Yasal Uyarı

Bu site, ALS hastalığı ile ilgili haber ve bilgilendirme sitesidir. Tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi yerine geçmez. Tıbbi bir durumla ilgili sorularınız için her zaman doktorunuzla görüşün. Dr. Alper Kaya
Genetik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genetik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2025 Cumartesi

Hepimiz Akraba mıyız? ALS, Genetik ve Ortak Atalarımızın Hikâyesi

Hepimiz Akraba mıyız? ALS, Genetik ve Ortak Atalarımızın Hikâyesi

Düşünsenize: Dünyadaki herkesle, çok ama çok uzak da olsa, akraba olduğunuzu biliyor musunuz? Evet, hepimiz Afrika’dan yola çıkan atalarımızın torunlarıyız! Peki, bu akrabalık bağı, genetik hastalıklarla nasıl kesişiyor?

Özellikle ALS (Amiyotrofik Lateral Skleroz) gibi hem gizemli hem de yıkıcı bir hastalık, genlerimizdeki ortak geçmişle nasıl bağlantılı? Gelin, ALS’nin genetik dünyasına, göç yollarına, insanlık tarihinin çevresel maceralarına ve ortak atalarımızın hikâyesine bir yolculuk yapalım.

ALS Nedir ve Neden Önemli?

ALS, sinir hücrelerini etkileyen nadir ama ciddi bir hastalık. Kasları kontrol eden motor nöronlar yavaş yavaş işlevini yitiriyor; bu da yürüme, konuşma, hatta nefes alma gibi temel hareketlerin kaybına yol açıyor. Çoğu insan ALS’yi, ünlü fizikçi Stephen Hawking’in yıllarca mücadele ettiği hastalık olarak biliyor. Hawking, ALS ile uzun yıllar yaşadı, ama bu hastalık genellikle 2-5 yıl içinde hayatı tehdit edebiliyor.

ALS’nin iki türü var: Genetik (ailesel) ve sporadik. Ailesel ALS, vakaların %5-10’unu oluşturuyor ve genetik mutasyonlar anne-babadan çocuğa geçiyor. Sporadik ALS ise daha yaygın (%90-95) ve genetik bir bağlantı olmadan, “tesadüfi” gibi görünüyor. Ama işin ilginç yanı, sporadik ALS’de bile genetik mutasyonlar rol oynayabiliyor! Yani, genlerimiz, bu hastalıkta sandığımızdan daha büyük bir söz sahibi.

Genetik Mutasyonlar: ALS’nin Gizli Şifreleri

ALS’nin genetik tarafı, bilim insanlarının en çok kafa yorduğu alanlardan. Ailesel ALS’de en sık görülen mutasyonlar, SOD1, C9orf72, TARDBP ve FUS genlerinde oluyor. Örneğin, C9orf72 mutasyonu, ALS vakalarının %30-40’ında görülüyor ve özellikle Avrupa kökenli popülasyonlarda yaygın. Bu mutasyon, DNA’da bir “tekrar dizisi” hatası yaratıyor ve sinir hücrelerini yavaş yavaş zehirliyor.

Sporadik ALS’de ise mutasyonlar genellikle kalıtsal değil, çevresel faktörler veya genetik hataların birikimiyle ortaya çıkıyor. Sporadik olguların % 1-5’inde 21. kromozom üzerindeki Cu-Zn, Süperoksit Dismutaz (SOD1) enziminin kodlandığı gen üzerinde mutasyon bulunmaktadır.  Peki, bu mutasyonlar neden oluşuyor? Çevresel toksinler, yaşam tarzı ya da genetik geçmişimizdeki başka faktörler mi tetikleyici? İşte burada, insanlık tarihinin çevresel serüvenleri ve göç yolları devreye giriyor.

Hepimiz Akrabayız: Göç Yolları ve Ortak Atalar

"Afrika'dan Çıkış" teorisine göre, yaklaşık 100.000 yıl önce, anatomik olarak modern insanlar (Homo sapiens) Afrika’dan çıkıp dünyaya yayılmaya başladı. Bu büyük göç, genetik mirasımızın temelini attı. Genetik çalışmalar, hepimizin “Mitokondriyal Havva” ve “Y-kromozomal Âdem” denen ortak atalardan geldiğini gösteriyor. Tabii bu, tek bir anne-baba çifti demek değil; binlerce yıl önceki genetik havuzun temsilcileri bunlar.

Şekil 1 NordNordWest - Spreading homo sapiens ru.svg by Urutseg which based on Spreading homo sapiens.jpg by Altaileopard, Kamu Malı,  https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=34697001


İnsan Genom Projesi veya  (1000 Genom Projesi), tüm insanların ortak atalardan geldiğini ve genetik olarak %99,9 oranında benzer olduğumuzu ortaya koydu.

Göç yolları, genetik çeşitliliğimizi şekillendirdi. Avrupa’ya, Asya’ya, Amerika’ya, Avustralya’ya yayılan insanlar, farklı coğrafyalarda genetik havuzlar oluşturdu. Ama bazı bölgelerde, örneğin izole ada topluluklarında veya akraba evliliklerinin yaygın olduğu yerlerde, genetik havuz daraldı. Bu, bazı genetik hastalıkların belirli bölgelerde sık görülmesine neden oldu. Talasemi, Akdeniz ülkelerinde sık görülüyor ve akraba evlilikleri bu hastalığın prevalansını artırıyor. Tay-Sachs hastalığı, belirli etnik gruplarda (ör. Aşkenazi Yahudileri) daha yaygın. ALS için de bu geçerli. Örneğin, C9orf72 mutasyonu Avrupa’da, özellikle İskandinav ülkelerinde yaygın. Bunun nedeni, bu mutasyonun binlerce yıl önceki bir ortak atadan yayılmış olması olabilir. Asya’da ise SOD1 mutasyonları daha sık; Japonya ve Çin’de ALS hastalarında bu genetik değişiklikler öne çıkıyor. Bu farklılıklar, insanlık tarihinin göç haritasıyla örtüşüyor. İpek Yolu, kolonyal dönem ve modern göçler, genlerin karışmasını sağladı ama bazı mutasyonlar belirli bölgelerde “kök saldı”.

Salgınlar, Radyasyon ve Epigenetik: Genetik Havuzumuzu Şekillendiren Görünmez Eller

İnsanlık tarihi, sadece göçlerle değil, salgınlar, viral enfeksiyonlar, radyoaktivite, kozmik ışınlar ve epigenetik faktörler gibi çevresel faktörlerle da şekillendi. Örneğin, veba, grip pandemileri veya çiçek hastalığı gibi salgınlar, insan popülasyonlarını azalttı ve genetik havuzda iz bıraktı. Bazı virüsler, DNA’mıza entegre olarak nesiller boyu taşındı; bu, ALS gibi hastalıklarda rol oynayan mutasyonların kökeni olabilir.  Doğal radyoaktivite, özellikle 20. yüzyıldaki nükleer denemeler veya Çernobil gibi felaketler, genetik mutasyon riskini artırdı. Örneğin, Körfez Savaşı sonrasında Amerikan askeri personelinde ALS insidansı, çeşitli çalışmalarda genel popülasyona kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Kozmik ışınlar ise, yüksek irtifada yaşayan popülasyonlarda DNA hasarına yol açmış olabilir.

Epigenetik faktörler ise genlerin zamanla ifade mekanizmalarını değiştiriyor. Stres, beslenme veya toksinlere maruz kalma, genlerin “açılıp kapanmasını” etkiliyor ve bu değişiklikler nesillere aktarılabiliyor. Mesela, bir atamızın yaşadığı açlık veya zehirli bir ortama maruz kalması, bugün ALS gibi hastalıkların tetikleyici faktörlerinden biri olabilir. İnsan zekâsının geliştirdiği teknolojiler de bu denkleme eklendi: kimyasal maddeler, hava kirliliği ve hatta modern yaşamın stresi, genetik havuzumuzu ve geleceğimizi şekillendiriyor. Yani, ALS gibi hastalıklar sadece genetik miras değil, insanlık tarihinin çevresel ve teknolojik serüveninin de bir yansıması.

ALS ve Dünya Akrabalığı: Bağlantı Nerede?

ALS’nin genetik hikâyesi, dünya akrabalığıyla kesişiyor. Çünkü hepimiz ortak bir genetik mirası paylaşıyoruz. Sporadik ALS’de görülen bazı mutasyonlar, çok eski atalarımızdan miras kalmış olabilir. Bu mutasyonlar, binlerce yıl boyunca “sessizce” taşındı ve çevresel faktörler, yaşlanma veya epigenetik değişikliklerle aktif hale geldi. Örneğin, Avrupa’da ALS görülme oranı 100.000’de 2-3 kişi iken, Pasifik Adaları’nda (ör. Guam) bir dönem çok daha yüksekti. Bunun nedeni, yerel genetik havuzun daralması ve çevresel faktörlerin birleşimiydi. Bu örnekler, genetik mirasımızın ve çevrenin hastalıkları nasıl şekillendirdiğini gösteriyor.

Peki, Ne Yapabiliriz?

ALS’nin genetik şifrelerini çözmek, tedavi umutlarını artırıyor. Genetik tarama, ailesel ALS riski taşıyanlar için önemli bir araç. Örneğin, C9orf72 mutasyonu taşıyıcıları erken tespit edilirse, ilerideki tedavilere hazırlanabilir. CRISPR gibi gen düzenleme teknolojileri ise umut vadediyor. 2023’te, SOD1 mutasyonuna bağlı ALS için bir gen terapisi denemesi başarılı sonuçlar verdi. Bu, sporadik ALS için de kapıları açabilir. Ayrıca, çevresel faktörlerin etkisini azaltmak için toksinlere maruziyeti azaltmak, sağlıklı yaşam tarzını teşvik etmek önemli.

Ama bilim kadar, farkındalık da önemli. ALS, nadir bir hastalık olsa da, hepimizi birleştiren bir insanlık hikâyesi. Ortak atalarımızdan gelen genetik miras, hem hastalıkların hem de umudun bir parçası. Göç yolları, salgınlar ve çevresel faktörler, genetik havuzumuzu şekillendirdi; şimdi sıra, bu mirası anlamakta ve geleceği iyileştirmekte. ALS hastalarına destek olmak, araştırmalara katkıda bulunmak veya sadece bu hastalığı anlamak için bir adım atmak, hepimizin ortak mirasına sahip çıkmak demek.

Son Söz: Birlikte Daha Güçlüyüz

ALS, genetik ve çevresel bir hastalık olarak korkutucu görünebilir, ama insanlık tarihi bize bir şey öğretiyor: Hepimiz bağlantılıyız. Afrika’dan başlayan yolculuğumuz, salgınlar, göçler ve çevresel mücadelelerle genlerimizde saklı. ALS gibi hastalıklar, bu ortak mirasın bir parçası; ama aynı zamanda, bu mirası anlamak ve iyileştirmek için bir fırsat. Belki bir gün, genetik biliminin ve dayanışmanın ışığında, ALS’yi tarihe gömeceğiz. O zamana kadar, her birimizin hikâyesi, bu büyük insanlık ailesinin bir parçası olmaya devam edecek.

Dr. Alper Kaya

10 Temmuz 2025

 

 

23 Kasım 2022 Çarşamba

ALS hastalığının sınıflandırması

ALS olguları ailesel ve sporadik (kalıtsal olmayan) olarak ayrılır. 

Sporadik ALS: 

ALS vakalarının %90'ı sporadiktir, yani bu olgularda aile öyküsü yoktur. Sporadik olgularda ALS  hastalığının neden kaynaklandığı bilinmemektedir.

Ailesel ALS: 

ALS vakalarının %10unda hastalık bazı genetik mutasyonlar nedeniyle ortaya çıkmaktadır. En çok bilinen mutasyonlar, SOD1 C9orf72, tdp43, Fus mutasyonlarıdır. 

ALS hastalığı, ilerleyici bir motor nöron hastalığıdır. Motor nöronlar, beynimizin korteks denilen tabakasında motor alan adı verilen bölgesinde istemli hareketleri başlatan üst motor nöronlar ve elektriksel uyarıları taşıyan omurilikteki alt motor nöronlardan oluşur. 

ALS hastalığında hem üst hem de alt motor nöronların dejenerasyonu sözkonusudur.  

ALS hastalığında duysal tutulum görülmez. Ağrı, ısı, basınç, temas gibi duyular ve 5 duyu sağlam kalmaktadır. İdrar ve dışkı kontrolü genellikle sağlam kalmaktadır. Cinsel fonksiyon sağlam kalmaktadır. 

ALS hastalığının başlangıç yerine göre 2 gruba ayrılır. Spinal (limb) veya uzuv başlangıçlı ve bulber (soğancık bölgesi) başlangıçlı olarak adlandırılır. 

Spinal başlayan ALS: 

Spinal başlayan ALS türünde ayak, bacak, eller, kollarda simetrik olmayan kas güçsüzlüğü ve seğirmeler ilk belirtiler olabilir. Yutma, konuşma, solunum güçlüğü ise daha sonra ortaya çıkar. 

Bulber başlayan ALS

Bulber başlayan ALS türünde ise konuşma, yutma, solunum güçlüğü gibi belirtiler daha erken görülür. 

Yürüme, el becerisi, kas güçsüzlüğü daha sonra ortaya çıkar. 

ALS hastalığının diğer sınıflandırması ise motor nöronların daha çok etkilendiği bölgeye göre yapılır 

Klasik ALS

Üst ve alt motor sinir hücrelerinin (nöronlar) bozulması ile karakterize, ilerleyici bir nörolojik hastalıktır. Klasik ALS, ALS’li tüm hastaların üçte ikisinden fazlasını kapsar.

Primer Lateral Skleroz

Üst motor sinir hücrelerinin (nöronlar) bozulduğu, ilerleyeci nörolojik bir hastalıktır. Alt motor nöronlar iki yıl içinde etkilenmezse, hastalık genellikle saf bir üst motor nöron hastalığı olarak kalır. Primer Lateral Skleroz tüm ALS formları içinde en nadir görülenidir.

Progresif Bulbar Felç (PBP)

Alt motor sinir hücresinin (nöron) bozulması nedeniyle konuşma, çiğneme ve yutma güçlüğü ile başlayan bir durumdur. Bu bozukluk, ALS'li tüm hastaların yaklaşık % 25'ini kapsar.

Progresif Musküler Atrofi (PMA

Alt motor nöronların kötüleştiği progresif nörolojik bir hastalıktır. Üst motor nöronlar iki yıl içinde etkilenmezse, hastalık genellikle saf bir alt motor nöron hastalığı olarak kalır

Hastalığın yavaş veya hızlı ilerlemesini önceden tahmin etmek mümkün değildir. 


3 Şubat 2022 Perşembe

Amyotrofik lateral sklerozda 6.500 tam genom dizisinin yapısal varyasyon analizi

Amyotrofik lateral sklerozda 6.500 tam genom dizisinin yapısal varyasyon analizi

Amyotrofik lateral skleroz (ALS), ağırlıklı olarak motor nöronların nörodejeneratif bir hastalığıdır. Hastalık uzuvların, gövdenin, diyaframın ve bulbar kasların ilerleyici zayıflığı ile karakterizedir ve tipik olarak 3 yıl içinde solunum yetmezliğinden ölüm meydana gelir. Kötü prognoza rağmen, hayatta kalma oranında önemli farklılıklar vardır ve ALS'li kişilerin %10'u ilk semptomlardan itibaren 8 yıldan fazla yaşar.

İnsanların yaklaşık %25'inde ilk semptom konuşma veya yutma güçlüğüdür ve geri kalanların neredeyse tamamında uzuv zayıflığıdır. Bununla birlikte, insanların yaklaşık %1 ila %2'si diyafragma zayıflığı ve erken solunum yetmezliği ile başlar. Daha büyük ALS riskine yatkınlık oluşturmadan belirli bir başlangıç ​​bölgesine yatkınlık sağlayan hiçbir gen varyantı bulunmamıştır. Örneğin, ALS'nin bir nedeni olan C9orf72 genindeki patolojik hekzanükleotit genişlemesi, bulbar başlangıç ​​riskini artırır. Solunumla başlayan ALS'nin ayrı bir alt grubu temsil etme olasılığı, erken diyafram tutulumuna rağmen, hastalık ilerlemesinin bazı durumlarda şaşırtıcı derecede yavaş olduğu gözlemiyle desteklenmektedir.

Amyotrofik lateral skleroz (ALS) riskine, %60'a varan kalıtsal  bir genetik katkı vardır. Hem Mendel hem de küçük etkili varyantlar tanımlanmıştır, ancak diğer koşullarla ortak olarak, bu tür varyantlar kalıtsallığın yalnızca çok az bir kısmını açıklar. Genomik yapısal varyasyon, açıklanamayan bu kalıtsallığın bir kısmını açıklayabilir. Bu nedenle, bir dizi 25 ALS genindeki yapısal varyasyon ile ALS riski ve fenotipi arasındaki ilişkiyi araştırdık. Beklendiği gibi, C9orf72 genindeki tekrar genişlemesi ALS ile ilişkili olarak tanımlandı. ALS ile ilişkili diğer iki yapısal varyant tanımlandı: VCP geninde inversiyon ve ERBB4 geninde insersiyon. Her üç varyant, hem artan ALS riski hem de spesifik fenotipik hastalık ekspresyon paternleri ile ilişkilendirildi. Solunumla başlayan ALS'si olan kişilerin %70'inden fazlası, genel popülasyonun %25'ine kıyasla ERBB4 eklenmesini barındırmaktadır, bu da solunumla başlayan ALS'nin ayrı bir genetik alt tip olabileceğini düşündürmektedir.

https://www.nature.com/articles/s41525-021-00267-9

23 Mayıs 2019 Perşembe

Ailemde ALS hastası var. Acaba ben de ALS olacak mıyım?

Ailemde ALS hastası var. Acaba ben de ALS olacak mıyım?

 

Bu soru çok merak ediliyor. ALS hastalığının bir kişide gelişip gelişmeyeceği Genetik testle söylemek mümkün değildir. Dünyada her yıl yüzbinde iki-üç kişiye ALS tanısı konuyor. Bu ihtimal herkes için vardır.

ALS hastalarının %90 kadarında hastalık nedeni bilinmiyor. Ailede başka ALS hastası öyküsü yoktur.  Bu tür ALS, Sporadik ALS olarak kabul edilir.

ALS %10 kadarında ailesinde başka bir ALS hastası öyküsü vardır.  Bu durumda Ailesel ALS söz konusudur.

Eğer bir ailenin iki veya daha fazla üyesinde ALS veya frontotemporal demans gelişmiş ise aile üyesi genetik test yaptırmayı düşünebilir.

Genetik danışman detaylı bir tıbbi aile geçmişini alacak ve hastalığın gelişme riskini değerlendirip durumun olası etkisini tartışacaktır. Bir kişi, istemezse veya hastalık riskinin oldukça düşük olduğunu düşünürse, genetik test yaptırmak zorunda değildir. Genetik danışmanınız, testin avantaj ve dezavantajlarını tartışacaktır.

Genetik test, bir kişinin ALS hastalığının nedenini belirlemenize yardımcı olabilir. Bir kişinin, sporadik ALS veya ailesel ALS olup olmadığını belirlemek için genetik test bilgi verebilir. Ailesinde hastalık öyküsü olan insanların, bilinen mutasyona uğramış genlerden birini taşıma ihtimali %60 ile %70 arasındadır.

Ailesel ALS hastası olanlarda mutasyon çıkmayabilir. Ancak bazıları henüz keşfedilmemiş mutasyonlardan dolayı hastalığa yakalanmış olabilirler. Eğer bir mutasyon keşfedilirse, aile üyeleri de bu mutasyonlu gene sahip olup olmadıklarını bilmek için testten geçmek isteyebilir. Mutasyonlu geni taşıdıkları tespit edilse bile mutlaka ALS geliştirecekleri anlamına gelmez.

Test için ya bir kan örneği ya da bir tükürük örneği gerekir. Sonuçlar, doktor tarafından verilen test türüne bağlı olarak, birkaç haftadan birkaç aya kadar belli olabilir. 18 yaşın altındaki aile üyeleri için genetik test önerilmemektedir.

Bazı kimseler, hastalık riski olup olmadığını öğrenmemeyi tercih edebilir. Bazıları gelecekte ebeveynlik hakkında bilinçli seçimler yapabilmek için bilmek isteyebilir. Genetik testler, yalnızca hastalıkla ilişkili keşfedilmiş mutasyona uğramış genlerden birine sahip olup olmadığınızı belirleyecektir. Hiçbir belirti yoksa hastalığı teşhis etmez ve hastalığı ne zaman geliştireceğinizi hakkında bilgi vermez.

Kısacası, örneğin yaşlanınca Alzheimer olur muyum acaba düşüncesi ile bugünü yaşayamamak gibi bir karamsarlık ne kadar mantıksız ise ALS in de aynı durum geçerlidir.

Kalıtsal ALS'ye neden olduğu bilinen genlerin yaklaşık %70'ini biliyoruz. Şu anda, sadece kalıtsal ALS 'de rol oynayan dört gen için genetik test mevcuttur:

1993'te keşfedilen SOD1, kalıtsal MNH vakalarının %20'sinden sorumlu

2008'de keşfedilen TARDBP, kalıtsal MNH vakalarının %3-5'inden sorumlu

2009'da keşfedilen FUS, kalıtsal MNH vakalarının %3-5'inden sorumlu

2011'de keşfedilen C9ORF72, kalıtsal MNH vakalarının yaklaşık %40'ından sorumlu

 

Genetik Test yapılan merkezlerde veya doktorunuzun Genetik Test istek raporu ile test yapılıyor. 
https://www.alsturkiye.org/
https://tepecikeah.saglik.gov.tr/TR,166593/genetik-hastaliklar-tani-merkezi.html
https://egehastane.ege.edu.tr/tr-2494/genetik_laboratuvari.html
http://www.hastane.deu.edu.tr/index.php/tibbi-birimlerimiz.html?id=179
https://www.memorial.com.tr/bolumler/genetik-laboratuvar/
https://istanbuleah.saglik.gov.tr/TR,314181/genetik-hastaliklari-tani-merkezi.html
https://kayserisehir.saglik.gov.tr/TR,305161/tibbi-genetik.html

27 Ocak 2019 Pazar

Bu videoyu, hayata daha geniş bakış açısı ile bakmamı sağlayan pek çok insandan biri olan Baris Ozcan Barış Özcan'a teşekkür ederek paylaşıyorum. Hepimize bir mesaj olduğunu düşünüyorum. 
Videonun sonundaki mesaj Stephen Hawking ve dolayısıyla biz ALS hastalarına... 
Dua edeceksek eğer, bu gelişmelerde emeği olanlara da dua edelim. 
Hayatta olmak, bir mucize değil mi? 
Var olmak ne büyük bir nimet değil mi?
Nefes varsa umut vardır.
İyi Pazarlar


16 Kasım 2018 Cuma

ALS TV 15 Kasım: ALS hastalığının genetiği, Moleküler Biyolojisi ve ülkemizdeki çalışmalar



ALS hastalığının genetiği, Moleküler Biyolojisi ve ülkemizdeki çalışmalar Konuğumuz Prof. A. Nazlı Başak, Ph.D. Koç University School of Medicine Molecular Biology and Genetics- KUTTAM Suna and Inan Kıraç Foundation Neurodegeneration Research Laboratory Bizi izlemeye devam edin! https://www.als.org.tr/ Bizi izleyin, anahtar sözcükleri kaçırmayın! Yayın sonunda Anahtar sözcükleri alstv@als.org.tr adresine gönderin tişört kazanın! ALS-MNH DERNEĞİ MERKEZ 7-8. Kısım villalar karşısı, Afet yönetim merkezi arkası 34158 ATAKÖY İSTANBUL TURKEY Tel: +90 (212) 559 59 19 ; +90 (212) 559 50 55 Fax: +90 (212) 559 44 84 E-mail: bilgi@als.org.tr İZMİR ŞUBESİ Huzur Mahallesi Mandalinlik Sokak Orkide Apt. No: 21 D: Z-1 35320 NARLIDERE – İZMİR Tel: +90 (232) 238 02 03 Fax: +90 (232) 238 02 03 E-mail: izmir@als.org.tr

7 Ocak 2017 Cumartesi

Motor Nöron Hastalığı ve ALS Aynı Şey Mi?

Motor Nöron Hastalığı ve ALS Aynı Şey Mi? 

Motor Nöron Hastalığı genel bir tanımdır.
Motor Nöron Hastalığı ve ALS (Amiyotrofik Lateral Skleroz)  Genellikle aynı anlamda kullanılmakla birlikte ALS hastalığı bir tür Motor Nöron hastalığıdır. Hastalıktan etkilenen sinir hücrelerine Motor Nöron denir. Motor nöronlar "Üst Motor nöronlar" ve "alt Motor nöronlar" olmak üzere  2 çeşittir.
* Sadece üst Motor Nöronların etkilendiği Motor Nöron Hastalığına Pls primer lateral Skleroz denir.
* Üst+alt Motor Nöronların birlikte etkilendiği Motor Nöron Hastalığına ALS denir.
* Sadece Alt Motor Nöronların etkilendiği hastalığa PMA  (progresif Müsküler atrofi) denir.

Motor nöronları etkileyen yüzlerce farklı sebep ve hastalıklar vardır.

ALS hastalarının  % 90 kadarında hastalığın nedeni bilinmiyor. Genetik olmayan ALS türüne Sporadik ALS denir. ALS hastalarının % 10 kadarında genetik faktörlerin etkili olduğu biliniyor. Kromozomlardaki  genler, bir hücrenin düzgün çalışması için gerekli enzim, protein vs üretimini yönetir. Gen Orjinal kopyası bazen değişikliğe uğrar. Buna gen mutasyonu denir. Mutasyonlu genler hatalı davranış gösterirler. Üretilmesi gereken bir enzim, protein gibi maddeleri hatalı kodlama nedeniyle hatalı üretime neden olurlar. Bunun sonucunda hücre içinde dengeler bozulur. Hücre kendi yaşamını sürdüremez ve ölür (apoptosis) Motor nöronlar, çok duyarlı ve kırılgan hücrelerdir. Motor Nöronlar ölmeye başlayınca hareket sistemini çalıştıran kaslara yeterli elektrik uyarısı gelmez. Böylece güçsüzlük ortaya çıkar.

ALS hastalarında ailesel geçiş gösterdiği bilinen ilk mutasyon SOD 1 enzimini kodlayan gendeki mutasyondur. Son zamanlarda Ailesel geçiş gösterdiği bilinen başka mutasyonlar da bulunmuştur. Örneğin UBQLN2, C9orf72, tdp43 gibi mutasyonlar bulundu.

ALS hastalığında, pekçok diğer hastalıkta olduğu gibi Genetik yatkınlık faktörü yadsınamaz. Ancak ilginç başka bir durum ise mutasyonu taşıyan bireylerde ALS hastalığının ortaya çıkıp çıkmayacağı bilinmiyor. Yani kalıtsal olarak aileden mutasyonlu geni alan kimse illaki hasta olacak diye bir kural yok. Çünkü mutasyonlu gen hastalık riski oluştursa da Motor nöron koruyucu faktörlerin de olduğunu biliyoruz.

Ancak, ailede, soy ağacında daha önce ALS hastası olduğu bilinen birey varsa ALS hastaları Genetik test yaptırabilir. Bunun Bilimsel çalışmalara büyük katkısı yanında  pratikte sadece ALS hastası bireylerin çocuklarındaki risk oranını bilmeye faydası olabilir. Bu oran kesin bilgi vermiyor.

ALS teşhisi koymak neden zor? 
Aşağıdaki bağlantıda Motor Nöron denilen sinir hücrelerini etkilediği bilinen hastalıklar var. İngilizce kaynak, ne yazık Türkçesi yok. Zaten konunun uzmanları için yazılmış. Ama görüldüğü üzere yüzlerce farklı Motor Nöron tutulumlu Nörolojik Hastalık var. Nöroloji Uzmanları bir hastayı muayene ettikleri zaman binlerce Nörolojik Hastalıklar arasından ayırıcı tanı yöntemleri ile Motor Nöron grubu sinir hücrelerinin tutulduğunu anlıyorlar. Bu da yetmiyor, yaş, fiziksel muayene sonucu, Genetik sorgulama vs ile ALS teşhisine ulaşıyorlar. Buradan Nörolog meslektaşlarımın affına sığınarak bir kısa bilgilendirme yazısı yazdım. Sürç-ü lisan ettiysek affola. Tüm hekimlere ama ALS gibi yetim hastalıklarla ilgilenen Nöroloji hekimlerimize buradan alkış istiyorum:)
Sevgilerimle

http://neuromuscular.wustl.edu/motor.html

25 Kasım 2016 Cuma

Kurşun geri dönmez!


Bugüne kadar, özel bir tedavi olmadan 25 yıldan uzun yaşayan bir ALS hastası olarak anladığım şudur:

Genetik silahı doldurur, çevresel faktörler tetiği çeker.

ALS hastalığı genellikle 3-5 yılda yaşamsal destek gerekirse de çok değişik gidiş gösterebilir. Stephen Hawking 1942 yılında doğmuş, 1960lı yıllarda ALS teşhisi almış, 55 yıldır ALS ile yaşamaktadır. Trakeostomi ile solunum desteği, PEG yoluyla beslenme desteği almaktadır.

Sporadik ALS denilen grup içinde de son yıllarda bazı gen mutasyonları bulunmuştur, giderek daha fazla mutasyon türleri keşfedilmektedir.

Bazı ALS hastaları Genetik mutasyon bulunsun veya bulunmasın 1 yılda yaşamsal destek ihtiyacı oluyor Bazıları ise 35-40 yıl yaşamsal destek gerekmeden yaşıyor. ALS hastalarının %10 kadarınde hastalık yavaş ilerliyor.

Zaten yavaş giden ALS türüne yakalanmış bazı hastalar, bunu kendi çabaları ile başardıklarını düşünüyorlar. Hatta bazı hastalar ve firmalar bu durumu ürün reklamı olarak kullanıyorlar.

Yıllardır aynı isimlerle karşılaştım. Örneğin

David Atkinson

Steven Shackel

Eric Edney (rip) Eric is winning

Dr Craig Oster

...

Bu isimler dışında kendi reklamını yapmayan, 30 yıl üzerinde ALS ile yaşayan pek çok ALS hastasının olduğunu biliyorum.

Dr Richard Bedlack, bu şehir efsanelerini daha yakından incelemek için ALS Reversals projesini yürütmektedir.

Sonuç: Genetik silahı doldurur, çevresel faktörler tetiği çeker. Pek çok hastalık için bu benzetme geçerlidir. Kurşun namludan çıktıktan sonra geri dönmez...


Sağlıklı beslenelim,

Stres yapmayalım,

Ruhumuza, kendimize ve başkalarına iyi davranalım.

Başkalarının öykülerini anlamaya çalışalım,

Kendi öykümüzü anlamlandıralım,

Bilgiyi rafine edelim, kendimizden birşey katalım, paylaşalım

Bizler ALS hastaları kurşunu yedik. Bizden sonrakiler için dünyanın daha yaşanılabilir olması için kimyasallar, gdo lu gıdalar, hormonlu, kimyasal koruyuculu besinlere tepki gösterelim. Gdo tohumlardan uzak duralım.

Gelecek nesillerin silahlarını doldurmayalım...

Sevgilerimle

5 Şubat 2016 Cuma

ALS'nin Tedavisinde Yeni Hedef, Üst Motor Nöronlar


NORTHWESTERN ÜNİVERSİTESİ

CHICAGO --- Bilimadamları, ALS'ye sebep olan hastalıklı üst motor nöronlarındaki hücrelerde bulunan gen ifadesinin spesifik olarak değiştirilebilmesinin mümkün olduğunu ilk kez ispat ettiler.

Nature Gene Therapy'de yayınlanan yeni Northwestern İlaç çalışması, ölümcül nöromüsküler rahatsızlığa sahip hastaların tedavisi için geliştirilecek gen değiştirme yöntemlerine zemin oluşturabileceğini belgeledi.

Bilimadamları, ALS'li fare modellerinin motor korteksine doğrudan enjekte edilen toksik olmayan virüsleri kullanarak, hasar gören üst motor nöronlara yeni genleri aktarabildiklerini gösterdiler. Virüsteki DNA'nın nöronlara aktarılma işlemine transduction adı veriliyor.

Araştırma ekibi, transduction adı verilen yöntemin uygulanabilirliğini doğrulamak için virüsü yeşil florasan proteini gösterebilen bir gene aktardılar. Genin gösterdiği ışık, nöronların nasıl çalıştığının bilimadamlarınca gözlemlenmesine yardım etti. Artık bu yöntemin etkili olduğunu bilmektedirler. Bu yöntemi, ALS hücrelerindeki mutasyonu düzeltecek genleri aktarmak için gelecekteki araştırmalarda kullanacaklar.

Önemli olan ise, bilimadamları, motor korteksinde bulunan diğer nöronları etkilemeden hastalıklı üst motor nörondaki gen ifadesini spesifik olarak değiştirebildiler. Yanlışlıkla diğer hücrelere yapılacak müdahale ise bilinemeyen etkileri tetikleyebilirdi.

Northwestern Feinberg Tıp Üniversitesi, Nöroloji Bölümünden, çalışmayı yöneten Doç. Dr. Hande Özdinler, insan beyninin birbirinden farklı birçok hücreyle birlikte oldukça karmaşık olduğunu, ancak ALS hastalığında ise sadece belirli nöron popülâsyonunun başlangıç zaafiyetini gösterdiğini ve ilerleyici bir bozulmaya maruz kaldığını belirtti. Etkili tedavi yöntemleri geliştirebilmek için genlerin ihtiyaç duyulan nöronlara aktarılmasının gerektiğini, bunun başarıyla yapılmasının çok kolay olmadığını söyledi. Önceki çalışmaların ise farklı birçok nöronların geniş ancak spesifik olmayan transductionlarına sebep olacak şekilde tamamlandığını belirtti.

ALS ya da amyotrophic lateral sclerosis; kas güçsüzlüğü, konuşma, yutma ve solunum bozukluğu ve de felç ve ölümle sonuçlanmaya sebep olan motor nöron hastalığı olarak bilinmektedir. Özdinler, önceki araştırmada, corticospinal motor nöron olarak da bilinen, istemli hareketlerin yapılması için beyinden omuriliğe mesajlar gönderen üst motor nöron tutulumunun, hastalığın başlangıç noktası olabileceğini gösterdi.

Önceki çalışmada, Özdinler'in ekibi adeno virüse ait yedi farklı modeli test etti. Parkinson gibi hastalıkların klinik çalışmalarında da halen kullanılan, AAV2-2 olarak bilinen toksik olmayan bir model, genleri daha önce görülmemiş şekilde, yüksek oranlarda hasarlı üst motor nöronlara aktarabildi.

Özdinler; genlerin üst motor nörona, motor kortekse sadece tek seferlik enjeksiyon ile spesifik olarak aktarıldığını belirtti. Uyum sağlayan hücreler içerisinde yaklaşık %70'inin üst motor nöronları olduğunu ve seçici olmadan yapıldığında bunun yaklaşık %1 olabileceğini söyledi.

Araştırmacılar,AAV2-2 virüsünün ALS'nin hem semptom hem de semptom öncesi aşamalarının modellerindeki üst motor nöronlarına uyum sağladığını, bunun da hastaların deneysel semptomları göstermeye başladıklarından sonra bile bu çalışmaya bağlı tedavilerden en sonunda yarar sağlayabileceklerini gösterdiler. 

Özdinler, bu yeni çalışmanın özellikle üst motor nöron tutulumu gösteren ailesel ALS'ye sahip hastalar için çok önemli klinik sonuçlara sahip olduğunu belirtti.

Bir üst motor nöronu, ağaç dalına benzer, akson denilen ve diğer hücrelere sinyal gönderen uzun hücre parçalarıyla omuriliğe bilgi gönderiyor ve nöronlara taşınan işaretlenmiş bir protein bu işlemi görünür kılıyor.

Özdinler, ALS hastalığı süresince hasar görmüş üst motor nöronlarının omurilikteki nöronlar ile iletişimini durdurduğunu gördüklerini belirtti. İleriki çalışmalarda ise mutasyona uğramış genlerin doğru versiyonlarını ifade etmek için nasıl bir gen ifadesi yapılabileceğini ve bağlanılabilirliğin ve motor fonksiyonlarının nasıl geliştirilebileceğini inceleyeceklerini söyledi. 

Bu çalışmadaki diğer araştırmacılar ise Javier Jara, Macdonell Stanford, Yongling Zhu, Michael Tu, William Hauswirth, Martha Bohn, ve Dr. Steven DeVries'dir.

Bu araştırma, Les Turner ALS Foundation, Herbert C Wenske Foundation, Northwestern Üniversitesi Klinik ve Dönüşümsel Bilimler Enstitüsü, ALSA Safenowitz Bursu ve Northwestern Üniversitesi Weinberg College of Arts and Sciences tarafından finanse edilmektedir.

Haber: Eren Uyumaz

Orijinal Makale 
Healthy and diseased corticospinal motor neurons are selectively transduced upon direct AAV2-2 injection into the motor cortex: JH Jara, MJ Stanford, Y Zhu, M Tu, WW Hauswirth, MC Bohn, SH DeVries, PH Özdinler; Gene Therapy (2016), 1–11

9 Temmuz 2015 Perşembe

Ailesel ALS (fALS) Hakkında

ALS hastalarının %10 unda Ailesel ALS olabilir. Bunların da yarısı genetik geçiş göstermektedir.
Ailesel ALS hastalarında ilk kez 1995 yılında SOD 1 (superoxide dismutase)  enzimini kodlayan gende, gen mutasyonu tesbit edilmiştir.  Daha sonra çeşitli mutasyonlar da bulunmuştur. TDP 43, ubiqilin2, C9ORF72 MUTASYONU,  ALS nin nedenine yönelik çalışmaları hızlandırmıştır.

Genetik test sonucunda Ailesel ALS ile ilgili mutasyonu tesbit edilen kişiler de ALS hastalığı olup olmayacağını kesinlikle söylemek mümkün değildir. Koruyucu veya önleyici bir yöntem henüz bilinmiyor Ancak bu kişiler "Genetik danışmanlık" alabilir. Genetik mutasyonun türüne göre gelecek nesilde ALS hastalığını geliştirme ihtimalinin ne olduğu istatistik olarak söylenebilir. Yani Örneğin c9orf72 mutasyonu tespit edilen sağlıklı bir birey ileride kesinlikle ALS hastası olacak diyemeyiz. % şu kadar ihtimali var diyebiliriz. Bazı hastalarımız ve yakınları bunu bilmemeyi tercih ediyor. Bu tamamen kişisel tercihleridir. Ancak bazı hastalarımız da genetik çalışmayı desteklemek, bilime faydalı olmak için kan veriyorlar. İmzalı belgede Sonucunu bilmek istemiyorum diyebilirler.

Ailesel ALS de genetik test yapılabiliyor. Bu konuda en doğru bilgileri Prof Dr Nazlı Başak hocamızdan alabilirsiniz. Boğaziçi Üniversitesi NDAL Merkezi Genetik Test ve danışmanlık yapıyor.

NDAL - Koç Üniversitesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı, Nörodejenerasyon Araştırma Laboratuvarı


http://www.ndal.boun.edu.tr/

16 Mart 2015 Pazartesi

AKRABA EVLİLİĞİ VE GENETİK HASTALIKLAR


akrabaevliligi
Binlerce genetik (kalıtımsal) hastalık var. Bu hastalıklara yol açan genlerin kaynağı ana, babalardır. Milyonlarca insan hastalık yaratan genler taşıyor. Organizma, organlardan, dokulardan onlar da milyarlarca hücrelerden oluşuyor. Hücrelerin nüvelerinde 25 bin kadar gen var. Genler DNA’dan oluşuyor, ve hücredeki 23 çift kromozom onlara taşıyıcı rol oynuyor. Çocuk anne ve babadan kromozom çiftlerinden birini alıyor. 23 çift kromozomdan bir tanesi (bir çift) cinsiyeti tayin ediyor ve bunlar X ve Y olarak anılıyor.
Hayata biri anneden biri babadan iki hücre ile başlıyoruz Sperm ve ovum. Çocuk birbirinin kopyası çift genlerden birini anneden birini babadan alıyor. Bu iki hücre bu genlerin olağanüstü marifeti ile bölünerek çoğalarak, beyinli karaciğerli miğdeli, böbrekli koca koca kadınları erkekleri oluşturuyorlar. Genler kader gibi, çevre mi genetik yapı mı tartışmalarına sık sık tanık oluyoruz.
Kaçınılmaz bir şekilde biraz karışık bu temel bilgilerden sonra genetik hastalıkların nasıl oluştuğunu ve akraba evliliğinin bu hastalıkları nasıl yarattığını konuşabiliriz. Hastalıkların kaynağı ana ve babalar dedik Bu kaynak bazen anne, bazen baba, bazen her ikisi birden oluyor. Kalıtım başlıca 3 şekilde oluyor. Birisi dominant (başat) geçiş adını alıyor. Yani anne, ya da baba hastalık genini taşıyor ve onun yol açtığı hastalıkla yaşıyor, bu durumda doğacak çocuk % 50 olasılıkla bu hastalığı alacaktır..%50 çünkü çift genlerden bir tanesi kusurlu, bir tanesi değil. Hangi çocuk kusurlu geni alırsa o hasta olacaktır. Ötekini alan çocuk hasta olmuyor.Hasta çocuk ilerde evlenip çocuk yaparsa tıpkı baba (veya anne) sı gibi % 50 olasılıkla hasta çocuk sahibi olacaktır.
İkinci kalıtım şekli cinsiyet kromozomu aracılığı ile olan.(X linked)
Bu hastalıklar kusurlu geni X kromozomunda taşıyan annelerden erkek çocuğa geçiyor. Anne hasta değil, taşıyıcı rol oynuyor. Kadınlarda XX iki X var. Bir tanesi hastalık nedeni olan geni taşıyor ama ikinci X koruyucu rol oynuyor. Erkek ise XY sahibi. Y’nin böyle bir koruyuculuk yeteneği yok (şu X , Y farkını ve kadın üstünlüğünü görüyor musunuz?). O nedenle erkek çocuk anneden X yolu ile hastalık genini alırsa hasta oluyor. Kız çocuğu bu ayni X’ i alınca hasta olmuyor, annesi gibi taşıyıcı oluyor. Çok sayıda sadece erkek çocuklarda görülen X e bağlı hastalık var. DMD Duchenne Müsküler Distrofi ve hemofili bunlardan ikisi.
Şimdi akraba evliliğine geliyoruz. Üçüncü kalıtım şekli resesiv (recessive) çekinik şekil.
Burada anne de baba da sağlıklı, çocuk hasta oluyor. Niçin? Anne ve baba birer tane hatalı gen taşıyorlar.Tek gen hastalık yaratmaya yetmiyor. Böyle bir çiftten hangi çocuk iki kusurlu geni alırsa o hasta oluyor. Genler çift olduğu için anne baba birleşmesinde 4 olasılık var. Annede ve babada çift genden bir tanesi kusurlu. Sağlam olanı alan çocuklar sağlam oluyor. İki değil bir tek kusurlu gen alan çocuk da tıpkı anne babası gibi hasta olmuyor ama taşıyıcı oluyor. İşte akraba evliliğinin riski burada ortaya çıkıyor. Akraba çocuklarının ayni cins genleri taşıma olasılığı yüksek olduğu için çocuğun hem anne hem babadan benzer genleri alma şansı artıyor ve böylece resesiv (çekinik) geçişli hastalıklar bu yüzden akraba evliliğinde artıyor.
Akraba evliliği geleneklerle, inançlarla, toplumsal sorunlarımızla bağlantılı bir gerçeğimiz. Türkiye genelinde %21.5 olan akraba evlilikleri doğu ve güney doğu anadoluda % 50 ye yaklaşır. Amca kızına talip olunduğunda onu red etmek çok ciddi hatta kanlı sonuçlar yaratabilir. Düşünün ki büyük iş adamı Sakıp Sabancı teyze kızı ile evli idi. CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu da öyle Yine düşünün lütfen neden Japonyada akraba evliliği binde birin altındadır. Bilim toplumu olmak, bilime öncelik veren bir bilince sahip olmak kolay değil. Şu anı ile bitireyim yazıyı. Dernekte genetik kas hastalıklarını anlattığım bir toplantıda doğaldır ki akraba evliliğinden de söz etmiştim. Bitirince sorular bekledim. Akıllıca sorular alma olasılığının zayıf olduğunu saklayamam. Sorulardan biri “hocam Allahın izin verdiği evlilikten neden zarar gelsin?” idi. Yeterince aydınlanmacı, laik bir eğitimle donatılmamış  bir toplumda bilimi geçerli kılmanın kolay olmadığını ve bu konuda politikacılarla, kolayca işbirliği yapma şansımızın olamayacağını vurgulamak istiyorum.

Prof.Dr.Coşkun Özdemir
Kaynak

31 Ekim 2014 Cuma

ALS ile ilgili 30. gen bulundu: TUB4A

İnsan genom dizilimi  tanımandığından beri araştırmacılar ALS ile ilgili genler üzerinde yoğunlaşmış durumda.  ilk kez 1993 yılında SOD1 genindeki mutasyonun keşfedilmesinden bugüne kadar 30 gen bulundu. Son olarak TUB4A geninde mutasyon keşfedildi.
ALS hastalığının belirli tek bir nedeni olmadığı, birçok faktörün biraraya gelmesi ile hastalığın başladığı tahmin ediliyor. Bulunan her gen mutasyonu ise bu karmaşık problemi çözecek yeni ipuçları veriyor.


6 Haziran 2014 Cuma

Joint Congress of European Neurology - 1 Haziran 2014, İstanbul



EFNS-ENS Joint Congress of European Neurology, Istanbul 2014
Istanbul, Turkey, May 31-June 3, 2014
http://efns2014.efns.org/
 
Prof. Dr. Nazlı Başak’ın Sunumu

Türkiye’deki ALS hastalığının belirgin genetik yapısı hakkında bilgi verdi. Son günlerde Türkiye’de ALS gen mutasyonunun birçok nüfusta kapsamlı olarak araştırıldığını, toplam 411 Türk ALS hastaları üzerinde yapılan çalışmada, bunlardan 66 ailede 96 fALS ve sALS vakalarındaki yaygın gen mutasyonu üzerinde çalışıldığını belirtti. Hastalardan SOD1 VE UBQLN2 gen mutasyonları için PCR yoluyla genetik özelliklerine göre bir grup oluşturulduğunu, C9orf72 PP-PCR için hastaların alt kümesi de ayrıca ekzon dizilemeyle karşı karşıya getirilmiş olduğunu ve SOD1-D906 mutasyonu taşıyan hastalara haplotip analizinin uygulandığını açıkladı.
Sonuç: SOD(12%), c9ORF72(%13.5) ve UBQ2N2 (%6) Türkiye’de gen mutasyonları Türkiye’de yaklaşık olarak %30 f ALS hastasına denk gelmektedir. Buna karşın şu an Türkiye’deki s ALS hastalarında hiçbir SOD1 mutasyonu bulunamamıştır; C9orf72 (%3.5)  ve UBQLN2(%0.7) mutasyonları yapılan kohort çalışmada s ALS hastalığının %42’sini oluşturmaktadır. Ekzon dizilimi, 4 ailede FUS, OPTN,SPG11 ve PLEKHG5 mutasyonlarını ortaya çıkarmıştır. Daha çok dominant ve çekinik pedigrilerde ortaya çıkan SOD1-D90A mutasyonları bu tip çalışmada, 3 Türk ailesinde çekinik karakter olarak görülmüştür.

Prof.Dr. Dimitrios Karussis’in Sunumu

Kemik İliğinde  Bulunan, Kendini Yenileme ve Farklılaşma Yeteneğine Sahip Yetişkin İnsan Kök  Hücreleri (MSC) ile Tedavi Edilen ALS Hastalarının Analizi: Faz I /II ve II A Klinik Deneme
Prof. Karussis, bu çalışmanın amacını, altyapısını, kullanılan metodu ve sonucu hakkında bilgi verdi.
Amaç: ALS hastalarındaki nörotrofik faktörlerin  (“MSC-NTF”) salgılanması için MSC hücreleri ile yapılan tedavinin güvenirliliğini ve tolere edilebilirliğini değerlendirmek
Altyapı: Uygulanan gruba yapılan çalışma, değiştirilmemiş MSC hücrelerinin, IV/IT uygulamasıyla güvenilir olduğunu göstermiştir. MSC-NTF’nin nöroptotektif etkileri ALS gibi nörodejeneratif hastalıklarda çeşitli hayvan modellerinde ispatlanmıştır. Şu an 2 art arda olan klinik denemelerin ikincisi , bu hücrelerin ALS hastalarında güvenirliliğini ve tolere edilebilirliğini değerlendirmek için gerçekleştirilmektedir.

Metodlar: MSC hücreleri Brainstorm’un Nur Own teknolojisi kullanılarak hastanın omuriliğinden alınmaktadır. Bu hücreler dışarıda çoğaltılarak, GDNF ve BDNF gibi nörotrofik faktörlerin salgılanması için uyarılmaktadır. Bu Otolog MSC-NTF hücreleri IM veya IT enjeksiyonları ile ALS hastalarına nakledilmektedir. Bütün hastalar, aylık olarak tedavi öncesi 3 ay ve nakil sonrası 6 ay izlenmektedir.

Sonuç: Kök hücre nakledilmiş hastaların 6 aylık izleniminde, tedavi ile ilgili ciddi hiçbir yan etki gözlemlenmemiştir. Klinik izlem sonucunda Klinik Değişim Oranında (ALSFRS) ve IT ile tedavi edilen hastaların 6 ay sonra solunum fonksiyonlarında (FVC) olumlu değişiklik ortaya çıkmıştır. Bu klinik deneme, intratekal veya kas içi MSC-NTF enjeksiyonunun güvenilir olduğunu, kliniksel yararlı etkilerin bazı belirtilerini ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmada görülen güvenilir ve ön etkinlik sonuçları Brainstorm’un daha önceki Faz I/II deneme sonuçları ile birbirini tutmaktadır.  Bu iki çalışma toplam 26 ALS hastası Brainstorm’un kök hüce tedavisi görmüştür.
Prof. Karussis, şu an yapılan Faz II a denemesinde olan 14 hastadan ilk 10 hasta için analiz sonuçlarını sundu. Sonraki 4 hastanın analiz sonuçları ise 6 aylık izlenimlerinden sonra verileceğini belirtti.

Hastaların %71 ‘inde tedaviden önceki 3 ay dönem içerisinde nörolojik fonksiyonlarında zayıflama görüldüğünü; buna karşın, İntratekal veya birleştirilmiş (IT) ve kas içi (IM) uygulaması ile tedavi olan hastaların %63’nde, yenilenmiş ALS Fonksiyonel Oran sonuçları ölçülerek, stabilizasyon veya nörolojik fonksiyonlarında düzelme görülmüştür. Dr Karussis, ön analizdeki bu farklılıkların istatiksel olarak p=0.335,ki-kare testinde önemli olduğunu söyledi. 

Buna ek olarak, Prof. Karussis, denemenin her iki fazında da ,IT veya birleştirilmiş IT ve IM uygulama yoluyla  tedavi edilen hastaların %63’nün, tedaviden 3 ay içinde ALSFRS-R sonuçlarına ve FVC solunum fonksiyon testlerine bakılarak,  tedaviye cevap vermekte olduğunu belirtmiştir. Daha önce sadece IM yoluyla Nur Own teknolojisi ile tedavi edilen 6 hastada özellilkle lokal pozitif etki görüldüğünü; aynı şekilde, aynı Faz I/II denemesinde, IT ile nakledilmiş hastalarda tedavi edilen kolda CMAP sonuçları ile ispatlanarak nörotrofik ve yenileyici etkilerinin gözlemlendiğini söyledi. Son olarak da , Nur Own uygulamasının hem kas içinden, hem de intratekal olarak iyi tolere edildiğini, birçok hastada gözlenen iyileşme ve stabilizasyonun onu çok cesaretlendirdiğini ve Amerika’da birkaç merkezde kurulmakta olan yeni çalışmalar için de umutlu olduğunu vurguladı.

Yasemin Akarsu

9 Ekim 2012 Salı

ALS ve Spinal Müsküler Atrofi (SMA) arasında bağlantı bulundu


Cell Reports dergisinin 28. Sayısında yayınlanan çalışmada ALS ve diğer bir motor nöron hastalığı olan Spinal Müsküler Atrofi (SMA) arasında moleküler düzeyde bir bağlantı olduğu açıklandı. Araştırma, Harvard Tıp Okulu, Hücre Biyoloji Profesörü Robin Reed liderliğinde yapıldı. Çalışma her iki hastalıkta da hastalığın sürecine yeni bir bakış açısı sunuyor. ALS yetişkinleri, SMA çocukları etkileyen bir hastalık. Her ikisi de kas ve hareketleri kontrol eden motor nöron hücrelerinin ölümüne sebep oluyor. ALS’nin sebeplerinden biri FUS adlı genin mutasyona uğraması, SMA’nın sebebi de SMN adlı genin mutasyona uğraması. Bu yeni çalışmada; Amerika’dan, İngiltere’den, Çin’den bilim adamları FUS ve SMN proteinlerinin etkileşimlerini araştırdılar. Her iki proteinin de fiziksel olarak hücre çekirdeğine bağlantılı olduklarını buldular. Bu buluş, ALS ve SMA ile ilgili proteinlerin etkileşimde olduğunun ilk göstergesidir. Bulgu, bu yolun her iki hastalıkta da bozulmuş olabileceğini düşündürmektedir. Uluslar arası ALS Birliği’nin Baş Bilim Adamı Lucie Bruijn’e göre, bu yeni bulgu ALS’nin hem de motor nöron dejenerasyonunun nedenlerinin anlaşılmasını hızlandırmaya yardımcı olacak.

ALS/MNH Derneği 

Kaynak: ALSA 

3 Ekim 2012 Çarşamba

EPHA4 inhibisyonu ALS’de nörodejenerasyondan koruyor


Motor nöronlarda progresif dejenerasyon ile karakterize Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS), en sık rastlanılan, tedavisi olmayan nöromuskuler hastalıklardan birisidir . Yalnızca, yaşam süresini bir miktar uzatan riluzole tedavisi, kabul görmektedir.  Nature Medicine kapsamında yapılan bir çalışma, ephrin tip A reseptör 4 (EPHA4)’ün ALS’de motor nöron dejenerasyonunu ve hastalığın ilerleyişini hafifletebildiğini göstermekte, EPA4 inhibisyonunun tedavi seçeneği olarak geliştirilebileceğini düşündürmektedir.

ALS hastalarının yaşam süreleri ortalama 3-5 yıl olmasına rağmen, hastalar arasında hastalığın başlangıç ve gelişim yaşı önemli ölçüde değişkenlik gösterebilir. Bu gözleme dayanarak, Robberecht ve arkadaşları, potansiyel genetik değişim faktörlerini araştırdılar.  Araştırma, zebra balıklarında yapıldı. İnsanlarınkiyle homolog olan zebra balığı EPHA4 inhibisyonunun, koruyucu olduğu ortaya çıktı.

Araştırmacılar daha sonra ALS’nin genetik ve farmakolojik olarak inhibe edildiği EPHA4’ün fare modelindeki etkilerini araştırdılar. ALS’li fare modelinde, EPHA4’ün genetik olarak silinmesi, yaşam süresini arttırdı ve hastalık başlangıcından sonra motor nöron bozulmasını yavaşlattı. Yine ALS’li benzer bir rat modelinde de EPHA4 bloke eden bir peptidin intraserebroventriküler uygulanması, hastalığın başlangıcını yavaşlatarak yaşam süresini arttırdı.

Büyük motor nöronlar, ALS’de dejenerasyona daha yatkındır. Buna paralel olarak ALS’li fare modelinde EPHA4 ekspresyonu büyük motor nöronlarda küçüklere kıyasla daha fazlaydı ve EPHA4 delesyonunun koruyucu etkisi büyük motor nöronlarda daha belirgindi. Ayrıca, EPHA4 ekspresyonunun daha yüksek düzeyleri, siyatik sinir aksotomisi sonrasında re-innervasyonu engelledi. Bu gözlemler, EPHA4’ün motor nöronların re-innervasyon kapasitesinde belirleyici olduğunu ortaya koydu.

Uzmanlar ayrıca hastalarda ALS ile EPHA4 arasındaki bağlantıyı da araştırdı. Daha düşük EPHA4 ekspresyonu hastalığın daha geç başlaması ile ilişkilendirildi.

Bu bulgulara göre, ALS’li hastalarda azalan EPHA4 ekspresyonu hastalık şiddetini azaltmakta ve hastalığın başlangıcını geciktirerek yaşam süresini arttırmaktadır. Yöntemin olası yan etkilerinin araştırılması gerekmektedir.

Ayrıca araştırıcılar, alternatif bir ALS’li zebra balığı modeli ile bir spinal muskuler atrofili zebra balığı modelinde inhibe olan EPHA4 ekspresyonunun aksonopatiden koruduğunu bulmuşlardır, bu durum hedeflenen EPHA4’ün koruyucu etkisinin nörodejenerasyondan bağımsız olduğunu öne çıkarmaktadır.

Mariam Faruqi
Çeviren: Dr. Nihan ALTINSOY DUYGU



Kaynak:

Van Hoecke, A. et al. EPHA4 is a disease modifier of amyotrophic lateral sclerosis in animal models and in humans.
Nature Med. 18, 1418–1422 (2012)




7 Temmuz 2012 Cumartesi

Genetik çalışma başlatıldı: ALS hastalığından sorumlu genin aranması



Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü tarafından ALS hastalığında sorumlu gen/genlerin bulunması amacıyla bir bilimsel çalışma başlatılmıştır.

Proje başlığı: ALS hastalığından sorumlu genin aranması
Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü
İstanbul

Proje konusu: ALS hastalığının genetik temeline katkı yapmak amacıyla gerçekleştirmek istediğimiz genetik araştırmaya katılmaya sizi davet ediyoruz. Bu çalışma kapsamında, hastalıktan sorumlu olduğunu düşündüğümüz bir gen üzerinde çalışarak, onun gerçekten ALS ile ilişkili olup olmadığına açıklık getirmek istemekteyiz. Bu geni geniş bir ALS ailesinde bulduk. Şimdi başka ALSli kişilerde genin kusurlu olup olmadığını araştırmamız gerekiyor.

40 yaş altında başlayan ve ailede ALS şüphesi olan hastalara öncelik verilecektir.
Katılmak isteyen hastalarda EDTA'lı  kan tüpünde 2 ml kan istenecektir. Dileyene adresine kan alma tüpü ücretsiz olarak gönderilecektir.

Çalışmayla ilgili sorularınız varsa lütfen sorun. Daha sonra sorunuz olursa, Prof. Dr. Aslı Tolun’a (Telefon: 212-359 6472) sorabilirsiniz. Araştırmayla ilgili haklarınız konusunda Boğaziçi Üniversitesi İnsan Araştırmaları Kurumsal Değerlendirme Kuruluna danışabilirsiniz
(Telefon: 216-516 3432, Prof. Dr. Yekta Ülgen).

Onam formu için Tıklayınız 

14 Mart 2012 Çarşamba

NDAL Laboratuvarı Ücretsiz Genetik testlere başladı

Boğaziçi Üniversitesi artık ALS’yi tamamen araştırma kapsamina alıp hastalardan ücret almamaya başladı.  Konu ile ilgili Prof. Dr. Nazlı Başak ile irtibata geçebilirsiniz. Tüm ALS türlerinde genetik testler ücretsiz olarak yapılmaktadır.

Prof. A.Nazlı Basak, Ph. D.
Bogazici University
Dept. Molecular Biology and Genetics
Director, Neurodegeneration Research Laboratory
34342, Istanbul Turkey

Phone : +90 212 3596679
Fax : +90 212 3597298

E-mail: basak@boun.edu.tr
Web: http://ndal.boun.edu.tr

26 Kasım 2011 Cumartesi

ALS hastalığında bir hatalı gen daha bulundu

Geçtiğimiz aylarda bulunan ubiquilin2 hasarlı geninin ardından Northwestern Üniversitesi'nde (Chicago) aynı bilim adamları tarafından Als’ye neden olan ikinci bir genetik bozukluk daha bulundu. Bulunan bu ikinci hasarlı genin adı ‘ Sequestosome 1 ‘. Bu iki bozuk gen proteinlerin geri dönüşüm işlevlerini yapamamasına ve motor nöronlarda anormal şekilde birikmesine neden oluyor.

Yapılan yeni çalışmada 340’ı genetik, 206’sı sporadik olmak üzere 546 ALS hastasında sequestosome 1 gen mutasyonu tespit edildi.

Araştırmayı yapan bilim adamlarından Teepu Siddique; şimdi kırık sistem üzerinde iki kötü oyuncu olduğunu ve bunun onlara bu sorunu çözmek için, yeni ilaç tedavilerini denemek ve geliştirmek için net bir hedef gösterdiğini ve bulunan bu kırık sistemin ALS’nin kalbi olduğuna dair inançlarını daha da güçlendirdiğini söylüyor.