Yasal Uyarı

Bu site, ALS hastalığı ile ilgili haber ve bilgilendirme sitesidir. Tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi yerine geçmez. Tıbbi bir durumla ilgili sorularınız için her zaman doktorunuzla görüşün. Dr. Alper Kaya

26 Eylül 2026 Cumartesi

İbudilast faz2b/3

 Haberdeki gelişmenin özeti şöyle:

  • MediciNova, ALS (amyotrofik lateral skleroz) tedavisi için geliştirdiği MN-166 (ibudilast) ilacının COMBAT-ALS Faz 2b/3 çalışmasında çift kör dönemin son hastasının son ziyaretini tamamladığını 24 Eylül 2026'da açıkladı. BioSpace+1

  • Çalışmada ABD ve Kanada'da toplam 234 hasta iki tedavi koluna randomize edildi. Çift kör dönem 12 ay, ardından 6 aylık açık etiketli (open-label) uzatma dönemi bulunuyor. rss.globenewswire.com

  • Çalışmanın birincil sonlanım noktası CAFS (Combined Assessment of Function and Survival). İkincil ölçümler arasında ALSFRS-R, el dinamometresiyle kas gücü ve yaşam kalitesi değerlendirmeleri yer alıyor. rss.globenewswire.com

  • Şirket şimdi veritabanının kilitlenmesi ve sonuçların istatistiksel analizine geçecek. Çift kör dönemin üst düzey (topline) sonuçlarını 2026 sonuna kadar açıklamayı bekliyor. rss.globenewswire.com

  • Çalışmanın tamamındaki son hasta-son ziyaretinin ise açık etiketli dönem nedeniyle Mart 2027'de gerçekleşmesi bekleniyor. rss.globenewswire.com

  • MN-166, PDE4 ve bazı inflamatuvar sitokinleri hedefleyen ağızdan alınan küçük moleküllü bir ilaç. ALS için ABD FDA'dan Fast Track ve Orphan Drug statülerine sahip; ancak bunlar ilacın etkinliğinin kanıtlandığı anlamına gelmiyor. rss.globenewswire.com

En önemli nokta

Bu haber ilaç başarılı oldu veya ALS tedavisi onaylanacak anlamına gelmiyor. Önemli olan, çalışmanın kritik veri toplama aşamasının tamamlanmış olması ve etkinlik sonuçlarının 2026 sonuna doğru açıklanmasının beklenmesi. Dolayısıyla asıl belirleyici gelişme, CAFS başta olmak üzere Faz 2b/3 sonuçları olacak. rss.globenewswire.com

Haberi BioSpace'te görüntüle
 

23 Eylül 2026 Çarşamba

Bir ALS hastasında termo-febril tedavi olgusu

Bilgisayarlı Beyin Yönlendirmeli Akıllı Termofebril Tedavi (CBIT 2 )

Orijinal Makale özetle şöyle: 

https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/41294911/

Nörolojik bozukluklar, dünya çapında üç milyardan fazla insanı etkileyen, engelliliğin önde gelen nedenidir. Amyotrofik lateral skleroz (ALS), kaybedilen işlevi geri kazandırabilecek hiçbir tedavisi olmayan, en korkulan ve kesinlikle ölümcül nörodejeneratif hastalıklardan biridir.

Bu çalışmada, Bilgisayarlı Beyin Yönlendirmeli Akıllı Termofebril Tedavi (CBIT 2 ) kullanılarak ALS'ye uygulanan ilk terapötik ateş uygulamasını rapor ediyoruz. FDA onaylı bilgisayarlı bir platform aracılığıyla uygulanan bu tamamen invaziv olmayan tedavi, 1927 Nobel Ödülü'ne layık görülen sıtma ateşi tedavisini, Beyin-Göz Kapağı Termoregülasyon Tüneli tarafından yönlendirilen modern bir tedaviye dönüştürüyor. CBIT 2, senkronize hipotalamik geri bildirim yoluyla terapötik ateş oluşturarak, protein dengesini ve nöronal fonksiyonu geri kazandırdığı bilinen ısı şok proteinlerini aktive eder.

Vaka sunumu: 56 yaşında bir kadına Mayo Kliniği'nde ilerleyici ALS tanısı konuldu; elektromiyografi (EMG) sinir hasarını gösteren fibrilasyon ve fasikülasyon saptandı ve bu bulgular nörolojik ve MRI bulgularıyla da desteklendi; hastaya üç ila beş yıl arasında bir yaşam süresi beklendiği bildirildi. Northwestern Üniversitesi'nden bir nörolog tanıyı doğruladı ve böylece hasta FDA onaylı ALS ilaçları (riluzol ve edaravone) ile tedaviye devam etti. Farmakolojik tedaviye rağmen durumu hızla kötüleşti ve CBIT 2 uygulandı; bunun sonucunda (i) sinir hasarının tamamen ortadan kalkmasıyla elektrofizyolojik düzelme; (ii) nörofilament ve homosisteinde azalma, IL-10 normalleşmesi (daha önce ölümle ilişkilendirilmişti) ve güçlü HSP70 indüksiyonu dahil olmak üzere biyomarker düzeltmesi; (iii) yürüyüş, yutma, solunum, konuşma ve bilişsel işlevlerin geri kazanılması; (iv) dil yapısının yeniden oluşturulması ve golf, pickleball ve yüzme dahil olmak üzere karmaşık motor görevlere geri dönmesi sağlandı

Tartışma: Bu vaka, ALS'nin, ısı şoku yanıtını tetikleyen ve ısı şoku proteinlerini artıran, böylece hastanın artık ALS tanı kriterlerini karşılamadığı ve ALS'ye özgü ilaçların kesildiği, termoregülasyonla uyumlu dijital olarak yeniden tasarlanmış ateş terapisi yoluyla tersine çevrilebileceğine dair ilk belgelenmiş kanıtı sunmaktadır. ALS'nin ötesinde, ortak protein yanlış katlanma patolojisi, CBIT 2'nin Alzheimer, Parkinson ve ilgili bozukluklara da uzanabileceğini düşündürmektedir. Bu Nobel Ödülü ile tanınan terapötik prensibi bilgisayar hassasiyetiyle modernize ederek, CBIT 2 büyük ölçekli klinik çalışmalar için bir çerçeve oluşturmaktadır. Ateş terapisinin kaybedilen beyin fonksiyonunu geri kazandırdığı ve 1927 Nobel Tıp Ödülü'nü kazanacak kadar kesin bir şekilde demans paralitikayı tersine çevirdiği bir asırdan sonra, CBIT 2 şimdi invaziv olmayan, akıllı, beyin yönlendirmeli termal modülasyon yoluyla ateşin terapötik gücünden güvenli bir şekilde yararlanmaktadır. Küresel bir beyin sağlığı krizi ortamında, ateş bazlı tedaviler, şu anda nörolojik bozukluklardan etkilenen insanlığın üçte birinden fazlası için düşünme, hafıza, hareket ve bağımsızlığı korumanın bir yolunu sunabilir.

Anahtar Kelimeler: ALS; ALS tedavisi; Nobel ödüllü sıtma ateşi tedavisi; amiyotrofik lateral skleroz; beyin-göz kapağı termoregülasyon tüneli; bilgisayarlı beyin yönlendirmeli akıllı termofebril tedavi; ateş tedavisi; ısı şok proteini; nörodejenerasyonun geri dönüşü.

Yorum:

1927 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü, paralitik demans (frenginin beyne yayılmasıyla oluşan bunama felci) tedavisinde sıtma aşısı yöntemini geliştiren Avusturyalı psikiyatrist Julius Wagner-Jauregg verilmiştir.

Julius Wagner-Jauregg bu ödülü alan ilk psikiyatrist olmuştur.

Bu buluş, çaresiz görünen ilerleyici bir beyin hastalığına karşı yüksek ateş (piroterapi) yoluyla tedavi sağlayan ilk pratik yöntemdir. Ateş,  insan vücudunun bir alarm işaretidir.  Yüksek ateş (Hiperterm)  sırasında (pek çok ateş paterni vardır) omurilikte bulunan termoregülasyon merkezini uyarmak,  terleme, titreme, bazen epilepsi, dalgınlık gibi belirtilerin bir tür kimyasal reaksiyon oluşturması ve  yapay olarak beynin bazı alanlarında bir anlamda ısı enerjini simüle etmektir.  Bir örnek olarak  sıtma hastalığını bilerek bulaştırmak ve bir kimyasal reaksiyon oluşmasına ortam sağlamak, tedavinin temel anafikridir.  

ALS hastalarında tek olgu makale sayısı azımsanacak kadar değil. Aslında als’den iyileşen  hastaları Duke Üniversitesi Dr. Richard Bedlack inceliyor. Alsreversals programında 50 civarında kanıtlanmış iyileşme vakası mevcut. Muhtemelen yakında ALSUntangled raporunda göreceğiz.

Tedavinin non Invaziv olduğu belirtiliyor. Henüz tek olgu olması nedeniyle yan etkileri bilinmiyor.

Aynı doktorun bir başka Clinicaltrials araştırması buldum. Diğer bağışıklık sistemi hastalıklarında deneysel bir çalışma başlatıldı. Florida'da tek merkezde Davetiye ile hasta kaydı yapılıyor.

https://clinicaltrials.gov/study/NCT07564440

https://www.linkedin.com/in/marc-abreu-md/

Elimizde tek olgu mevcut. Nasıl çalıştığını, beyin biyokimyasında neleri değiştirdiğini bilmiyoruz. Nörodejeneratif hastalıkların tedavisi yüzyılın en büyük hedefi. Çok iddialı bir söylem gibi görünüyor.


 FUS-ALS Tedavisinde Yeni Gelişme

23.09.2026


Jaci Hermstad

Bugün, özellikle çocukları ve gençleri etkileyen, ALS’nin son derece acımasız bir türü olan FUS-ALS’ye yönelik araştırma aşamasındaki ulefnersen tedavisi, Faz 3 klinik çalışmasında birincil sonlanım noktasına ulaştı. Bu çalışma, FUS-ALS’nin genetik nedenini hedefleyen ilk plasebo kontrollü çalışma oldu

Bu aynı zamanda, ALS’nin genetik bir türünün seyrini değiştirebildiği gösterilen ikinci antisens tedavidir.

FUS-ALS nadir görülür; ancak çocukluk ve gençlik çağında başlayan ALS’nin en yaygın nedenidir ve gençlerde çoğu zaman hızla ilerler. Bugüne kadar bu aileler için özel olarak geliştirilmiş herhangi bir tedavi bulunmuyordu.

Bu çığır açıcı gelişme tek bir kişiyle başladı: Kendi hastalığı üzerine araştırma yapılması için mücadele eden, FUS-ALS hastası genç bir kadın olan Jaci Hermstad.  

Jaci Hermstad, ALS (Amyotropik Lateral Skleroz) topluluğunda ve nadir hastalıklar araştırmalarında çığır açan tıbbi gelişmelerin sembolü haline gelmiş, 26 yaşında hayatını kaybeden Iowalı bir kovboydur.

Bugün açıklanan sonuçlar; Jaci Hermstad adlı olağanüstü genç kadın, ailesi ve ALS’nin nadir görülen bir türünün tedavi edilmeye değmeyecek kadar nadir olduğu düşüncesini kabul etmeyen bir topluluk sayesinde mümkün oldu. ALS’nin bu özellikle acımasız türünden etkilenen aileler için mücadele ediyor ve bugünkü haberin onlara umut vermesini diliyoruz. Ulefnersen henüz onaylanmış değildir. Hem FUS-ALS hem de bu hastalığın kendi çığır açıcı gelişmesini hâlâ bekleyen diğer tüm türleri için önümüzde daha fazla araştırma bulunmaktadır.

Ionis Pharmaceuticals ve Otsuka America Pharmaceutical, Inc., FUS-ALS hastalarında ulefnersenin değerlendirildiği Faz 3 FUSION çalışmasının olumlu ana sonuçlarını açıkladı

Ekli basın açıklamasını okuyabilirsiniz:

https://ir.ionis.com/news-releases/news-release-details/ionis-announces-positive-topline-results-phase-3-fusion-study 

ALS’nin tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna dair bir örnek daha

Çalışmada ulefnersen, işlevsel kayıp ve sağkalımı değerlendiren birincil sonlanım noktasında plaseboya kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme gösterdi. Bununla birlikte ulefnersenin henüz araştırma aşamasında olduğu ve kullanım için onaylanmadığı unutulmamalıdır. 

FUS-ALS Hakkında

FUS-ALS; çocukluk ve gençlik dönemindeki hastalar da dâhil olmak üzere geniş bir yaş aralığında görülebilen, genellikle hızla ilerleyen ve nadir rastlanan bir amyotrofik lateral skleroz (ALS) türüdür. “Fused in sarcoma” (FUS) genindeki hastalığa neden olan varyantlardan kaynaklanan, genetik olarak tanımlanmış bir ALS alt türüdür. Tüm ALS vakalarının tahminen %0,6’sını oluşturur.

FUS mutasyonları, gençlik ve çocukluk döneminde başlayan ALS vakalarında daha sık görülmekte ve bu vakaların tahminen %43–52’sini oluşturmaktadır. Bu mutasyonlar, motor nöronlarda toksik FUS proteininin birikmesine yol açarak nörodejenerasyonu tetikler.

Erken başlangıçlı ve gençlik döneminde görülen vakalarda hastalığın ilerlemesi, çoğu zaman belirtilerin başlamasından sonraki 1–2 yıl içinde solunum yetmezliğine ve ölüme yol açabilir. Tanı genellikle uzmanlaşmış klinik değerlendirme ve tanıyı doğrulayan genetik testler gerektirir.

Şu anda FUS-ALS’nin altında yatan genetik nedeni özel olarak hedefleyen onaylanmış herhangi bir tedavi bulunmamaktadır. Bu durum, etkili tedavi seçeneklerine yönelik karşılanmamış kritik ihtiyacı ortaya koymaktadır

Ulefnersen Hakkında

Ulefnersen, FUS-ALS’li hastalarda FUS proteininin üretimini azaltmak üzere tasarlanmış, araştırma aşamasında olan bir RNA hedefli ilaçtır; bu, FUS-ALS’de motor nöron dejenerasyonuna katkıda bulunan mutant formları da kapsamaktadır.

FUS-ALS’nin altında yatan genetik nedeni hedef alarak, ulefnersen bu hastalıkla yaşayan kişiler için potansiyel bir FUS hedefli tedavi yaklaşımı sunmaktadır. Ulefnersen, intratekal enjeksiyon yoluyla uygulanır ve bu sayede merkezi sinir sistemine doğrudan ulaşır.

Ulefnersen, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından FUS-ALS için “hızlı değerlendirme” statüsü, ayrıca ABD FDA, Avrupa İlaç Ajansı (EMA) ve Swissmedic tarafından ALS için “nadir hastalık ilacı” statüsü almıştır.

Dr. Alper Kaya 

ALS-MNH DERNEĞİ

 

22 Eylül 2026 Salı

Sırada FUS mutasyonlu ALS hastaları...

Ulefnersen, FUS-ALS hastalarında fonksiyonel bozukluk ve sağkalımı değerlendiren birincil sonlanım noktasında plasebo ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme sergilemiş ve bu da hastalık seyrini değiştirme potansiyelini desteklemiştir.

İkincil sonlanım noktalarına ilişkin bulgular, FUS-ALS’de ulefnersen tedavisinin yararına ek destek sağlamıştır.

Ulefnersen, olumlu bir güvenlik ve tolere edilebilirlik profili sergiledi; yan etkilerin çoğu hafif veya orta şiddetteydi.

Sonuçlar, onay için olası hızlandırılmış düzenleyici başvuru süreçlerini mümkün kılmak amacıyla ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ve dünya çapındaki sağlık otoriteleriyle görüşülecektir.


KAYNAK 

20 Eylül 2026 Pazar

RNA terapisi alanında bir ilk: Nadir görülen motor nöron hastalığına sahip bir adam tedavi sonrası iyileşme gösterdi.

Gen hedefli tedaviler, amiyotrofik lateral sklerozun (ALS) nadir görülen diğer türlerine sahip kişilerin tedavisinde de kullanılabilir.

18 Eylül 2026

RNA terapisi alanında bir ilk: Nadir görülen motor nöron hastalığına sahip bir adam tedavi sonrası iyileşme gösterdi.

Gen hedefli tedaviler, amiyotrofik lateral sklerozun (ALS) nadir görülen diğer türlerine sahip kişilerin tedavisinde de kullanılabilir

Nadir görülen bir motor nöron hastalığına sahip bir adam , hastalığına neden olan spesifik genetik mutasyonu hedef alan bir ilacı alan ilk kişi olduktan bir yıl sonra semptomlarında iyileşme yaşadı ve doktor olarak çalışmaya devam etti¹ . Araştırmacılar, erken sonuçların heyecan verici olduğunu ve nadir mutasyonların neden olduğu nörodejeneratif hastalıklar için daha fazla tedavinin temelini oluşturduğunu söylüyor .

Adamda, motor nöronların ölümüne yol açan protein birikimine neden olan nadir bir mutasyondan kaynaklanan, yavaş ilerleyen bir motor nöron hastalığı (ALS) türü vardı. Antisens oligonükleotid tedavisi adı verilen bir RNA tedavisi aldı. Genetik bir hastalığı tedavi etmek için kişinin genlerini değiştiren tipik gen terapisinin aksine , antisens oligonükleotid tedavisi, gen tarafından üretilen RNA'yı hedeflemek ve protein üretimini azaltmak için kısa genetik materyal zincirleri kullanır. Sonuçlar bu hafta Med dergisinde yayınlandı.

Avustralya'daki Sidney Üniversitesi'nde nörolog ve ALS araştırmacısı olan Steve Vucic, sonuçların "heyecan verici bir ilk adım" olduğunu, ancak tedavinin hastalığın ilerlemesini durdurup durduramayacağını veya bir tedavi olup olamayacağını bilmek için henüz çok erken olduğunu söylüyor. Bunun için deneme katılımcısının iki veya üç yıl daha izlenmesi ve ilacın daha fazla kişide test edilmesi gerekecek.

Avustralya'nın Brisbane kentindeki Queensland Üniversitesi'nde nörolojik hastalıklar araştırmacısı olan Fleur Garton, benzer antisens oligonükleotid terapilerinin ALS hastalarının birçoğu için geleceğin tedavisi olduğunu söylüyor. ALS hastalarının yaklaşık %5-10'unda bilinen bir genetik mutasyon bulunuyor. Garton, antisens terapilerinin güvenli göründüğünü ve yaygın genetik mutasyonlara sahip kişiler, nadir veya hatta benzersiz mutasyonlara sahip kişiler ve hastalığı birden fazla mutasyondan kaynaklanan kişiler için geliştirilebileceğini ekliyor.

Erken teşvik

ALS, beyin ve omurilikteki motor nöronların ölmesine neden olarak kas güçsüzlüğü, konuşma güçlüğü ve ilerleyici felç gibi belirtilere yol açar. Hastalığı olan çoğu kişi sonunda nefes almak için solunum cihazına ihtiyaç duyar ve ölüm genellikle solunum yetmezliğinden kaynaklanır. Tedavisi yoktur ve tedavi seçenekleri sınırlıdır; teşhisten sonra ortalama yaşam süresi yaklaşık iki ila beş yıldır.

Deney katılımcısının hastalığı, ALS'yi kalıtsal olarak alan kişilerin %1'inden daha azında bulunan CHCHD10 genindeki bir mutasyondan kaynaklanmaktadır . Bu gen, hücrelere enerji sağlamak için gerekli enerjiyi üreten organeller olan mitokondrilerin düzgün çalışmasını sağlayan bir proteini kodlar. Gendeki kusurlar mitokondrilere zarar verebilir ve nöronların ölümüne katkıda bulunduğu düşünülmektedir.

Hasta, Nisan 2024 ile Nisan 2025 tarihleri ​​arasında omuriliğine üç kez 50 miligramlık, ardından üç kez 75 miligramlık ilaç dozu aldı. Yazarların bildirdiğine göre, hastada herhangi bir ciddi yan etki görülmedi. Ayrıca, ALS'nin yaygın bir belirtisi olan bilişsel gerileme belirtisi de göstermedi.

İlk dozdan bir yıl sonra, hasar görmüş nöronlar tarafından üretilen ve bu nedenle ALS ilerlemesinin biyobelirteci olarak kullanılan nörofilament hafif zincir proteinlerinin kan seviyeleri normal referans aralığına düşmüştü. Vucic, bunun tedavinin adamın beynindeki nöronları koruyor olabileceğini gösterdiğini söylüyor.

Motor becerileri, solunum ve nörolojik fonksiyonları ölçen bir testteki puanlar iyileşmişti, solunum ve bilişsel işlevlere ilişkin diğer puanlar ise sabit kalmıştı. ALS hastalarının bazılarında tedavi olmadan kısa süreli semptom iyileşmeleri görülse de, çalışmanın ortak yazarı ve Florida, Jacksonville'deki Mayo Clinic'te nörolog olan Björn Oskarrson, tedavi olmadan kalıcı iyileşmenin nadir olduğunu söylüyor.

Kaynak

19 Eylül 2026 Cumartesi

Neuralink beyin çipi ile als hastası tekrar konuştu.

Terry’ye 2024 yılında bulber başlangıçlı amyotrofik lateral skleroz (ALS) teşhisi konuldu. Ağzını ve vücudunu hâlâ hareket ettirebiliyor olsa da, konuşması o kadar bozuldu ki sevdikleri onu anlamakta zorluk çekiyor

VOICE denemesi kapsamında Terry, Neuralink implantını kullanarak kendisi ve konuşamayan diğer kişiler için bir beyin-ses arayüzünün ince ayarlarına yardımcı oluyor. Algoritmayı önce elinden geldiğince konuşmayı taklit ederek, ardından sadece kelimeleri düşünerek ve kendi doğal sesiyle çıkmasını dinleyerek eğitti.

Yardımcı teknolojinin geleceğini şekillendirmeye katkıda bulunmak istiyorsanız, bize katılın.

Kariyer: https://neuralink.com/careers

Hasta Kayıt Sistemi: https://neuralink.com/trials

Neuralink cihazları araştırma aşamasındadır ve FDA veya diğer düzenleyici kurumlar tarafından onaylanmamıştır. Bu videoda, gönüllü klinik deneme katılımcıları kişisel deneyimlerini paylaşmaktadır; bu deneyimler tüm katılımcıları veya gelecekteki sonuçları yansıtmayabilir.

18 Eylül 2026 Cuma

TDP-43 nedir?

ALS vakalarının %97’sinde çarpıcı bir biyolojik ipucu ortak olarak görülür: TDP-43 adlı bir protein, hücre çekirdeği içindeki normal yerleşim yerinden ayrılıp sitoplazmada kümelenir.

Bunun neden olduğu hâlâ bilinmemektedir, ancak genetik ve genetik olmayan neredeyse tüm ALS türlerinde görülen bu tutarlılık, onu günümüz ALS araştırmalarının en önemli konularından biri haline getirmektedir. Target ALS, temel biyolojiden terapötik hedeflere ve bir gün yeni tedavilerin işe yarayıp yaramadığını izlemeye yardımcı olabilecek biyobelirteçlere kadar, TDP-43 araştırmalarının tüm yelpazesindeki çalışmaları desteklemektedir.

Araştırmacıların neden bu proteine bu kadar odaklandığını anlamak ister misiniz? 

TDP-43: Nedir ve ALS'de Neden Önemlidir?

TDP-43, vücuttaki hücrelerde bulunan ve ALS araştırmalarının önemli bir odak noktası haline gelen bir proteindir. Normalde hücrenin genetik materyalini barındıran kısmı olan çekirdekte bulunur. Hücrelerin işlev görmesi için ihtiyaç duyduğu genetik talimatları yönetmek üzere normalde çekirdek ve sitoplazma arasında hareket eder.

ALS vakalarının neredeyse %97'sinde, TDP-43 çekirdeği terk eder ve sitoplazmada anormal bir şekilde kümelenmiş halde kalır; bu da onu, bilim insanlarının hastalıktan etkilenen hücrelerin içinde neler olup bittiğini anlamaları için sahip oldukları en tutarlı biyolojik ipuçlarından biri haline getirir. 

ALS hastalığında TDP-43'e ne olur?

ALS vakalarının çoğunda, TDP-43 çekirdekten çıkarak sitoplazmada (hücre içindeki çekirdeği çevreleyen bölge) anormal kümeler halinde yer değiştirir. 

Bu durum, araştırmacıların anlamaya çalıştığı iki soruna yol açıyor. TDP-43 çekirdekten ayrıldığında, orada normal işlevlerini artık yerine getiremiyor. Aynı zamanda, anormal TDP-43 sitoplazmada birikerek toksik olabilen ve/veya motor nöronların işlev görmesi ve hayatta kalması için ihtiyaç duyduğu süreçlerin bozulmasına yol açabilen kümeler oluşturuyor. 

ALS araştırmalarında TDP-43 neden önemlidir?

ALS'nin tek bir nedeni yoktur. Farklı genetik ve biyolojik faktörler hastalığa katkıda bulunabilir, ancak TDP-43 anormallikleri hem genetik olmayan hem de genetik formlarda neredeyse hepsinde görülür. 

Bu tutarlılık, farklı kökenlerine rağmen ALS'nin farklı formlarının bazı temel biyolojik özellikleri paylaştığını düşündürmektedir. TDP-43'e ne olduğunu ve normal işlevini yitirdiğinde hücrelerde neler olduğunu anlamak, hastalıkla yaşayan çok çeşitli insanlar için önemli biyolojik süreçleri ortaya çıkarabilir. 

Araştırmacılar neyi inceliyor?

TDP-43'ün çekirdekten ayrılıp sitoplazmada kalmasının nedeni, ALS araştırmalarındaki en büyük açık sorulardan biri olmaya devam ediyor. Bilim insanları bu süreci başlatan şeyin ne olduğunu ve bunun kesintiye uğratılıp uğratılamayacağını veya tersine çevrilip çevrilemeyeceğini anlamaya çalışıyorlar.

Aynı zamanda, bilim insanları TDP-43 normal işlevini yitirdiğinde bozulan hücresel süreçleri onarmanın yollarını araştırıyor ve ALS hastalarında TDP-43 işlev bozukluğunun belirtilerini tespit etmek için biyobelirteçler geliştiriyorlar. TDP-43 patolojisi hücrelerin içinde meydana geldiği için, TDP-43 işlev bozukluğunu doğrudan ölçmek zordur. Güvenilir biyobelirteçler, araştırmacıların TDP-43 işlevindeki değişiklikleri belirlemelerine ve potansiyel tedavilerin amaçlanan etkiyi gösterip göstermediğini tespit etmelerine yardımcı olabilir.

Bu yaklaşımlar, araştırmacıların TDP-43'ü ALS'nin ayırt edici bir özelliği olarak anlamaktan, bu bilginin yeni tedavilerin geliştirilmesi ve değerlendirilmesinde nasıl kullanılabileceği sorusunu sormaya doğru ilerlemelerine yardımcı oluyor.

Target ALS, TDP-43 araştırmalarını nasıl ilerletiyor?

Target ALS, TDP-43'ü temel biyolojisinin ortaya çıkarılmasından potansiyel tedavi yaklaşımlarının ve biyobelirteçlerin geliştirilmesine kadar, keşif sürecinin tüm aşamalarında anlamaya yönelik araştırmaları desteklemektedir.

Target ALS, işbirlikçi araştırma programları aracılığıyla, tek bir laboratuvarın tek başına yanıtlayamayacağı TDP-43 hakkındaki soruları araştırmak için farklı kurum ve disiplinlerden bilim insanlarını bir araya getiriyor. Target ALS, araştırmacılara hipotezleri test etmelerine ve birbirlerinin bulgularından yararlanmalarına yardımcı olabilecek insan dokusu, biyosıvılar, reaktifler ve kök hücreler de dahil olmak üzere ortak kaynaklara erişim sağlıyor.

TDP-43, ALS Temel Biyoloji Konsorsiyumları Programı'nın temel odak noktalarından biri olmaya devam ediyor. 2026 yılında, fonlanan işbirlikçi ekipler, TDP-43'ün çekirdekten ayrılmasına neyin sebep olduğunu, işlev bozukluğunun diğer hücreleri ve biyolojik sistemleri nasıl etkilediğini ve bu değişikliklerin potansiyel tedavi hedefleri ve biyobelirteçler hakkında neler ortaya çıkarabileceğini araştırıyor. 

Temel biyoloji araştırmalarından elde edilen bulgular, keşiflerin sonraki aşamalarına da ışık tutabilir. Target ALS'nin 2026 İn Vivo Hedef Doğrulama Programları, potansiyel terapötik hedefleri değerlendirmek ve gelecekteki terapötik geliştirmelere bilgi sağlayabilecek kanıtlar üretmek için ALS'nin TDP-43 fare modelini kullanmaktadır. 

Kaynak 

14 Eylül 2026 Pazartesi

DMSO - Bir başka umut tacirliği mi?

Tedavisi bilinmeyen hastalıklarla yaşayanlar sıklıkla  umut peşinde koşuyor.  Ben artık Umut ve umut tacirlerinin peşinden koşmuyorum.  İtiraf ederim ki, ne duysam peşinden giderdim.  Aklıma hayalime gelmeyecek şeyler denedim. Otçu, otacı, ırıklayıcı, şifacı masajcı, reikiciler, okunmuş sular, hacamat, sülük ve daha neler.  Sonunda sıfırı tükettim.  Bir kısmını annem, babam, kankam, yakınlarım, doktor arkadaşlar tarafından götürüldüm bir kısmına başlayıp "galiba iyi geliyor"  diyerek kendimi kandırdım.  Etkinliği kanıtlanmamış tıbbi reçete dışı pek çok madde deniyor çoğunlukla hayal kırıklığına uğruyordum.  Bir ara  bilgisayarlı kuantum iyileşme, o zamanlarda henüz bilgisayarlar çok yeniydi, bir bilgisayar, bikaç alet edevat, meridyen tarama enerji ölçe vs.  Çok yakın dostlarım akupunktur, elektro-akupunktur, moksi, vs denediler, sonunda inandığı işini, ofisini kapattılar. Sonuçta hayal kırıklığı , maddi kayıp ve sağlık sorunları yaşadım.  Mevcut kaslarımı kaybettim. 

Gelelim DMSO furyasına

ALS  hastası olduğunu iddia eden bir kişi  bir Youtube videosunda  dmso maddesi ile amamen iyileştiğini söylüyor.  Ayrıca bu maddenin her derde deva olduğunu, iddia ediyor.  Bu konuyu araştırdım. 

dmso ile iyileşmeyi hayal edenlere Ne yazık ki kötü haberlerim var. 

İşte kanıtlar

1- Bu hikaye ilk kez bir video ile başlıyor.  Önceki durumun bilmediğim bir hasta? kendi kendini dmso ile tedavi ettiğini, çok hızlı etkili olduğu ve düzelmeye başladığını ifade ediyor. Konuşma Normal (olabilir fakat anlattıkları als hastalığı ilgili belirtiler değil) 

2- Redflyer media sahibi Rebecca Cunningham Bu röportajdan çok etlienmiş gibi görünüyor. Dikkat ederseniz Youtube kanalındaki Videolar o röportaj sonrasında tamamen dmso konulu. 

3- Redflyer media Videolarının altında onlarca dmso satış linkleri ve Amazon iştirakı var. Amazon'da sattığı ürünler genellikle vitamin mineraller ve takviye ürünleri. Dmso en son satışa girmiş.  Kısacası bu işten para kazanıyor. 

4- DMSO maddesi bir ilaç değil. İlaç moleküllerini taşıyan bir madde. Yani ilaç firmaları ilaçların vucutta daha iyi dağılması ve hedef organa taşınması için bu taşıyıcı maddeyi kullanıyor. DMSO gerçek ve tıpta bazı sınırlı kullanım alanları bulunan bir madde; yani bütünüyle “uydurma” bir ürün değil. Hücre zarlarından kolay geçmesi, çözücü/taşıyıcı özellikleri ve bazı biyolojik etkileri nedeniyle uzun zamandır araştırılıyor. 

5- DMSO bilimsel bir fare çalışması için kullanılmış. Başka bir çalışma yok. Muhtemelen farelerde yan etkileri nedeniyle deney sonlandırılmış, kullanışlı bulunmadı. 

6-  Youtube kanalında iyileştiğini iddia eden, konuşma bozukluğu olmayan kişisel röportaj videoları artmaya başlıyor. Sonunda tam iyileştiğini iddia eden sözde als hastası kovalara kürekle çakıl dolduruyor. Videlarda sadece online görüşme yapılıyor.  Hasta ile Rebecca yanyana gelmiyor.  

7- Hastaların hiçbir tıbbi kaydı yok. 

8- Ayrıca Red Flyer Media esasen bir sağlık veya bilim kuruluşu değil; Rebecca kendisini video yapımcısı, fotoğrafçı, moto-jurnalist ve belgeselci olarak tanımlıyor. LinkedIn profili de şirketi tek kişilik bir medya prodüksiyon işletmesi olarak gösteriyor. Red Flyer Media bir eksper değil. 

9- DMSO içeriklerinin etrafında ürün satın alma bağlantıları bulunduğunu doğrulayabiliyorum. Örneğin Rebecca Cunningham'ın katıldığı bir DMSO programının açıklamasında DMSO satın almak için ayrı bir DMSO mağazasına doğrudan bağlantı veriliyor. Aynı programda Rebecca ürünleri ve nasıl kullandığını gösteriyor. Bitchute

10- Aynı ekosistem hem olağanüstü tedavi iddiasını üretiyor, hem hastanın hikâyesini yayıyor, hem DMSO'nun nasıl kullanılacağını anlatıyor, hem de bu içeriklerin çevresinde ürün satın alma yolları bulunuyor.

11- Todd'un hikâyesini gerçekten ikna edici hale getirecek şey bir uzman nörolog  tarafından 2017 tarihli ALS tanısının belgeleri + EMG bulguları + Mayo nörologlarının değerlendirmesi + ALSFRS-R/FVC gibi objektif ölçümlerin zaman serisi + DMSO sonrası aynı ölçümlerin bağımsız nörolog tarafından tekrarlanmasıdır.

12- Rebecca'nın DMSO çevresine nasıl girdiği de izlenebiliyor. “A Midwestern Doctor” adlı anonim sağlık yazarı, Rebecca'nın komşusu Dan Stringfellow'un COPD'sinin DMSO ile dramatik biçimde düzeldiği iddiasını yayımlamış. Daha sonra Rebecca DMSO başarı hikâyelerini filme almaya başlamış; aynı yazar okuyucularını açıkça DMSO hikâyelerini Rebecca'ya göndermeye çağırıyor. midwesterndoctor.com

13-  Yazar açıkça okuyucularından “profound DMSO stories” göndermelerini ve Rebecca ile iletişime geçmelerini istiyor. midwesterndoctor.com

Bu yöntem başarısız olanları sistematik olarak yakalamıyor. DMSO kullanan 1.000 ALS hastasının 990'ında hiçbir şey olmadıysa ama dramatik düzelme bildiren birkaç kişi filme alındıysa, videoları seyreden kişi başarı oranının olağanüstü olduğunu düşünebilir. Klinik araştırmalarda kontrol grubu ve önceden belirlenmiş sonuç ölçütleri tam olarak bu problemi önlemek için kullanılıyor.

Daha da çarpıcısı, aynı yazar kendi topladığı testimonial'lardan hareketle DMSO kullanıcılarının yaklaşık %80–90'ının olumlu yanıt verdiği yönünde kişisel bir tahmin ortaya koyuyor. Bu kontrollü klinik çalışma sonucu değil. 

13- Site DMSO/aloe jel, DMSO-CBD kremi, DMSO-CBD tentürü, roll-on ve başka ürünleri doğrudan satıyor. Ayrıca yeni mağazası PureDMSO'ya yönlendiriyor. pharmadmso.com

14- Daha dikkat çekici olan, aynı ticari sitenin DMSO hakkında yalnızca ürün tanıtımı yapmaması. “How to Take DMSO Orally” başlığıyla ağızdan kullanım anlatılıyor; ayrıca DMSO ile artrit, akne ve katarakt gibi durumları “target” ettiklerini ve ürünlerinin kanser kliniklerinde bile kullanıldığını söylüyor. Buna karşılık sitenin ayrı hukuki uyarısında ürünlerin hastalıkları “teşhis, tedavi, iyileştirme veya önleme” amacı taşımadığı belirtiliyor.


Dimetil sülfoksit (DMSO), şu anda ALS Untangled® grubu tarafından değerlendirilmek üzere “Future Reviews” gündeminde yer alan bir organosülfür çözücüdür. 

https://www.alsuntangled.com/

ALSUntangled®, hastaların ve ailelerin gereksiz bilgileri bir kenara bırakmalarına yardımcı olur — daha bilinçli kararlar alınmasını destekleyen titiz ve şeffaf değerlendirmeler yapar. 

Benden bu kadar. 

ALS hastaları zeki ve analitik düşünen insanlarız.  Kılı kırk yarar, kendimizden önce başkalarını düşünürüz. 

Şeytan ayrıntıda gizlidir. 

Karar sizindir. 

Bu bilgiyi diğer gruplara iletebilirsiniz. 

Nefes varsa umut da vardır. 



  

2 Eylül 2026 Çarşamba

Samsun’da ALS hastasına çift kapak ameliyatı

Literatürde benzeri yok! Samsun’da ALS hastasına çift kapak ameliyatı

Samsun Şehir Hastanesi’nde amyotrofik lateral skleroz (ALS) tanısı konulan Oktay Asal’ın (43) ileri derecede bozulan aort ve mitral kalp kapakları eş zamanlı yapılan operasyonda mekanik protezlerle değiştirildi. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Emrah Ereren, ALS’li bir hastaya aynı anda mekanik aort ve mitral kapak replasmanı uygulayan benzer bir olgunun Türkiye’de ve dünya tıp literatüründe bulunmadığını söyledi.

Samsun Şehir Hastanesi’nde amyotrofik lateral skleroz (ALS) tanısı konulan Oktay Asal’ın (43) ileri derecede bozulan aort ve mitral kalp kapakları eş zamanlı yapılan operasyonda mekanik protezlerle değiştirildi. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Emrah Ereren, ALS’li bir hastaya aynı anda mekanik aort ve mitral kapak replasmanı uygulayan benzer bir olgunun Türkiye’de ve dünya tıp literatüründe bulunmadığını söyledi.



Samsun’da yaşayan Oktay Asal, 2023 yılında yüksek tansiyon, yürüme ve konuşma bozukluğu ile sol tarafında his kaybı şikayetiyle Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki Nöroloji servisine başvurdu. Yapılan tetkiklerde ALS hastalığı başlangıcı teşhisi konulan Asal’ın şikayetleri zamanla arttı. Nefes darlığı, çabuk yorulma, yolda yürüyememe ve konuşma güçlüğü yaşayan Asal, yeniden hastaneye başvurdu.

Yapılan incelemelerde birisi doğuştan diğeri ise sonradan bozulan iki kalp kapağında ileri derecede bozulma ve buna bağlı belirgin kalp büyümesi geliştiği tespit edildi. Ameliyata alınan Asal, yüksek riskli bir operasyonla aynı ameliyatta mekanik protezlerle değiştirildi. 

AMELİYAT 5 SAAT SÜRDÜ

Samsun Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği’nde gerçekleştirilen operasyonun, ALS hastasına aynı seansta mekanik aort ve mitral kapak replasmanı uygulanması açısından dünya tıp literatüründe benzeri bulunmadığı bildirildi. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyeleri ile Samsun Şehir Hastanesi hekimlerinin gerçekleştirdiği operasyonda, Asal’ın doğumsal kalp kapağı bozukluğuna bağlı olarak ileri derece hasarlanan aort ve mitral kapakları yaklaşık 5 saat süren ameliyatta değiştirildi.

AMELİYAT SONRASI HASTA TABURCU OLDU

Ameliyatın başarılı bir şekilde gerçekleştiğini belirten Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Emrah Ereren, “Hastamız çift kapak replasmanı ameliyatı oldu. Mitral kapak yetmezliği ve aort kapağında darlık, doğumsal bir bozukluk sebebiyle gelişen kapak hastalığından dolayı her iki kapağında değişmesi gerekiyordu. ALS hastalarında cerrahiden ziyade ameliyat sonrası süreç daha zorlu geçiyor. O konuda endişelerimiz vardı. Anestezin ve yoğun bakım ekibimizin desteğiyle hastamızın da gayretiyle bu süreçleri atlatabildik. Ameliyatımız başarıyla sonuçlandı. Hedeflediğimiz cerrahi yapabildik. Şimdi hastamızı taburcu ediyoruz. Bundan sonraki hayatta tabi belli bir takipleri olacak. Kapak hastalarında kullanılması gereken belli ilaçlar, kan sulandırıcılar onları takip edeceğiz. Ama çok şükür korktuğumuz ölçüde bir problem yaşamadan bu ameliyattan sağ salim ve başarıyla sonuç alabildik” dedi.

Özellikle cerrahi sınıra gelmiş olan kalp kapak hastalıklarında yaşam süresi beklenenden çok daha az olduğunu belirten Ereren, “Kalp kapak hastalıkları daha çok doğumsal şekil bozukluklarından veya geçirmiş bazı enfeksiyonlara bağlı oluyor. Özellikle kalp kapağında ciddi bir darlık oluştuktan sonra 2 ile 5 yıl içerisinde hasta çok ağır semptomlar yaşamaya başlıyor. Özellikle tabii yaşamda en çok sıkıntı oluşturan şey nefes darlığı. Yine eforla ciddi sıkıntı yaşamaya başlıyorlar. Halsizlik, yorgunluk. Bütün bu şikayetler gün be gün artıyor. Cerrahi bu tarz hastalarda son seçenek. Biz de bu alternatifleri düşünürken tabii hem bir yandan bu hastalığın kendisinin risklerini düşündük. Hem de ameliyat olup olmaması konusunda beraber istişare ettik. Kendisine de bu konuda bilgiler verdik. Ama gördüğümüz kadarıyla ameliyattan fayda gördü. Zaman içerisinde daha da görecek. Hayati riski kapak ameliyatı olmayanlarda olan durum artık yok” diye konuştu.

TÜRKİYE'DE DEĞİL, DÜNYADA HENÜZ BU ŞEKİLDE BİR AMELİYAT TANIMLANMAMIŞ

Dünya literatüründe yaptıkları taramada benzer bir vakaya rastlamadıklarını da belirten Ereren, “Ameliyatla ilgili bizi en çok endişeye düşüren durum olan bu ek hastalık yani ALS ile ilgili de bildirilmiş herhangi bir literatür bilgisi yok kalp ameliyatlarıyla ilgili. Şu ana kadar yayınlanmış bir açık kalp cerrahisi geçiren veya kapak cerrahisi geçiren motor nöron hastalığıyla ilgili bir bulgu da yoktu. Bu da tabi bizi en çok endişeye sevk eden durumlardan biriydi. Aslında bir ilk olacak inşallah yayınlandığı zaman. Bu konuyla ilgili de literatür hazırlığımız devam ediyor. Literatür taraması derken bunun bilimsel PubMed veri tabanında ve kabul görmüş bilimsel makaleler tarayarak baktık. Türkiye'de değil, dünyada henüz bu şekilde bir ameliyat tanımlanmamış” dedi.

SOLUNUM CİHAZINDAN BEKLENENDEN ERKEN AYRILDI

Hastanın ALS hastalığı nedeniyle ameliyatın özel bir risk taşıdığını ifade eden Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Aneztezi Uzmanı Doç.Dr. Şener Canikli Adıgüzel, “Oktay Bey ile 3 ay önce ameliyat kararı alındığında ayrıntılı görüştük. Çünkü kendisinin özel bir durumu vardı. ALS dediğimiz solunum kaslarını da tutan ciddi bir hastalığı var. Bunun yanında da ciddi kalp kapak patolojileri vardı. İkisinin birleşmesi sebebiyle de özellikle solunumsal açıdan ciddi sıkıntılar yaşıyordu. Zaten mevcut haliyle solunum kaslarını tutan bir hastalık olduğu için onu oldukça zorlayan bir durumdu. Ameliyat kararı alındı. Biz ayrıntılı görüşmelerimizi yaptık. Kendisini özellikle anestezi ile ilgili ameliyat sonrasında solunumla ilgili ekstra sıkıntılar yaşayabileceğimizi, çünkü ameliyat ne kadar iyi olursa olsun solunum kaslarındaki güçsüzlükten dolayı solunum makinesine ihtiyacı olabileceğini anlattık. Kendisinden bu süreçte solunum kapasitesini artırıcı egzersizler yapmasını istedik. Göğüs hastalıkları nöroloji doktorlarıyla ayrıntılı görüştük. O da zaten çok uyumlu bir hastaydı. Ameliyattan sonra da solunum kaslarını daha fazla baskıya uğramaması adına, solunum baskılayıcı ilaçlardan mümkün olduğunca uzak bir anestezi şekli uyguladık. Ağrı kesici ilaçlarımızı da ona göre belirledik. Hatta mümkün olduğunca solunum baskılayıcı ağrı kesici kullanmadan özel ağrı kesici blok işlemleri uyguladık ve böylece uygun bir şekilde solunum makinesinden kalış süresini uzatmadan ayırabildik. Sonuç itibariyle kendisi de oldukça gayretli bir hasta olduğu için bugün sağlıklı bir şekilde burada. Sanırım bundan sonrasında taburculuk için hazır. Bizim açımızdan tedavisiyle ilgili bir önerimiz kalmadı. Normal hayatına bundan sonra devam edecek” diye konuştu.

‘AMELİYAT OLMASAM ÇOK KISA SÜRE YAŞAYABİLECEĞİMİ SÖYLEDİLER’

2023 yılında yüksek tansiyonla eğitim araştırma hastanesine başvurduğunu belirten Hasta Oktay Asal (43) ise “Orada nörolojiye başvuru yaptım. Nörolojide ALS hastalığının başlangıcı olduğunu söyledi. Bu kısa sürede ilerledi. Yürüme ve konuşma bozukluğum başladı. Sol tarafımda his kaybı vardı. Yolda yürüyemiyordum, konuşamıyordum. Çok hızlı konuşuyordum ve kelimelerimi çok yuvarlayarak konuşmaya başladım. Daha sonra bu beni bayağı bir zorladı ve ALS’nin hızlı ilerlediğini düşündüm. Sonra tekrar hastaneye geldim. Aslında ALS’den değil, kalbimde bir sıkıntı olduğunu söylediler. Kalp kapakçıklarımdan bir problem vardı. Bir tanesi doğuştan bir tanesi daha sonradan özelliğini yitirmişti. Konuşurken ve yürürken beni yoruyordu. Emre Hocamla oturduk, konuştuk. Baya iyi konuştu, bana her şeyi anlattı. Başka bir doktora gitseydim belki ikna edemezdi beni. Hocaya, ‘hocam ben ameliyat olmazsam ne olur?’ dediğimde bana çok kısa bir süre yaşayabileceğimi söyledi. Ama ameliyat olursam her şeyin düzelebileceğini, çok iyi hissedeceğimi ve kendilerine güvenmemi istedi. Hocam ekibiyle birlikte ameliyatıma girdi. Ameliyatım çok iyi geçti. Ben bu kadar çok çabuk düzelebileceğimi beklemiyordum. Şu anda çok iyiyim” dedi.

Kaynak: Cumhuriyet 

8 Ağustos 2026 Cumartesi

ALSUntangled #84 – ivermektin

 ALSUntangled #84 – ivermektin

Bu derlemede, ALS’nin ilerlemesini yavaşlatmak için ivermektin kullanımının olasılığını inceliyoruz. İvermektinin nöroinflamasyonu ve eksitotoksisiteyi düzenleme yeteneği, beyine çok iyi geçmemesine rağmen, ALS tedavisi için makul mekanizmalar sunmaktadır. Bir preklinik çalışma, ivermektinin mSOD1 genetik ALS fare modelinde ömrü uzattığını göstermiştir. Bu bulgu tekrarlanamamıştır. İvermektin kullanımı sırasında ve kullanılmadığı durumlarda ALSFRS-R ilerlemesini karşılaştıran verilere sahip bulduğumuz 2 ALS hastası, ilacın herhangi bir faydasını görmemiş gibi görünmektedir. ALS hastalarında ivermektin ile ilgili hiçbir klinik çalışma bulamadık. İvermektin düşük maliyetlidir ve genellikle iyi tolere edilir; yan etkilerinin çoğu hafif ve geçicidir, ancak nadiren ciddi yan etkiler ortaya çıkabilir ve ALS hastalarında dikkatli bir şekilde incelenmemiştir. Şu anda ivermektini bir ALS tedavisi olarak öneremiyoruz.

Kaynak 

28 Temmuz 2026 Salı

NurOwn

BrainStorm tedavi rejimi, kişinin kendi kök hücrelerinin (otolog kök hücreler olarak adlandırılır) kemik iliğinden alınmasını ve daha sonra şirkete ait NurOwn adlı bir kimyasal madde varlığında vücut dışında çoğaltılmasını içerir. Bu kimyasal madde, kök hücrelerin büyüme faktörleri adı verilen koruyucu maddeleri üretme ve salgılama yeteneğini artırmayı amaçlar. Kök hücreler daha sonra beyin ve omuriliği çevreleyen sıvıya (beyin omurilik sıvısı veya BOS olarak adlandırılır) bir iğne (intratekal veya IT enjeksiyonu olarak adlandırılır) ile birden fazla aralıkta enjekte edilir. Amaç, bu işlem görmüş kök hücrelerin motor nöron dejenerasyonunun ve dolayısıyla ALS semptomlarının ilerlemesini yavaşlatabilmesidir.

Deney Tasarımı ve Sonuçları
2016'da, 12 katılımcı üzerinde yapılan ön preliminary, olumlu faz 1/2 güvenlik verilerini gösteren ilk hakemli yayın çıktı; bunu, ABD'deki üç klinik merkezde 14 katılımcıyla yapılan küçük bir faz 2a klinik çalışması izledi.

48 ALS hastasını (36 tedavi gören ve 12 plasebo alan) kapsayan daha büyük bir faz 2 klinik çalışma verisi, Aralık 2019'da Neurology dergisinde "MSC-NTF hücrelerinin tek dozluk nakli güvenlidir ve erken dönemde umut verici etkinlik belirtileri göstermiştir" başlığıyla yayınlanmıştır.

2017 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ndeki altı merkezde NurOwn'un birden fazla dozunu test eden bir Faz 3 klinik çalışması başlatıldı. Çalışma çift kördü; yani ne araştırmacılar ne de katılımcılar aktif tedavi mi yoksa plasebo mu aldıklarını bilmiyorlardı. Birincil ölçümler, NurOwn'un tekrarlanan intratekal enjeksiyonlarının güvenliğini ve NurOwn'un ALSFRS-R adı verilen bir ölçek kullanılarak ALS/MND'nin ilerlemesini yavaşlatma yeteneğini incelemekti. NurOwn ile tedavi edilen kök hücrelerin amaçlanan biyolojik etkiyi sağlayıp sağlamadığını belirlemek için, beyin omurilik sıvısında nörotrofik faktörler (artırılmış seviyeler hedeflenerek) ve nörodejeneratif/nöroinflamatuar faktörler (azaltılmış seviyeler hedeflenerek) dahil olmak üzere biyobelirteçler ölçüldü.

17 Kasım 2020'de, faz 3 klinik çalışmasının ilk verilerini açıklayan bir basın bülteni yayınlandı . Çalışma, özellikle ALSFRS-R kullanılarak yapılan hastalık ilerlemesinin birincil ölçümünde, bildirilen verilerin hiçbirinde istatistiksel olarak anlamlı bir sonuca ulaşamadı. Basın bülteninde, erken evre hastalığı olanların önceden belirlenmiş bir alt grubunun ALS ilerlemesinde klinik olarak anlamlı bir yavaşlama gösterdiği vurgulandı, ancak bu sonuçlar da istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ayrıca, NurOwn tedavisinin plasebo grubuna kıyasla nörotrofik biyobelirteçlerde artışa ve nörodejeneratif ve nöroinflamatuar biyobelirteçlerde azalmaya yol açtığı bildirildi; bu da çalışmanın ulaşmayı umduğu sonuçlarla uyumludur.

10 Aralık 2021'de NurOwn faz 3 verileri, " Amyotrofik Lateral Sklerozda Yüksek Düzeyde Nörotrofik Faktör Salgılamaya Yönelik Mezenkimal Kök Hücrelerin Rastgele Plasebo Kontrollü Faz 3 Çalışması " başlıklı makaleyle Muscle & Nerve dergisinde yayınlandı. Tartışmanın başında özetlendiği gibi, "Bu Faz 3, plasebo kontrollü, rastgele çalışmanın birincil ve ikincil etkinlik uç noktaları istatistiksel olarak anlamlı değildi; ancak çalışma, çalışma tasarımı ve gelecekteki klinik çalışmalarda kullanılmak üzere potansiyel tedavi yanıtı biyobelirteçleri hakkında önemli bilgiler sağladı."

Özetle, önceden belirlenmiş analizlerin hiçbiri NurOwn'un plaseboya göre anlamlı bir fayda sağladığını göstermedi. ALS topluluğu arasında bu verilerden en sık tartışılan karşılaştırma, başlangıçta 35'ten yüksek ALSFRS-R puanına sahip önceden belirlenmiş bir alt gruptaki yanıt verenlerin ölçümüyle ilgili olup, 26 kişiden 9'unun NurOwn'da yanıt kriterlerini karşıladığını, 32 kişiden 5'inin ise plaseboya yanıt verdiğini göstermiştir. Bu, NurOwn lehine bir eğilim gösterse de, karşılaştırma istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0,29) ve sadece dört kişilik bir fark söz konusudur; bu da NurOwn grubundaki yanıtın tedaviden mi yoksa plasebo grubundaki beş kişinin yaşadığı etkilerden mi kaynaklandığını bilmenin bir yolu olmadığını göstermektedir. Dikkat çekici olan, bu önceden belirlenmiş alt grubun  burada çevrimiçi olarak yayınlanan çalışma protokolünde belirtilmemiş olmasıdır .

Sonradan yapılan analizler, NurOwn'un bir miktar etkililiğe sahip olabileceğini gösteren eğilimleri ortaya koymaktadır; bu da bu çalışmadan elde edilen bilgiler kullanılarak yapılacak bir takip klinik çalışmasının faydalı olabileceğini düşündürmektedir. Bu tür sonradan yapılan analizler, özellikle "keşifsel etkililik uç noktalarının test edilmesinde çoklu karşılaştırmalar için herhangi bir düzeltme yapılmadığı" durumlarda, genellikle fayda kanıtı olarak değil, daha ileri çalışmalara bilgi sağlamak amacıyla kullanılır. Bu, klinik gelişimde iyi bir uygulama olarak sektörde yaygın olarak kabul görmektedir, çünkü sonradan yapılan analizlerden çıkarılan sonuçlar yanıltıcı olabilir.

NurOwn, VEGF gibi nörotrofik faktörlerde beklenen önemli artışı ve MCP-1 gibi nöroinflamatuar belirteçlerde azalmayı gösterdi, ancak NfL seviyelerini önemli ölçüde değiştirmedi. Bu biyobelirteç sonuçları, NurOwn'un istenen biyolojik etkiyi bir ölçüde sağladığını göstermektedir. Bu biyobelirteçlerin hiçbiri henüz klinik etki göstergesi olarak doğrulanmamış veya kabul edilmemiştir ve nöronal sağlık göstergesi olarak daha geniş kabul görmeye en yakın belirteç olan NfL, NurOwn tarafından plaseboya göre önemli ölçüde azaltılmamıştır. NfL'de azalmaya yönelik bir eğilim, başka bir denemenin değerine dair bazı destekleyici kanıtlar sağlamaktadır.

Son olarak, faz 3 klinik çalışmasına katılan bir dizi kişi olumlu deneyimlerini kamuoyuyla paylaştı. NurOwn ile tedavi edilen bireylerin sayısında, plasebo ile tedavi edilenlere kıyasla hastalık ilerlemesinin seyrinde radikal bir değişiklik olduğunu gösteren net bir veri bulunmadığı için, bunun NurOwn'un etkisine atfedilip atfedilemeyeceğini bilmek mümkün değildir. Ayrıca, ALSFRS-R eğiminde %100'den fazla iyileşme gösteren bireylere ilişkin yayınlanmış ikincil bir sonlanım noktası, hem NurOwn hem de plasebo ile tedavi edilen gruplarda 13 bireyi ortaya koymuştur; bunlardan 7'si, başlangıç ​​ALSFRS-R değeri >35 olan NurOwn grubundaki 9 bireyden ve 5'i de plasebo grubundaki 5 bireyden oluşmaktadır.

Ayrıca, NurOwn'un Genişletilmiş Erişim veya Hastane Muafiyeti programlarındaki deneyimlere katkısını belirlemek de mümkün değildir; ancak bu programlardan elde edilen veriler toplandığında, BrainStorm'un gelecekteki herhangi bir deneme için izlenecek yolu belirlemesine yardımcı olmak açısından değerli olabilir.

BrainStorm, 9 Eylül 2022'de NurOwn için bir BLA başvurusunda bulundu ve 8 Kasım 2022'de FDA'dan Başvuru Reddi (RTF) mektubu aldı. FDA ile yapılan bir A Tipi toplantı ve sonrasındaki görüşmelerin ardından BrainStorm, CBER'in FDA'nın "İtiraz Üzerine Başvuru" prosedürünü kullanmasını talep etti. 27 Eylül 2023'te bir Danışma Komitesi (AdComm) toplantısı ve ardından 8 Aralık 2023'e kadar karar için bir PDUFA verisi planlandı. AdComm sırasında, komite ezici çoğunlukla olumsuz oy kullandı; 17 üye hayır, 1 üye ise "Sunulan veriler, hafif ila orta dereceli ALS tedavisinde etkililiğe dair önemli kanıtlar gösteriyor mu?" sorusuna evet oyu verdi. Bir üye çekimser kaldı.

Toplantının ardından, 18 Ekim'de Brainstorm, NurOwn için Biyolojik Ürün Lisans Başvurusunu (BLA) geri çektiğini duyurdu. BLA'yı geri çekme kararı FDA ile koordineli olarak alındı ​​ve FDA tarafından herhangi bir sakınca olmaksızın geri çekme olarak değerlendirildi.

24 Ekim'de Brainstorm, amyotrofik lateral skleroz (ALS) tedavisi için NurOwn®'un hızlandırılmış gelişimini sağlamak amacıyla stratejik bir yeniden yapılanma duyurdu. Bu yeniden yapılanma; 1) şirketin ALS'de NurOwn için çift kör, plasebo kontrollü bir Faz 3b ABD klinik çalışması yürütme planlarını ve açık etiketli bir uzatma çalışmasını desteklemek; ve 2) NurOwn'un Faz 3 klinik çalışmasından elde edilen verileri (biyomarkerlar, uzun vadeli güvenlik ve sağkalım) ve Genişletilmiş Erişim Programı'nı yayınlamaya devam ederek NurOwn verileri konusunda şeffaflık sağlamak ve ALS ilaç geliştirme sürecini ilerletmek amacıyla tasarlanmıştır. Çalışma tasarımı ve FDA ile yapılacak sonraki toplantıya hazırlık olarak BrainStorm, NurOwn'u en iyi tanıyan NurOwn Baş Araştırmacıları, bağımsız ALS uzmanlarından oluşan ek bir panel ve bir hasta danışma grubu ile istişarelerde bulunmaktadır.

Özet
Bilimsel Danışma Konseyi (SAC), şu anda NurOwn'un ALS hastalarına herhangi bir fayda sağladığı sonucuna varmak için yeterli kanıt bulunmadığını belirtmektedir.

SAC, Nurown'un MND/ALS hastalarında klinik faydasını göstermek için daha kesin bir Faz 3 çalışmasının yapılması ihtiyacını desteklemektedir.

Uluslararası ALS/MND Dernekleri İttifakı
Nisan 2026

Masitinib

Masitinib, makrofaj ve mast hücrelerinin proliferasyonunu inhibe edebilen ve aynı zamanda apoptozlarını uyararak nöroinflamatuar yanıtı azaltan oral bir tirozin kinaz inhibitörüdür ( yayın burada bulunabilir ). ALS/MND'nin preklinik SOD1 sıçan modellerinde, felç başlangıcından yedi gün sonra masitinib ile tedavi, hastalık ilerlemesinin yavaşlamasına, mikrogliyozun azalmasına ve yaşam süresinin %40 uzamasına neden olmuştur ( yayın burada bulunabilir ).

Avrupa İlaç Ajansı (EMA) şu anda masitinib'i şartlı onay potansiyeli açısından inceliyor. Kanada Sağlık Bakanlığı da şu anda ALS/MND tedavisinde masitinib için Şartlı Uygunluk Bildirimi (NOC/C) politikası kapsamında Yeni İlaç Başvurusunu inceliyor. Her iki mekanizma da, doğrulayıcı çalışmalar devam ederken bir tedavinin pazarlanmasını destekliyor ve düzenleyicilerin etkinlik gösterilmediği takdirde onayı iptal etme yetkisine sahip olmasını sağlıyor.

Şartlı onay verilmesi durumunda, akademik ve klinik camianın, faz 2/3 çalışmasından elde edilen mevcut verilerin, faz 3 denemesinin sonuçları açıklanana kadar ALS/MND hastalarının tedavisini haklı çıkaracak kadar yeterli olup olmadığını değerlendirmesi gerekmektedir. İlk çalışmanın sonuçları, ilgi çekici olmakla birlikte, devam eden faz 3 denemesini bilgilendirmek için güçlü ön veriler sunmaktadır; ancak bildirilen etkilerin şans eseri olup olmadığını belirlemeyi zorlaştıran bir dizi yönü de bulunmaktadır. Faz 2 veya 2/3 çalışmalarının temel olmayan sonuçlarından elde edilen verilerin, optimal faz 3 etkinlik denemelerinin tasarlanması için gerekli bilgileri sağlaması beklenmekte olup, bu aşamada sonuçların güvenilirliğiyle ilgili sorular bu duruma özgü değildir.

Özet

Mevcut kanıtlar ışığında, SAC'nin görüşüne göre masitinib, ALS/MND ilerlemesi ve hayatta kalma üzerinde potansiyel bir etkiye işaret eden ön sonuçlar veren ilgi çekici bir bileşiktir; ancak klinik ve akademik camia, mevcut verilerin bu etkilere güven duyulmasını haklı çıkaracak kadar yeterli olup olmadığı konusunda çekinceler taşımaktadır. Devam eden faz 3 klinik çalışması, masitinib'in ALS/MND'de herhangi bir etkisinin olup olmadığını belirlemek için gereklidir. Sağlık Kanada gibi düzenleyici kurumlar mevcut verilere dayanarak masitinib'e şartlı onay verirse, daha fazla iletişim geliştirilecektir; ancak o zamana kadar, ALS/MND ile yaşayan kişilerin tedavisinde masitinib kullanımını önermek için henüz bir neden yoktur.

Uluslararası ALS/MND Dernekleri İttifakı
Nisan 2026

CNM-Au8

CNM-Au8, pürüzsüz yüzeyli, katalitik olarak aktif altın nanokristallerinden oluşan bir oral süspansiyondur. 

Clene, hücresel enerji üretimindeki yetersizliği tedavi etmeyi amaçlayan nanoterapi geliştiren bir biyofarmasötik şirketidir. Başlıca adayı olan CNM-Au8, nöronlarda ve oligodendrositlerde (sinyallerin verimli bir şekilde iletilmesine yardımcı olarak nöronları destekleyen hücreler) enerji üretimini artırmayı hedefleyen oral bir sıvıdır. Şirket tarafından bildirildiğine göre CNM-Au8, oksidatif strese karşı direnci artırır ve potansiyel olarak toksik olan yanlış katlanmış proteinlerin seviyelerini düşürür. CNM-Au8 şu anda ALS/MND'nin ilerlemesini yavaşlatmak için potansiyel bir tedavi olarak klinik denemelerde test edilmektedir.

Özet

Bilimsel Danışma Konseyi (SAC),  şu anda CNM-Au8'in ALS hastalarına herhangi bir fayda sağladığı sonucuna varmak için yeterli kanıt bulunmadığına inanmaktadır ve etkinliği lehine/karşıt yönde daha net kanıtlar sağlayacak olan herhangi bir NDA başvurusunun ve planlanan Faz 3 klinik çalışmasının sonuçlarını dört gözle beklemektedir

Uluslararası ALS/MND Dernekleri İttifakı

Nisan 2026

Kaynak 


18 Temmuz 2026 Cumartesi

Solunum havasını nemlendirmek ve filtre kullanımı

Solunum havasının nemlendirilmesi çok önemlidir.

Trakeostomi ile solunum cihazı kullanan hastalarda solunum havasını nemlendirmek için çeşitli yöntemler var.

Örnek 1: Çift devreli solunum cihazı kullanan hasta

Ventilator, hastaya giden havanın basınç, volüm, solunum sayısını kontrol eder. Hastadan dönen devre yoluyla karbondioksit basınç, volümü de  kontrol eder. Devre kapalı olduğu için  hasta tarafına ısı-nem değişimi yapan HME tipi filtre takılır. Bunun avantajı, hastadan çıkan hava, filtre içinde hapsedilir, ventilator hastaya hava verirken bu ısı ve nem hastanın ısı kaybetmesini önler ve nemlendirici etkisi ile balgamı yumuşatır.


Örnek 2: Tek devreli solunum cihazı kullanan hasta

Ventilatör, hastaya giden havanın basınç, volüm, solunum sayısını kontrol eder. Hortum devresi boyunca uzanan ince bir hortumun bir ucu ventilatöre, diğer ucu eksoz görevi yapan valf kutusuna bağlıdır. Nefes alma sırasında ventilator hastaya pozitif basınçla hava verirken valf kapanır. Nefes verme sırasında valf açılır, karbondioksit dışarı verilir.

Ventilatör tek hortumlu devrelerde, geri dönen havanın basınç, karbondioksit gibi değerleri kontrol etmez. 

Bu durumda havanın ısıtılması-nemlendirilmesi için 2 seçenek vardır.



1- Hasta tarafına HME tipi filtre kullanmak  (Genellikle yeşil renkli filtreler)

2- Isıtıcı nemlendirici elektrikli aksesuar kullanmak, devreye sadece bakteri filtresi kullanmak


Bakteri filtresi ise elektrikli ısıtıcı nemlendirici ile hasta arasında bir yere takılır. Burada amaç, elektrikli ısıtıcı nemlendirici içinde bakteri üremesi olursa hastayı enfeksiyondan korumak için kullanılır. Elektrikli ısıtıcı nemlendirici temizliği çok önemlidir.



Örnek 3: Tek devreli solunum cihazı, bütünleşik elektrikli ısıtıcı nemlendirici aksesuar var

bu durumda cihazın hastaya giden hortum çıkışına bakteri filtresi yeterlidir.

Örnek 4: Çift devreli solunum cihazı kullanan hasta

Hastada balgam kuruyor, hasta üşüyor veya HME filtre hava direnci oluşturuyor, HME filtre çok masraflı geliyor.

Bu durumda elektrikli ısıtıcı nemlendirici aksesuar, hasta ile solunum cihazı arasına seri olarak bağlanır, elektrikli ısıtıcı nemlendirici aksesuar ile hastaya giden hortum arasına bakteri filtresi takılır.

 


Not:

Bütün solunum cihazlarının arkasında toz filtresi mevcuttur, zamanı geldiğinde değişim gerekiyor.

Kapalı devre, çift hortumlu solunum cihazları fazla nemden zarar görebilir. Bu nedenle bazı markalar hastadan dönen hortumun cihaza bağlandığı yere filtre takabiliyor.

Hstaya giden devredeki her  estra filtre,  hava direnci oluşturur. Nefes darlığı yapabilir.

HME filtreler her gün değiştirilir

Bakteri filtreleri kirlenince değiştirilir.

Hastanın solunum havasında yeterli nem olup olmadığı kateter mount içinde buhar birikmesinden anlaşılır.

Bazı soğuk ve kurak iklimlerde hortum devresinde oda serin ise yağmur etkisi ile su yoğuşması olabilir. Su tuzağı kutu gerekebilir.

  • Elektrikli ısıtıcı nemlendirici aksesuar: Genel olarak fisher paykel nemlendirici olarak biliniyor. Türkiye’de Humidas elektrikli ısıtıcı nemlendirici olarak satılıyor. Isıtıcı ayarı 2-3 civarında yeterli nemlendirme yapıyor.  Kateter mount içinde fazla su buharı oluyor ise ayar düşürülür.  Bu tür Elektrikli ısıtıcı nemlendirici aksesuar Solunum cihazından hastaya giden devreye kısa bir ara hortumla bağlanır.  Nemlendirici haznesinin diğer ucuna hasta devresi bağlanır.  Böylece hastaya giden hava ısınmış ve nemlendirilmiş olur.  Ayrıca Hme tipi filtre gerek kalmaz.  Onun yerine Bakteri filtresi takılır. 


ALS Hastalığında Otonom Disfonksiyon (Disotonomi) ve Nedenleri

1. Temel Tanım ve Sorunun Boyutu

  • Geleneksel Yanılgı: ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz) geçmişte yalnızca kasları hareket ettiren motor nöronların hastalığı olarak görülüyordu.

  • Gerçekleşen Tıbbi Bulgular: Güncel çalışmalar, ALS'nin vücudun otomatik işlevlerini (tansiyon, nabız, terleme, sindirim, mesane kontrolü) yöneten otonom sinir sistemini de doğrudan etkilediğini ortaya koymaktadır. Bu durum "Disotonomi" olarak adlandırılır.

  • Erken Dönem Etkisi: Otonom sistemdeki bozulmalar sanılanın aksine hastalığın en son evresinde değil, erken evrelerinden itibaren gizlice veya hafif belirtilerle (subklinik) başlar ve hastalık ilerledikçe belirginleşerek hastanın yaşam kalitesini ve prognozunu (hastalığın seyrini) olumsuz etkiler.

2. Disotonomiye Yol Açan Hücresel ve Patolojik Nedenler

Makale, otonom sinirlerin hasar görmesine neden olan arka plandaki mekanizmaları şu temel patolojik faktörlere bağlamaktadır:

  • Patolojik Protein Agregasyonu (Birikimi): Hücre içinde biriken anormal proteinler, otonom sistemi yöneten sinir hücrelerine zarar verir.

  • Mitokondriyal Disfonksiyon: Hücrelerin enerji santralleri olan mitokondrilerin bozulması, sinirlerin işlevini yitirmesine yol açar.

  • Glutamat Eksitotoksisitesi: Beyindeki sinir ileticisi olan glutamatın aşırı birikerek sinir hücrelerini adeta zehirlemesi ve aşırı uyarması durumu.

  • Oksidatif Stres ve Nöroinflamasyon: Vücuttaki hücresel hasar yapıcı maddelerin artması ve sinir sisteminde meydana gelen kronik iltihabi süreçler.

  • Vagus Siniri Atrofisi: Vücudun en önemli sakinleştirici ve düzenleyici sinir hattı olan vagus sinirinde erime/küçülme (atrofi) meydana gelmesi.

3. Klinik Belirtiler ve Vücuda Etkileri

Otonom sistemdeki sempatik (stres/savaşma) ve parasempatik (dinlenme/sindirme) dengenin bozulması şu klinik sonuçları doğurur:

  • Kardiyovasküler (Kalp ve Damar) Sorunlar: Kalp hızı değişkenliğinde azalma, istirahatte bile vücudun yüksek stres hormonları (serum NE) salgılaması, ani tansiyon değişiklikleri ve barorefleks (tansiyonu dengeleme mekanizması) duyarlılığının körelmesi. İleri evrelerde ventriküler hacim ve miyokard (kalp kası) kütlesinde azalmalar görülebilir.

  • Boşaltım Sistemi Sorunları: Nörojenik mesane gelişimi nedeniyle idrar kaçırma, idrar yapamama veya sık idrara çıkma gibi semptomlar.

  • Terleme Bozuklukları: Vücut ısısını ayarlayan terleme fonksiyonunun azalması ya da dengesizleşmesi.

4. Çalışmaların Karşılaştığı Zorluklar ve Gelecek Prospektifleri

Makale, ALS'de disotonomi üzerine yapılan araştırmaların neden hala kesin çözümler üretemediğini şu zorluklara bağlıyor:

  • Hastalığın başlangıcı ile teşhis konulması arasındaki sürenin kişiden kişiye çok değişmesi.

  • ALS'nin çok yüksek fenotipik (klinik görünüm) ve genetik heterojenite (çeşitlilik) göstermesi; yani her hastada bambaşka bir seyir izlemesi.

  • Araştırmalardaki hasta sayısının kısıtlı olması ve tıp merkezlerinin farklı ölçüm yöntemleri kullanması nedeniyle çelişkili sonuçların doğması.

Sonuç olarak; Motor nöron kaybı ile otonom sistem bozukluğu arasındaki bu karmaşık bağı çözmek, hastalara daha iyi semptomatik destek sunabilmek ve yeni tedavi yaklaşımları geliştirebilmek adına gelecekte daha geniş kapsamlı ve uzun süreli (prospektif) çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Referans: International Journal of Molecular Sciences (IJMS) dergisinde yayımlanan "Dysautonomia in Amyotrophic Lateral Sclerosis" başlıklı bilimsel makale temel alınarak özetlenmiştir. (URL: https://www.mdpi.com/1422-0067/24/19/14927)