Yasal Uyarı

Bu site, ALS hastalığı ile ilgili haber ve bilgilendirme sitesidir. Tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi yerine geçmez. Tıbbi bir durumla ilgili sorularınız için her zaman doktorunuzla görüşün. Dr. Alper Kaya
beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2024 Cuma

ALS'de kilo kaybından önce beslenme tüpü takılması en iyi seçenektir

 Tanı ve PEG arasındaki kilo kaybının sağ kalımı etkilediği görülmektedir.

Yapılan bir araştırmaya göre, çok fazla kilo verdikten sonra beslenme tüpü takılan amiyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalarının, büyük kilo kaybından önce beslenme desteği alanlara göre birkaç ay içinde ölme olasılıkları daha yüksek.

Araştırmacılar, bulguların, önemli kilo kaybından önce yerleştirilen beslenme tüplerinin ALS hastalarının yaşam süresini uzatabileceğini gösterdiğini söyledi.

“ Motor nöron hastalığı olan hastalarda gastrostomi sonrası mortalitenin tahmin edilmesi başlıklı çalışma Muscle and Nerve dergisinde yayımlandı .

Beslenme tüpleri, ALS hastalarının hastalık ilerledikçe beslenme ihtiyaçlarına yardımcı olur

ALS, motor nöron hastalığı veya MND olarak da adlandırılır, ilerleyici kas güçsüzlüğü ile belirginleşen bir rahatsızlıktır. Hastalık ilerledikçe, hastalar genellikle yiyecekleri etkili bir şekilde çiğneme ve yutma yeteneklerini kaybederler .

Çoğu durumda, karın duvarından mideye bir tüp yerleştirilerek gıdanın doğrudan sindirim sistemine iletilmesinin sağlandığı cerrahi bir işlem olan gastrostomi yapılması tavsiye edilir.

Gastrostomi, ALS'li kişilerin artık yiyecek yiyemedikleri zaman beslenme ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olarak hayat kurtarıcı bir önlem olabilir. Ancak bilim insanları, gastrostominin ne zaman yapılması gerektiğine dair net bir kılavuz olmadığını belirtti.

Gastrostomi sonrası erken ölüm oranını öngören faktörleri belirlemek için Avustralyalı bir bilim insanları ekibi, 2015 ile 2021 yılları arasında Perth'deki bir hastanede bu prosedüre tabi tutulan 94 ALS hastasının sonuçlarını analiz etti. Hastalığın teşhisinden gastrostomiye kadar geçen ortalama süre yaklaşık sekiz ay (227 gün) idi.

Araştırmacılar, beslenme tüpü yerleştirilmesinden sonraki 30, 90 ve 180. günlerde ölüm riskinin artmasıyla ilişkili değişkenleri araştıran istatistiksel testler yürüttüler.

Daha zayıf akciğer fonksiyonu ve yaşlılık gibi bazı faktörler, bazı zaman noktalarında artan ölüm riskiyle ilişkilendirilirken, diğerlerinde ilişkilendirilmedi. Ancak analiz edilen tüm zaman noktalarında, sonuçlar tutarlı bir şekilde gastrostomi geçirmeden önce daha fazla kilo vermiş hastalarda ölüm riskinin daha yüksek olduğunu gösterdi.

Editör beslenme tüplerini 'destekleyici müdahale' olarak görüyor, ancak kişisel bir karar

Araştırmacılar, "Verilerimiz, 90 ve 180. günlerdeki ölüm oranının, tanıdan gastrostomiye kadar geçen süredeki kilo kaybı yüzdesinden etkilendiğini tutarlı bir şekilde gösteriyor ve bu da MND popülasyonunda beslenme bakımının önemini vurguluyor" diye yazdı.

Bilim insanları, bulguların "Önemli kilo kaybından önce gastrostomi yerleştirilmesinin kilo kaybına bağlı ölüm riskini azaltabileceğini" öne sürdüğünü belirterek, bu fikrin kesin olarak test edilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Çalışmayla birlikte yayınlanan bir başyazıda , bu bulguların, beslenme tüpü takılmasının çiğneme ve yutma güçlüğü çeken hastalar için yalnızca destekleyici bir önlemden daha fazlası olabileceğini vurguladığı belirtiliyor; yeterli beslenmeyi sağlamak için zamanında yapılan müdahale, ALS hastalığının seyrini etkileyebilir.

Nebraska Tıp Merkezi Üniversitesi'nde nörolog olan Dr. Gary L. Pattee, "Gastrostomi artık hastalığın gidişatını olumlu yönde etkileyen aktif destekleyici müdahalenin bir yolu olarak düşünülmelidir" diye yazdı. "Hastalık sürecinin erken dönemlerinde ideal vücut ağırlığını korumanın önemi, artık birçok klinik çalışmada uzun süreli hasta sağ kalımı elde etmede elzem olarak kabul edilmiştir."

Bu sonuçlar gastronomi biliminin potansiyel faydalarını ortaya koyarken, Pattee beslenme tüpü takılmasının önemli bir karar olduğunu ve hastaların isteklerinin önceliklendirilmesi gerektiğini vurguladı.

"Gastrostomi, tıbbi ekip, hasta ve bakıcılar arasında paylaşılan karar almayı gerektiren, hastanın nihai isteklerine her zaman saygılı olunması gereken önemli bir klinik ve kişisel karardır" diye yazdı.

Kaynak 


2 Eylül 2023 Cumartesi

Alfa-linolenik asid ve çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA'lar)

ALS Hastalarında Çoklu Doymamış Yağ Asitleri ve Klinik İlerleme İlişkisi: EMPOWER Çalışmasının Post Hoc Analizi

Özet

Arka plan ve amaçlar: Çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA'lar) nöroprotektif ve anti-inflamatuar etkilere sahiptir ve amiyotrofik lateral sklerozda (ALS) faydalı olabilir. PUFA'ların, özellikle de alfa-linolenik asidin (ALA) daha yüksek diyetle alımı ve plazma seviyeleri, büyük epidemiyolojik kohort çalışmalarında daha düşük ALS riski ile ilişkilendirilmiştir, ancak ALS'li hastalarda hastalığın ilerlemesine ilişkin veriler seyrektir. ALA ve diğer PUFA'ların plazma düzeylerinin ALS hastalarında sağkalım süresini ve fonksiyonel gerilemeyi öngörmeye katkıda bulunup bulunmadığını inceledik.

Yöntemler: EMPOWER klinik çalışmasına katılan ve randomizasyon sırasında yağ asidi analizleri için plazma örnekleri alınan katılımcılar arasında bir çalışma yürüttük. Plazma yağ asitleri gaz kromatografisi kullanılarak ölçülmüştür. Bireysel yağ asitlerinin ölüm riski ve fonksiyonel gerileme ve sağkalımın ortak sıra testi skoru ile ilişkisini değerlendirmek için Cox orantılı tehlikeler modellerini ve doğrusal regresyonu kullandık.

Sonuçlar: Yağ asidi analizleri 449 katılımcıda gerçekleştirilmiştir. Bu katılımcıların başlangıçtaki ortalama (SD) yaşı 57,5 (10,7) yıldı ve 293'ü (%65,3) erkekti; 126'sı (%28,1) takip sırasında öldü. Daha yüksek ALA düzeyleri daha düşük ölüm riski (en yüksek ve en düşük çeyrek dilimi karşılaştıran yaşa ve cinsiyete göre ayarlanmış tehlike oranı 0.50, %95 CI 0.29-0.86, p-trend = 0.041) ve daha yüksek ortak sıra testi puanı (1 SD artışa göre puan farkı 10.7, %95 CI 0.2-21.1, p = 0.045) ile ilişkiliydi ve daha yavaş bir fonksiyonel gerileme ile tutarlıydı. Vücut kitle indeksi, ırk/etnik köken, semptom süresi, başlangıç bölgesi, riluzol kullanımı, ailede ALS öyküsü, öngörülen dik yavaş vital kapasite ve tedavi grubuna göre ayarlanan analizlerde tahminler benzer kalmıştır. Daha yüksek n-3 yağ asidi eikosapentaenoik asit ve n-6 yağ asidi linoleik asit seviyeleri, takip sırasında daha düşük ölüm riski ile ilişkilendirilmiştir.

Tartışma: ALS hastalarında daha yüksek ALA düzeyleri daha uzun sağkalım ve daha yavaş fonksiyonel gerileme ile ilişkilendirilmiştir. Bu sonuçlar, alfa-linolenik asid (ALA) 'nın ALS hastalarında hastalığın ilerlemesi üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini düşündürmektedir.

https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/37344230/

Bu bilgiye dayanarak, diyetinizde alfa-linolenik asit miktarını artırmak ALS hastalarında mantıklı bir yaklaşım olacaktır. 

Alfa-linolenik asit, keten tohumu, ceviz, chia, kenevir ve birçok yaygın bitkisel yağ dahil olmak üzere birçok tohum ve yağda bulunan bir omega-3 esansiyel yağ asididir.

Akdeniz ve MIND diyetleri

Bazı umut verici kanıtlar gösteren bir diyet, meyve, sebze, tam tahıllar, baklagiller, balık ve diğer deniz ürünlerini; zeytinyağı gibi doymamış yağları ve düşük miktarda kırmızı et, yumurta ve tatlıları vurgulayan Akdeniz diyetidir.

MIND Diyetinin Bileşenleri

MIND diyeti demansın önlenmesiyle bağlantılı bitki bazlı gıdalara odaklanmaktadır. Bu diyet 10 sağlıklı gıda grubundan beslenmeyi teşvik eder:

Yapraklı yeşil sebzeler, haftada en az 6 porsiyon

Diğer sebzeler, en az 1 porsiyon/gün

Çilek, haftada en az 2 porsiyon

Tam tahıllar, en az 3 porsiyon/gün

Balık, 1 porsiyon/hafta

Kümes hayvanları, 2 porsiyon/hafta

Fasulye, 3 porsiyon/hafta

Fındık, 5 porsiyon/hafta

Şarap, 1 bardak/gün*

Zeytinyağı

27 Nisan 2022 Çarşamba

Biruni Üniversitesi ve ALS/MNH Derneği Sosyal Sorumluluk Projesi

 

Biruni Üniversitesi ve ALS/MNH Derneği Sosyal Sorumluluk Projesi
Sizi "Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) Hastalarının Beslenme Durumunun İncelenmesi ve Yaşam kalitelerinin Arttırılmasının Desteklemesi" başlıklı bir sosyal sorumluluk projesi ve araştırmaya davet ediyoruz.

Çalışma, tüm Türkiye’de yaşayan ALS hastalarına açıktır.

İstanbul’da yaşayan ALS hastaları Biruni Üniversitesine şahsen veya "Online" katılabilir. İstanbul dışındaki hastalar "Online" çalışmaya katılabilir.

Biruni Üniversitesi ve ALS/MNH Derneğinin ortaklaşa gerçekleştirdiği bu projede amaç, Mide pegi bulunmayan ALS/MNH hastalarının beslenme durumunu analiz etmek, gerekli öneri ve tavsiyelerde bulunarak yaşam kalitelerinin artışını desteklemektir.

Bu projede; vücut ağırlığınız, boy uzunluğunuz, beden ölçümleriniz, genel olarak yiyecekleri ne kadar sıklıkla ve ne ölçüde yediğinizi belirleyen besin tüketim sıklığı formu, kişisel soruların yer aldığı bir form, ALS/MNH hastalarının fiziksel durumunu takip etmekte kullanılan ALSFRS -R ölçeği, yutma fonksiyonunuzu değerlendiren yutma fonksiyonu tarama testi uygulanacaktır.

Görüşmeler whatsapp üzerinden görüntülü görüşülerek online olarak veya gelebilen hastalar ile Biruni Üniversitesinde yüz yüze gerçekleştirilecektir. Vücut ağırlığı ve boy ölçümü yapılamayan hastalar için esnemeyen mezura yardımı ile diz boyu ölçümü, baldır çevresi ve üst orta kol çevresi ölçümleri istenmektedir. Nasıl ölçüm yapacağınızı anlatan görsel talimatlar sizlere gönderilecektir.

Çalışma öncesi gerekenler;
*Ölçümler için esnemeyen mezura,
*En son yapılmış olan kan tahlil sonuçlarınızın görseli, sizlere daha iyi yardımcı olmak adına gerekmektedir.
İsteyen hastalarımızı diyetisyenler tarafından değerlendirilmek üzere Biruni Üniversitesine davet ediyoruz.
* Kişisel bilgileriniz KVKK güvencesindedir.

ALS-MNH DERNEĞİ
Katılım formunu doldurmak için aşağıdaki bağlantıya tıklayınız: 

20 Şubat 2021 Cumartesi

NAZOGASTRİK TÜP


Nazogastrik tüp uygulaması sık kullanılan bir uygulamadır ve plastik veya silikon bir kateterin burun deliğinden sokulup yutak ve özefagustan (yemek borusu)  geçirilerek mide içerisine yerleştirmesi işlemidir.

Nazogastrik entübasyon hemşire, ebe ve hekimin sorumluluğunda olan bir uygulamadır. Hem tanı hem tedavi amaçlı yerleştirilen nazogastrik tüpler genellikle drenaj, ilaç uygulama ve beslenme amaçlı uygulanır. Birçok nazogastrik tüp sorunsuz bir şekilde yerleştirilse de entübasyon sırasında en korkulan komplikasyon tüpün trakea–bronşial ağaca yerleşmesidir ve hayati tehlikesi vardır. Hemşireler nazogastrik tüpün güvenli bir şekilde yerleştirilmesi ve tüpü olan hastanın bakımını sağlamak durumundadırlar.

Nazogastrik Tüpün Tarihçesi

Nazogastrik tüpler insanlarda ilk kez beslenme amacıyla kullanılmıştır. Nazogastrik tüpün gastrointestinal yola ilk uygulanması 17. yüzyılda anatomi ve cerrahi profesörü olan Aquapendente tarafından gümüş tüple hastanın beslenmesi için gerçekleştirilmiştir. Gümüş tüple beslemenin spesifik kullanımına ilişkin detaylar bulunmamakla birlikte 1790’da John Hunter bir hastayı yılan balığı derisinden yapılmış, delikli esnek bir tüpü midenin içine yerleştirerek başarıyla beslemiştir. 1884’te Kussmaul tarafından nazogastrik tüp ilk kez dekompresyon için kullanılmıştır. 1921’de Levin gastrik beslenme için esnek ve lastikten yapılmış bugünde kullanılan tek lümenli tüpü geliştirmiştir. Ancak tüpün üretildiği plastik maddenin, yol açtığı problemleri gidermek için tüp önce polietilen, sonra poliviniyl ve silikon en sonda poliüretandan üretilmiştir. 1930’larda Australya’da ve İngiltere’de modern hemşirelik eğitiminde bu konuya yer verilmiş ve nazogastrik tüp 1930’lardan bugüne hızla gelişerek uygulanmaya devam etmiştir.

Nazogastrik Tüp Seçimi

Nazogastrik tüpler küçük çaplı ve büyük çaplı olmak üzere iki çeşittirler. Küçük çaplı tüpler 12 Fr (French gauge)’den küçük olanlar, 12 Fr’nin üzerinde olanlar ise büyük çaplı tüplerdir. Büyük çaplı tüpler genellikle dekompresyon, ilaç uygulama, enteral beslenme, gastrik lavaj ve tanı işlemleri için kullanılırken, küçük çaplı olanlar genellikle enteral beslenme için kullanılmaktadır

Günümüzde NGT’ler polyvinylchloride (PVC) ya da poliüretandan üretilmektedir. Polyvinylchlorid’ten üretilen tüpler genellikle yedi günden daha az sürecek kısa süreli beslenmeler için uygundur. Polyvinylchlorid’ten üretilen tüpler on günden fazla hastada kalırsa, hastada nasal ya da özefajial erozyon gelişebilir çünkü tüpün plastik yapısı mide asidiyle uzun süre temas ettiğinde çözünür, gitgide esnekliğini yitirir, kırılır ya da parçalanabilir. Bunun için PVC tüpleri sık sık değiştirmek gerekir.

Poliüretan tüpler özellikle enteral beslenme için daha uygundur. Bu tüpler nonreaktif bir madde olan, yumuşak ve esnek kalabilen poliüretandan üretilmiştir. Poliüretan tüpler hastada 2 ila 6 hafta arasında kalabilir. Tüpler uzun periyodlarda kullanıldığında hastalarda özofageal ve gastrik erozyonlara sebep olabilirler. Nazogastrik tüpün ölçüsünü ve tipini belirlemede temel prensip amaca en uygun, burun mukozasında daha az travmaya neden olacak en küçük çaplı ve uygun tipte tüpü seçmektir.

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/195985

 

20 Ocak 2018 Cumartesi

Beslenme ve ALS

Belirli gıdalar ve besinlerin, amyotrofik lateral skleroz (ALS) için risk faktörleri veya koruyucu faktörler olabileceği araştırıldı.

İtalya'da 212 ALS hastası ve 212 sağlıklı bireyde yapılan çalışmada çeşitli besinlerin ALS hastalığı oluşmasında risk veya koruyucu etkisi araştırıldı. Ekmek, çiğ sebze, kahve, çay ve turunçgil meyvelerinin ALS riskini azalttığı görüldü.

Buna karşın, kırmızı et, domuz eti ve işlenmiş et ile beslenenlerde ALS hastalığı  için bir risk artışı gözlendi.  Toplam protein , hayvansal protein, sodyum, çinko,  Klor ve glutamik asit ise riski arttırdığı gözlendi.

Bazı gıdaların ALS için risk faktörü , bazılarının ise veya koruyucu etkisi olabilir.

Kaynak
http://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/21678421.2017.1418002


2 Temmuz 2016 Cumartesi

Temel bilgiler : Solunum Dolaşım Beslenme Boşaltım

ALS teşhisi aldık, hayat nasıl olacak? 

Temel bilgiler 

Öncelikle şunu bilmeliyiz: “ALS teşhisi ile hayat bitmiyor, yeni bir hayat başlıyor”
Şimdilik tedavisi olmayan bir hastalıkla yaşamayı öğrenmek gerekiyor. İnsan vücudu mükemmeldir. Gerekli desteği alabilirse hayatta kalabilir. ALS hastaları,  iyi bir bakımla hayattan zevk almaya devam edebilir.

Enerji
Canlı yapısını oluşturan hücrelerin molekülleri sürekli bir kimyasal değişim içindedir. Bu değişme biyokimyasal tepkimelerle gerçekleşir. Canlılardaki bu biyokimyasal olaylara metebolizma denir.
Metebolizma , anabolizma (yapım) ve katabolizma (yıkım) olaylarının bütünüdür. Metebolizma faaliyetleri sırasında enerjiye ihtiyaç duyulur. Canlıların enerji gereksinimi fiziksel aktivitelere bağlı olarak değişir. Metabolizma hızı arttıkça ihtiyaç duyulan enerji miktarı da artar. İnsanlarda metabolizma yaş, cinsiyet hormonal etkiler ve vücut büyüklüğü gibi faktörlerden etkilenir.
Enerji verici organik besinler,  oksijen ile parçalanarak  enerji üretir. İnsan vücudunda her hücre kendi enerjisini kendisi üretir. Üretilen enerji kimyasal olarak depolanır ve gerektiğinde harcanır.
Besinlerin oksijen ile parçalanması sonucunda su, co2 ve ısı açığa çıkar. Oksijen / karbondioksit değişimi akciğerde gerçekleşir.

Solunum:
ALS hastalığı ilerleyici kas güçsüzlüğüne sebep olur. Solum yaptıran en önemli kas "Diyafram" kasıdır. Ayrıca göğüs kafesinin esnekliğini sağlayan, kaburgalar ve yardımcı solunum kasları vardır. Solunum işlemi nefes alma ve nefes verme olarak iki bölümde gerçekleşir. Nefes alma, aktif bir işlemdir, diyafram kasının kasılması ile nefes alma işlemi yapabiliriz. Nefes verme işlemi diyafram kasının gevşemesi sonucunda gerçekleşiyor. Bu işlemler biz istemesek de otomatik olarak gerçekleşiyor. Ayrıca, üflemek, derin nefes almak, balon şişirmek gibi işlemleri istemli olarak yapabiliyoruz. Yani solunum sistemi hem otomatik (isteğimiz dışında) hem de istemli olarak çalışıyor. Solunum kasları otomatik olarak merkezi sinir sisteminin beyin sapı denilen bölgesinden kontrol edilir. Bu merkez bulbus denilen bölgededir. Bulber başlayan ALS türünde önce solunum sıkıntısı ortaya çıkar.

Solunum sırasında akciğerlerde birikmiş olan co2 (karbondioksit) atılır, o2 (Oksijen) alınır. Bu işlem, alyuvarlar vasıtasıyla yapılır. Yani sadece dışarıdan Oksijen almak yetmez. Karbondioksit de atılmalıdır. ALS hastalığında nefes darlığına yol açan asıl sebep, karbondioksit atılamaması ve birikmesidir (hiperkapni) Bizde derin nefes alma isteği yaratan uyarı, karbondioksit gazının kanda normal seviyenin üzerinde olmasıdır.

Diyafram kası güçsüzleştiği zaman kanda karbondioksit artışı olur. Yeterince kuvvetli nefes alamayan hastalarda  iç sıkıntısı, baş ağrısı, gece uyku bozukluğu, canlı rüyalar, kâbuslar, gündüz uyuklama, uyku hali, sinirlilik, bitkinlik ortaya çıkar.
Yukarıda anlatılan nedenlerden dolayı ALS teşhisi almış hastalarda 3-6 ay aralıklarla solunum fonksiyon testleri ve gerekirse gece uyku testi (polisomnografi) yapılması öneriliyor.

ALS hastalığı ilerleyici bir hastalık olduğu için er ya da geç solunum güçlüğü ortaya çıkacaktır. Bugünkü teknoloji ile solunum güçlüğü ile başetmek mümkündür. Göğüs hastalıkları uzmanı gerek gördüğünde maske ile Bipap tipi solunum cihazı reçete edebilir.  Solunum güçlüğü olan, sık solunum yolu enfeksiyonu olan, öksüremeyen, balgam çıkaramayan hastalara ise trakeostomi ameliyatı ile solunum desteği verilebilir.

Dolaşım:
ALS hastalığı kas güçsüzlüğüne sebep olsa da kalp kası etkilenmez. Çünkü kalp kası özel bir çizgili kas türüdür ve kalp kendi elektriksel uyarısını kendisi üretir. Ancak dolaşım sistemi atardamar ve toplardamar ağlarından oluşur. İskelet kasları arasında kılcal damarların çalışması, hareket sistemi yardımıyla olur. ALS hastalarında özellikle ellerde, ayaklarda şişlik olmasının nedeni, kas güçsüzlüğü nedeniyle hareketsiz kalan uç kısımlarda toplardamar ağlarının iyi çalışmamasıdır. Bu nedenle ALS hastalarının günlük fizik tedavisi, aktif olarak yapılamayan hareketlerin pasif (yardımla) yaptırılması, dolaşım sistemini canlandırır, doku beslenmesi artar. Özellikle yatak yaralarının en önemli sebebi, uzun süre bası altında kalan vücut bölgelerinde (kalça, kuyruk sokumu, kürek kemikleri, topuklar)  kan dolaşımının azalmasıdır.
ALS hastalarında kan dolaşımının canlandırılması, eklem hareketlerinin korunması amacıyla hafif fizik tedavi egzersizleri oldukça faydalıdır. Fakat kas geliştirme amaçlı zorlayıcı egzersizler asla önerilmez. Kas liflerini zorlayıcı fiziki egzersizler, kas kaybına neden olur.

Beslenme
Canlılar, besinleri Oksijen ile yakarak enerji elde ederler. Besinler, protein, karbonhidrat, yağ ve minerallerden oluşur. Ayrıca vitaminler ve çeşitli kimyasal maddeler de gıda yoluyla alınır.
Dengeli beslenme için miktar ve çeşit olarak yeterli gıda almak gerekir.

ALS hastalığında özel bir beslenme türü veya diyet önerilmiyor. Ancak kilo takibi önemli. Çünkü ALS de çiğneme, yutma güçlüğü nedeniyle yeterli gıda alınamazsa vücut, kendi yağ depoları ve kas dokusundan enerji elde etmeye çalışır. Bunun sonucunda kilo kaybı başlar. Ayrıca yetersiz beslenme nedeniyle vücut susuz, vitaminsiz ve mineralsiz  kalır. Enerji üretimi düşer. Halsizlik, bitkinlik, bağışıklık sistemi çökmesi, enfeksiyona yatkınlık, doku onarım bozukluğu ortaya çıkar. Hastalık hızlı ilerler.

Kilo kaybının bir başka nedeni de Oksijen yetersizliğidir . Yeterli gıda alınsa bile yeterli oksijen olmazsa enerjiye dönüştürülemez.

Genellikle aylık %2, yıllık %10 üzerinde kilo kaybı varsa beslenme ve/veya solunum konusunda dikkatli olmak gerekiyor.

Çiğneme güçlüğü başladığında yumuşak gıdalar tercih ediliyor. Yutma güçlüğünün ilk belirtileri, özellikle su içerken boğazına kaçma, hava yutma, gıcık hissidir. Bulber ALS hastalığında yutma güçlüğü erken dönemde ortaya çıkar.  Su yerine daha koyu kıvamlı (örneğin koyu kıvamlı çorba, ayran) sıvılar daha kolay yutulur. Yutmayı kolaylaştıracak içecek katkıları (Liquid thickener) kullanılabilir. Günlük kalori ihtiyacını karşılamak için beslenme ürünleri, mamalar kullanılabilir. Yutma güçlüğü, beslenmeyi bozacak duruma geldiğinde mideden beslenme (PEG) ile beslenme sorunu çözülebilir.


16 Ocak 2016 Cumartesi

PEG sonrası beslenme nasıl olmalı?

Hastanız dil hareketleri yavaşlayana dek ağzından tatsın. Ama taneli yemekler risktir dikkat edin. Güçlü bir blendırla süzme ihtiyacı duymadan yemekleri  püre haline getirebilirsiniz. Sadece mama hastaya kilo aldırmaz. Muhakkak mama kullanın vitaminlerinden yararlanın ama günde 1 öğün mama yerine yemek verin bu da sindirim için öğle veya ikindi vakti olsun. Çorba ya da sebze yemeğinin içine et tavuk dahil besleyici her şeyi koyup blenderdan çekin. Akışkan bir halde ve ılıkken şırınga ile pegden verin. Biz pilav, hamurlu yiyecekler vermiyoruz.
2 şırınga yemek verin yarım ya da 1 şırınga su verin 15 dak bekleyin.. Sonra tekrar 2 şırınga yemek ve su verin. Pegde yemek donmasın.
Yemek ve mama desteğiyle hastanızın direnci yükselecek ve kilo alacak. Vücudu toparlanınca halsizlik hissetmeyecek ve mutlu olacak..
Günde 2 lt kadar su verin özellikle gece mama torbalarından kullanarak sabaha kadar damla damla su gitmesi böbreklerini rahatlatır ve idrar yolu sıkıntısı çekmezsiniz...


Bizim mama şişelerimiz böyle. Serum seti gibi mama hortumumuz var yavaş yavaş damla damla gönderiyoruz mamayı. Arkadaki şeffaf torbada mama torbası olarak geçiyor ayni serum hortumu gibi yine. Onda sürekli suyumuz var mamayı çıkarınca gece gündüz 2lt tamamlıyoruz suyu. Suyu az verdiğimizde idrar rengi hemen koyulaşıyor ve böbrekleri sancıyor derisi pul pul oluyor. Hastaya suyu muhakkak yeterince verelim. 
Torbada budur 1litrelik gayet kullanışlı. Mamanızın seti yoksa mama ve suyu ayni poşeti sıcak suyla temizleyerek kullanabilirsiniz. (şırıngayla mama verenleri görüyorum hastada şişkinlik yaratabiliyor)
Son olarak ara sıra  (şeker sorununuz yoks) küçük kavanoza meyveler doğrayın küçük küçük ve blanderdan geçirin katıysa çok az sut koyarak sıvılaştırın. Kışın vücut direncimizi meyveyle güçlendirelim.
Hastanız acıktığı esnada yemeğiniz hazır değilse bir yumurtayı haşlayıp çorbayla karıştırarak verebiliriz doyurucu oluyor...


(Semra Polat teşekkür ederim)

Aşağıdaki tarifler de pamuk annesine bakan Derya kızımızdan 

Pamuk annemin bugünkü ara öğününde bahçemizdeki dut ağacından karadut suyu ve akşam yemeğinde taze fasulye ile cacık vardı.😊
5 yıl önce anneciğim tek bir şartla PEG takılmasını kabul edeceğini söyledi; mama vermeyecek,evdeki yemek,çorba,meyve suyu vs. ile beslenmesini sağlayacaktım.Nitekim öyle de oldu.O gün bugündür bizim hatun mama nedir bilmedi,biz ne yediysek onla beslendi.Beslenme saatlerini kendi belirledi,o gün ne pişeceğine o karar verdi.Hangi meyve suyunu istediyse o taze taze sıkıldı veya püre yapıldı.☺
Merak edenler ve aynı yöntemi kullanmak isteyenler için annemin bir günlük yemek programını şöyle özetleyebilirim:
Kahvaltı: 1 kupa sütle birlikte blenderdan geçirilmiş kek veya bisküvi veya muz veya hurma veya kurabiye.Bunun yerine 1 kupa çayın içine bal,peynir,tereyağı,zeytin ve ekmek koyup blenderdan geçirebilirsiniz.Mükellef bir kahvaltı bence.😉
Öğlen: İçine bir dilim ekmek konarak blenderdan geçirilmiş herhangi bir çorba.
Ara Öğün: taze sıkılmış veya blenderdan geçirilmiş mevsim meyvesi.Bitkisel çaylar da fena olmaz.
Akşam yemeği: içine bir dilim ekmek konarak blenderdan geçirilmiş herhangi bir sulu et veya sebze yemeği yanında yine blenderdan geçirerek yapılmış cacık veya salata veya turşu veya yoğurt.
Haaa...Bir de unutmadan şunu diyivereyim; hastalarımızın ağzına 1-2 çay kaşığı meyve suyu veya çay verirsek hem tat almalarını sağlarız hem de ağız kuruluğunu önlemiş oluruz. Şimdilik benden bu gadder,hadi size kolay gele.🤗

26 Şubat 2015 Perşembe

PEG sonrası ağızdan beslenme

PEG yapılan hastalarımıza ameliyat sonrasında ağızdan beslenme kesinlikle yasak diye bir şehir efsanesi dolaşıyor. Konuyu daha önce açıkladım ama tekrar yazıyorum.

Peg ameliyatı göbek civarında ciltten mideye uzanan bir hortum yerleştirme ameliyatıdır. Yutma ile alakalı bir işlem değildir. Yutma güçlüğü olan hastalarda yemek yerken çabuk yorulma, yemek süresinin uzaması nedeniyle beslenme bozukluğu ve kilo kaybı başlar. Bu durumda en pratik çözüm PEG ameliyatıdır. Mideye dilediğiniz gıdayı püre kıvamına getirip enjektör ile verebiliriz. Günlük kalori ihtiyacı, su ve ilaçları da bu tüp yoluyla verebiliriz.

Ağızdan beslenme yasak mı? Hayır, yasak değil. ALS hastalığında yutma güçlüğü önce su gibi akışkan sıvılarda ortaya çıkar. Oysa daha kıvamlı gıdaları yutmak daha kolaydır. Örneğin su, çay, kahve içemeyen, hastalar tarhana çorbası, koyu ayran vs içebilir. Hastamızda eğer yutma sırasında şiddetli öksürük, boğazda gıcık hissi, öğürtü olmuyor ise Peg olsa da ağızdan az miktarda beslenmeye devam edebilir. öksürük, boğazda gıcık hissi, öğürtü varsa israr etmemek lazım. Akciğere kaçma riski nedeniyle vücut öksürük, boğazda gıcık hissi, öğürtü yapar. Bu durumda bile örneğin çikolata, sevdiği tatları alabilir.

Trakeostomi yapılan hastalarda ise trakeostomi kanülünün balonu zaten akciğere gıda kaçmasına engel olur. Az miktarda sıvı gitse bile aspirasyon ile temizleme şansı vardır.

Yutma kasları tamamen hareketsiz olduğu zaman gıdalar yemek borusuna gönderilemez. Bu durumda beslenme tamamen PEG yoluyla yapılr. Yine de ALS hastalarının çoğunda tat alma duyusu sağlam kalmaktadır. Örneğin çikolata, özlenen bir lezzet tatmak mümkündür.

ALS hastaları hepsi farklıdır. Pekçok şeyi deneyerek öğreniyoruz. Birbirimize aktarıyoruz.

8 Aralık 2011 Perşembe

ALS Hastalığında Beslenme

Canlılar, besinleri Oksijen ile yakarak enerji elde ederler. Besinler, protein, karbonhidrat, yağ ve minerallerden oluşur. Ayrıca vitaminler ve çeşitli kimyasal maddeler de gıda yoluyla alınır.
Dengeli beslenme için miktar ve çeşit olarak yeterli gıda almak gerekir.

ALS hastalığında beslenme çok önemlidir.
Proteinler Kas dokusunun yapı taşlarıdır. Beyin dokusu yağ açısından zengindir. Nöronların (sinir hücrelerinin)  sağlıklı çalışması ve dayanıklılığı açısından nöroprotektif etkili ve antioksidan etkili gıdaların alınması önerilmektedir. 

ALS hastalığında metabolizma artışı olmaktadır. Yüksek metabolizma, enerji ihtiyacını arttırmaktadır. 

Günlük kalori ihtiyacı sağlıklı bireylere oranla %10-15 civarında azalmış olsa da vücudun kilo kaybetmemesi için Protein, karbonhidrat ve yağ açısından zengin beslenmesi önerilmektedir. Çünkü ALS de çiğneme, yutma güçlüğü nedeniyle yeterli gıda alınamazsa vücut, kendi yağ depoları ve kas dokusundan enerji elde etmeye çalışır. Bunun sonucunda kilo kaybı başlar. Ayrıca yetersiz beslenme nedeniyle vücut susuz, vitaminsiz ve mineralsiz  kalır. Enerji üretimi düşer. Halsizlik, bitkinlik, bağışıklık sistemi çökmesi, enfeksiyona yatkınlık, doku onarım bozukluğu ortaya çıkar. Hastalık hızlı ilerler.

Kilo kaybının bir başka nedeni de Oksijen yetersizliğidir . Yeterli gıda alınsa bile yeterli oksijen olmazsa enerjiye dönüştürülemez.

Genellikle aylık %2, yıllık %10 üzerinde kilo kaybı varsa beslenme ve/veya solunum konusunda dikkatli olmak gerekiyor.

Çiğneme güçlüğü başladığında yumuşak gıdalar tercih ediliyor. Yutma güçlüğünün ilk belirtileri, özellikle su içerken boğazına kaçma, hava yutma, gıcık ve öğürme hissidir. Bulber ALS hastalığında yutma güçlüğü erken dönemde ortaya çıkar.  Su yerine daha koyu kıvamlı (örneğin koyu kıvamlı çorba, ayran) sıvılar daha kolay yutulur. Yutmayı kolaylaştıracak içecek katkıları (Liquid thickener) kullanılabilir. 

Günlük kalori ihtiyacını karşılamak için beslenme ürünleri, mamalar kullanılabilir. Yutma güçlüğü, beslenmeyi bozacak duruma geldiğinde mideden beslenme (PEG) ile beslenme sorunu çözülebilir.

Kilo kaybının bir başka nedeni de Oksijen yetersizliğidir . Yeterli gıda alınsa bile yeterli oksijen olmazsa enerjiye dönüştürülemez. Yeterli beslenmeye rağmen kilo kaybı devam ediyorsa solunum testi, kan gazı testi yapılmalıdır. 

ALS’de lifli gıdaları tüketmek özellikle kabızlık çekmemek için önemlidir. Zaman içerisinde hareket etme imkanı azalan ALS’li hastalarda kabızlık problemi gelişmeye başlar. Kabızlığı azaltmanın bir yolu da lifli gıdalar tüketmektir. ALS’de lifli gıdalar günlük beslenme rutinimizde mutlaka yer almalıdır. 

ALS hastalığında kilo kaybı çok önemlidir. Yapılan araştırmalarda kilo kaybı başladığında hastalığın ilerlemesi hızlanmaktadır. Kilo kaybının nedeni genellikle yutma problemi, yemek yerken veya su içerken nefes borusuna kaçma hissi, öğürtü, öksürük olmasıdır. Yemek süresinin uzaması, çiğnerken yorulma ve çabuk doyma hissi oluşmasıdır.  Solunum kapasitesi düşmeye başladığında yukarıdaki belirtiler daha da artmaktadır.

Teşhis sonrasında %10 kayıp önemli. Bu nedenle ALS hastalarının kilo takibi ve solunum fonksiyon testleri en az 3 ayda bir takip edilmelidir.
 
Beslenme

ALS hastalarının günlük aktiviteleri giderek azalmaktadır. Yine de ortalama günlük kalori gereksinimi karşılanmalıdır.

25-30 kcal/kg (1750-2100 kcal 70 kg)
0.8-1.0 gr/kg protein (et, tavuk, balık) 70 gr 70 kg

Beslenme sırasında aşağıdaki konularda dikkat edilmelidir.
1- Dengeli diyet
2- Yeterli sıvı
3- Üç öğün + 2 ara öğün

İştah ve çiğneme bozukluğu nedeniyle kilo takip edilmelidir. Gerektiğinde Ek besin desteği verilmelidir.

1 aylık %2, 3 aylık % 3.5, 6 aylık %5, Yılda %10 kilo kaybı önemli bir bulgu olarak kabul edilebilir. Bu durumda günlük kalori gereksinimi arttırılmalıdır.

30-35 kcal/kg
1.2-1.4 gr/kg protein

Kıvamlı yiyecek, püre, yiyeceklerin bulamaç haline getirilerek verilmesi, mama desteği verilebilir.

Bulbar tutulumlu ALS hastalarının kilo kaybı aşağıdaki nedenlerden dolayı olabilir.

Çiğneme yutma problemi
Yemek süresi uzaması
Kusma, boğazına kaçma hissi
Çekingenlik, utanma
El, kol yorulma
Nefes darlığı
Çabuk doyma
Yemek sonrası nefes darlığı

Bu şikayetler başladığında Kilo kaybı takip edilmelidir.

Peg koşulları

Yutma güçlüğü
Erken doyma
Az sıvı alımı
İştahsızlık
Kusma

Solunum testleri sonucunda Fvc = %50 ve Hızlı kilo kaybı devam ediyorsa Peg Perkütan Endoskobik Gastrostomi ameliyatı yapılmalıdır.

Aylık %2,
3 aylık % 3,5
6 aylık %5
Yılda %10 kilo kaybı

Peg Faydaları

Yemek süresi kısalıyor
Ağızdan tat yemek devam
Kusma endişesi yok
Stres faktörü azalıyor

İştah azalmasının nedenleri, Depresyon, Ilaç yan etkisi, Mide geç boşalması gibi nedenler olabilir. Belirli bir tedavi yok

Sonuç

* Bmi (body mass index) < 18,5 kg/m2 önemli

Hızlı kilo kaybı önemli

Aylık %2,
3 aylık % 3,5
6 aylık %5

Yılda %10 kilo kaybı Dikkat!

Diğer
Vit E, creatine, coq10, selenyum, egzersiz?? Bu konularda fikir birliği yoktur.

* BEDEN KİTLE İNDEKSİ (Body mass index)

BKİ (Beden Kitle İndeksi) : Şişmanlığı ölçmede en yaygın olarak kullanılan ölçüt "Beden Kitle İndeksi'dir. Hesaplanması oldukça pratiktir:

BKİ =   Ağırlık  (kg) / Boy² (m)

Örneğin 1.70 boyunda, 82 kilosunuz

BKİ =   82 /1.70² =  28,3'dür

Siz de BKİ'nizi hesaplayıp kilonuzu aşağıdaki tabloya göre değerlendirebilirsiniz.

Vücut Ağırlığı (kg)BKİ(kg/m2)
Zayıf18.5
Normal18.5-24.9
Hafif Şişman25-29.9
1. Derecede Şişman30-34.9
2. Derecede Şişman35-39.9
3. Derecede Şişman³40

22. Uluslararası  ALS/MND sempozyumu 27 kasım – 2 aralık 2011 tarihleri arasında Sidney – Avustralya’da yapıldı. Bu yazı, “ALS hastalığında beslenme” ile ilgili sunumdan özetlenmiştir.





3 Mayıs 2011 Salı

Nazogastrik tüp mü PEG mi?

Nazogastrik tüp, değişik nedenlerle gastrointestinal kanalda birikmiş olan sıvıların tanısal, koruyucu veya tedavi edici amaçlarla boşaltılması için kullanılır.Gerektiğinde hastanın beslenmesi veya ilaç uygulaması için de oldukça sık başvurulan bir işlemdir.[1] Basit nazogastrik tüp (Levin) çoğu işlemlerde yeterlidir. Miller-Abbott gibi uzun intestinal tüpler ise daha az sıklıkla kullanılır ve endikasyonu da sınırlıdır.[1] Dekompresyon amaçlı tüplerin lümen çapları nispeten geniş olup kullanımları da kısa sürelidir. Nazogastrik beslenmede ise sıklıkla haftalar-aylar boyunca kullanılabilen, daha küçük çaplı silikondan yapılmış (Dobbhoff) tüpler seçilir. Tüpler, uzun periyodlarda kullanıldığında hastalarda özofageal ve gastrik erozyonlara sebep olabilirler. 

ALS de uzun süre beslenme desteği gerekiyor. Yutma güçlüğü başladıysa beslenme desteği için başlangıçta Nazogastrik tüp kullanılabilir. Genel cerrahi uzmanı ile takip edebilirsiniz. Psikolojik açıdan hazır olduğunda PEG yapılır. 

Nazogastrik tüp (uygun tip kullanılır ise)  6-8 hafta kalabilir. Daha uzun süreli beslenme desteği gerekiyor ise PEG öneriliyor. 

http://www.turkgastro.org/text.php?id=158 
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC1882203/pdf/bmj00075-0020.pdf 

4 Eylül 2010 Cumartesi

P E G (PERKUTAN ENDOSKOPİK GASTROSTOMİ ) NEDİR?



PEG, ağız yoluyla  gıda alamayan hastaların beslenmesini  sağlamak amacıyla karın duvarından geçirilen esnek  bir  tüpün  mideye yerleştirilmesi işlemidir. Bu uygulama katı-sıvı gıdaların ve/veya ilaçların yemek borusundan geçmeksizin  doğrudan mideye ulaşmasını sağlar. Bu  yöntem  özellikle  uzun  süre  yoğun bakım servislerinde  yatan,  herhangi bir  sebepten dolayı  yutma  refleksi kaybolmuş olan hastaların  beslenmesi için uygundur.

PEG NASIL  UYGULANIR?

Doktorunuz  endoskopi sırasında lokal  anestezi altında karın  cildinde yapacağı  küçük  bir  kesiden  geçireceği  tel ve endoskop yardımıyla  karın derinizden  midenize ulaşan bir delik oluştur ve  daha sonra  bu  delikten  geçireceği  beslenme  tüpünü  midenize yerleştirir.  İşlem  öncesinde hastalara  sakinleştirici, lokal anestetik ve antibiyotik verilir. Hasta aynı  gün  evine  gönderilebilir.
PEG  den  bir gün sonra  PEG tüpünden büyük bir şırınga veya mekanik bir pompa  yardımıyla  verilen sıvı besinlerle beslenmeye başlanır.  PEG  hastanın  ağızdan beslenmesine engel değildir ancak doktorunuz bazı tıbbi durumlarda ağızdan  beslenmenize  sınırlama  getirebilir.

PEG  DEN  KİMLER  YARARLANABİLİR?

Yutma güçlüğü çeken
İştah problemleri olan
Ağızdan yeteri kadar beslenmeyen  hastalar PEG’den faydalanabilir.

PEG  BAKIMI  NASIL  YAPILIR?

İlk pansuman değişimi PEG yerleştirilmesinin ertesi sabahı uygulanmalıdır. Stoma kanalında granülasyon oluşana kadar (genellikle 1-7 gün) steril pansumanın her gün değiştirilmesi ve lokal dezenfeksiyon sağlanması tavsiye edilir.

İlk yara iyileşmesinden sonra, 2-3 günde bir yara temizlenmeli ve pansuman uygulanmalıdır. Yaranın etrafına basit bir flasterle pansuman uygulamak mümkündür. İlk yara iyileşmesinden sonra (PEG takılmasından 1-2 hafta sonra) sabun ve suyla yıkama ya da duş alma mümkündür; yıkanmadan önce pansumanlar mutlaka çıkarılmalı, bölge yıkanarak sabundan arıtılmalı ve yeni bir pansuman uygulanmadan önce tüp iyice kurutulmalıdır.

Tüp yoluyla besin ya da ilaç verilmesinden sonra, tüp yaklaşık 40 ml içme suyu ya da karbonatsız maden suyu püskürtülerek (flush) yıkanmalıdır.

PEG   UYGULAMASININ YAN ETKİLERİ NELERDİR?

PEG’e bağlı olası komplikasyonları şöyle sıralanabilir;
PEG kitinin yerleştirildiği bölgede ağrı
Mide içeriğinin tüpün kenarından sızması
Tüpün yerleşiminde ve çalışmasında bozukluk
PEG kitinin enfeksiyonu
Aspirasyon (mide içeriğinin akciğerlere kaçması)
Kanama ve  mide veya  barsak duvarında  yırtılma

PEG  TÜPÜ  NEKADAR  SÜRE KALABİLİR?

PEG tüpleri aylarca dayanabilir. Ancak bazen zaman tüpte oluşabilecek deformasyonlar yüzünden değiştirilmeleri gerekebilir. Doktorunuz anestezi olmadan da tüpü kolaylıkla çıkartıp yenisiyle değiştirebilir. PEG yerleri tüp çıkarıldıktan kısa bir süre sonra kapanır. Bu yüzden kazara yerinden oynamalarda özellikle dikkat edilmelidir

PEG  KULLANIMI  SIRASINDA  YAPILMASI  GEREKENLER

1- Ellerinizi  sabunla  yıkayın.
2- 50 veya  60cc lik  bir  şırınga, besleme solüsyonu (mama)  ve  bir  miktar ılık suyu  temin edin.
3- Hasta  oturur  veya  yarı  yatar  pozisyonda olmalıdır. Bu  şekilde yerleştirilmiş olan hastanın  yanına  oturun.
4- Şırıngayı  PEG  tüpünün ucuna yerleştirin, tüp  üzerindeki kıskacı açın  ve şırıngayı geri çekerek  mide içeriğini  şırınga  işine  çekmeye  çalışın. Şırınga  ile  mideden çektiğiniz  sıvı miktarı  100cc  ve  üzerindeyse  tüple beslemeyi 1 saat  sonrasına  erteleyin.  2 saat  sonrasında aynı işlemi  tekrarladığınızda   hala daha  100cc  ve üzerinde sıvı  çekebiliyorsanız  bu durum  mide boşalımında bir  problem varlığının belirtisi olabileceğinden  doktorunuzu arayın. Mideden çekebildiğiniz  sıvı miktarı 100cc  veya  altındaysa  PEG  tüpünden beslemeye  başlayabilirsiniz.
5- Şırıngaya  30cc  kadar ılık  su çekerek  tüpten  içeri  verin ve şırıngayı  tüpten ayırarak   iyice  çalkaladığınız  hazır besleyici  solüsyonu  veya  kendi  hazırladığınız  sulu  mama veya çorba kıvamındaki  posasız  ve tanesiz   gıdayı  şırıngaya  doldurarak   tüple  beslemeye  başlayın.  Bu  şekilde  bir  beslenme  ile hastalar  her seferinde  yavaş verilmek suretiyle 400cc  kadar sıvı miktarda gıdayı  tolere  edebilirlerse de  bazı  hastalarda  sık  aralıklarla ve  az  miktarda  beslenme  gerekebilir.  Besleme  işlemi  bittikten sonra tekrar 30cc  kadar  ılık  su  vererek tüp içinde  kalan gıdaların temizlenmesini  sağlayın  ve  tüp  üzerindeki  mandalı  sıkarak  tüpü kapatın. Besleyici  solüsyonu  enjektörle  enjekte  eder gibi  verebileceğiniz  gibi özel  üretilmiş olan geniş bir  enjektörün  pompasını  çıkarıp  huni  şeklinde kullanmak  suretiyle de  besleme yapabilirsiniz.  PEG  takılı olan  hastalar  genellikle başka  bir kişi  tarafından beslenmeye  gereksinim  duyarlarsa da  sağlık durumları  elverişli olan hastalar  yukarıdaki  kuralları  uygulayarak  kendi kendilerini  besleyebilirler.


PEG Püf Noktaları
  1. PEG  yeri kızarıklık ve yanma hissi var ama iltihabî akıntı görünmüyorsa, muhtemelen mide asidine bağlı olarak meydana gelmektedir. Sabunlu su ile PEG civarını günde 2 kez temizleyin. Bepanten plus merhem kullanın.
  2. Tüp tıkalı veya yavaş gidiyorsa tüpün içine biraz kola dökün, tıpasını kapatıp gece bekletin.
  3. Tüp cidarında siyah lekeler varsa mantar üremiş olabilir. Aslında mantarlar mide asidinde yaşayamazlar ve bu nedenle ciddi bir sorun oluşturmaz. Ancak tüpte koku ve pis görünüm yapar. Bunu temizlemek çok zor oluyor. Gerekiyor ise tüp değişimi iyi olur.
  4. Tüp yerinden çıkarsa, deliği gazlı bez tamponla kapatıp flasterleyin. Ciddi bir kanama yoksa acil bir durum oluşturmaz. Fakat 12 saat içinde tüp deliği daralmadan tüp değişimi iyi olur.
  5. Yeni Peg ameliyatı olanlarda Peg hortumu civarında dikiş reaksiyonu olabilir. Ameliyattan 10 gün sonra dikişler kendisi erimezse alınması gerekmektedir.
  6. Hangi mamayı kullanıyorsanız firmayı arayın, mama hemşiresi göndersinler. Hastanın yaşına kilosuna göre size ne kadar mama vereceğinizi söyleyecek.
  7. Hergün düzenli pansuman yapmanız ve her gün mutlaka 360 derece döndürmeniz gerekir yoksa mide duvarına yapışır.
  8. Sadece mama ile beslemeyin, her gün çorba ve yemekleri blenderdan çekip verebilirsiniz.
  9. Her beslenme sonrası hortumu temizlemek için bir miktar su vermeniz lazım.
  10. 6 ay ya da 1 yılda pegin değişmesi lazım ve arada bir soda verirseniz tıkanıklık oluşmaz.
  11. Tüm yiyecek ve sıvıları oda sıcaklığında vermelisiniz.
  12. Yeni Peg ameliyatı olanlarda Peg hortumu civarında dikiş reaksiyonu olabilir. Ameliyattan 10 gün sonra dikişler kendisi erimezse alınması gerekmektedir.
  13. Peg tıkanırsa: Soda, cola ile açabilirsiniz. Açılmazsa, aspire çubuğunun ucunu bir bıçak yardımı ile fırça haline getirip peg'in içine sokun. Bu hareketi aspire çubuğunu kendi etrafında çevirerek peg' in mide içindeki son noktasına kadar devam ettirin. Son noktaya geldiğinde hafif bastırarak çevirmeye devam edin. 
  14. 15 günde bir yarım limon suyunu PEG içerisine enjekte edip 1 gece bekletin.
  15. PEG üzerindeki mandalı ara sıra aşağı yukarı kaydırıp yerini değiştirin. 
  16. Her pansumanda PEG'i kendi etrafında 360 derece yavaşça döndürün.