Cu/Zn SOD enzimi çinko bakımından eksiktir ve oluşan anormal formdaki enzim süperoksit temizleme görevini bırakarak hücresel antioksidanlardan elektron çalmakta ve daha fazla süperoksit oluşumuna neden olmaktadır. Fazladan oluşan süperoksit ve süperoksit ile hızlı bir şekilde reaksiyona giren peroksi nitrit ise hücrelerde oksidatif stres ve apoptoz (hücre ölümü) gelişimini başlatmaktadır. SOD1 geninde bugüne kadar ALS’ye neden olan 170’den fazla mutasyon tanımlanmıştır.

Ailesel ALS genellikle otozomal dominant geçişli olup, X’e bağlı ya da otozomal resesif geçiş nadiren görülmektedir.

SOD1 mRNA’sına yönelik olarak geliştirilen SOD1 antikorları ve antisens oligonükleotidler (Tofersen), gen ekspresyonunu azaltarak patojenik mutant proteini ortadan kaldırmaya yönelik yeni tedavi stratejileridir ve bu konudaki klinik çalışmalar halen sürmektedir. 

Antisens oligonukleotid nedir?

İnsan genom projesi, moleküler biyoloji ve teknoloji alanındaki gelişmeler gen temelli tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine neden olmuştur. Bir gen susturma yöntemi olan antisens teknolojisi, kanser ve genetik temelli hastalık tedavilerine yönelik ilaç geliştirilmesinde kullanılmaktadır.

Tofersen hakkında

Tofersen, SOD1-ALS’nin tedavisi için değerlendirilmekte olan potansiyel bir antisens ilaçtır. SOD1 mRNA’ya özel olarak bağlanmak üzere tasarlanmış yapay olarak oluşturulmuş bir DNA parçasıdır (mRNA, hücrenin mekanizması tarafından protein yapmak için kullanılan bir genin geçici bir kopyasıdır). Tofersen, SOD1 mRNA’ya bağlanarak bozunmayı hedefler ve mesajın okunmasını engeller, böylece tofersen   SOD1 protein üretimini durdurur. SOD1 protein seviyelerini azaltarak, bu ALS formunun ilerlemesini yavaşlatabilir.

Kaynaklar

https://evrimagaci.org/gen-nedir-ne-degildir-9946

http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/38386.pdf

http://dspace.akdeniz.edu.tr/bitstream/handle/123456789/3426/484720.pdf?sequence=1&isAllowed=y

https://www.researchgate.net/publication/344630388_AMIYOTROFIK_LATERAL_SKLEROZ_TANISI_KONMUS_HASTALARDA_SUPEROKSIT_DISMUTAZ_1_SOD1_GEN_POLIMORFIZMININ_INCELENMESI

https://abs.cu.edu.tr/Dokumanlar/2016/G%20%20224/367384942_bolum4_gida.pdf

https://jag.journalagent.com/tjn/pdfs/TJN_24_2_159_164.pdf 

https://als.org.tr/mutasyon-ve-sod1-mutasyonlu-als/