ALS hastalarının %10 unda Ailesel ALS olabilir. Bunların da yarısı genetik geçiş göstermektedir.
Ailesel ALS hastalarında ilk kez 1995 yılında SOD 1 (superoxide dismutase) enzimini kodlayan gende, gen mutasyonu tesbit edilmiştir. Daha sonra çeşitli mutasyonlar da bulunmuştur. TDP 43, ubiqilin2, C9ORF72 MUTASYONU, ALS nin nedenine yönelik çalışmaları hızlandırmıştır.
Genetik test sonucunda Ailesel ALS ile ilgili mutasyonu tesbit edilen kişiler de ALS hastalığı olup olmayacağını kesinlikle söylemek mümkün değildir. Koruyucu veya önleyici bir yöntem henüz bilinmiyor Ancak bu kişiler "Genetik danışmanlık" alabilir. Genetik mutasyonun türüne göre gelecek nesilde ALS hastalığını geliştirme ihtimalinin ne olduğu istatistik olarak söylenebilir. Yani Örneğin c9orf72 mutasyonu tespit edilen sağlıklı bir birey ileride kesinlikle ALS hastası olacak diyemeyiz. % şu kadar ihtimali var diyebiliriz. Bazı hastalarımız ve yakınları bunu bilmemeyi tercih ediyor. Bu tamamen kişisel tercihleridir. Ancak bazı hastalarımız da genetik çalışmayı desteklemek, bilime faydalı olmak için kan veriyorlar. İmzalı belgede Sonucunu bilmek istemiyorum diyebilirler.
Ailesel ALS de genetik test yapılabiliyor. Bu konuda en doğru bilgileri Prof Dr Nazlı Başak hocamızdan alabilirsiniz. Boğaziçi Üniversitesi NDAL Merkezi Genetik Test ve danışmanlık yapıyor.
NDAL - Koç Üniversitesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı, Nörodejenerasyon Araştırma Laboratuvarı
http://www.ndal.boun.edu.tr/
Yasal Uyarı
Bu site, ALS hastalığı ile ilgili haber ve bilgilendirme sitesidir. Tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi yerine geçmez. Tıbbi bir durumla ilgili sorularınız için her zaman doktorunuzla görüşün.
Dr. Alper Kaya
NDAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NDAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Temmuz 2015 Perşembe
19 Ocak 2015 Pazartesi
Hastalarımızın dikkatine! Gen araştırması için çağrı!
Prof. Dr. Nazlı Başak hocamızın Boğaziçi Üniversitesi'nde yürüttüğü ALS hastalarında gen araştırması çalışması için kan örneği gönderebilirsiniz.
EDTA’lı tüpe yaklaşık 8-10 cc kan aldırıp, aşağıdaki adrese yurtiçi kargo ile ya da elden iletebilirsiniz.
Kan alınırken aç ya da tok olmak önemli değildir. Her iki durumda da kan alınabilir.
Kan alındıktan sonra tüpün kırılmayacak bir şekilde paketlenmesi önemlidir, transport esnasında buza gerek yoktur
Araştırma kapsamında yapılacak olan bu çalışmadan ücret alınmayacaktır,
B.Ü Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü,
Prof Dr. A. Nazlı Başak,
34342 Bebek - İstanbul
* EDTA’ lı kan tüplerinden 10 cc’lik, 2 ya da 5 cc’likler kullanılabilir, gönderilecek kan miktarı yaklaşık 10 cc olmalıdır.
* Kan tüpü ve bilgi formu talebi için 02125595919 no'lu telefondan derneğimizi arayabilir, ya da bilgi@als.org.tr adresine mail yoluyla ulaşabilirsiniz.
Sonuçları, hastanın isteğine bağlı olarak kendilerine bildirilecektir.
3 Eylül 2014 Çarşamba
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ NDAL LABORATUVARI EKİBİ ALS İÇİN MEYDAN OKUYOR
ALS hastası Suna Kıraç ile eşinin kurduğu Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın desteğiyle faaliyetlerini sürdüren NDAL, Türkiye’nin ilk ve tek ALS hastalığını araştırma merkezi. NDAL direktörü Prof. Dr. Nazlı Başak, Türkiye’yi genetik çeşitliliği nedeniyle “define sandığı” olarak niteliyor.
KARMAŞIK BİR HASTALIK
Genetik
bilimindeki tüm gelişmelere rağmen bilimin işi kolay değil. Çünkü ALS
hastalığı tahminlerin de çok ötesinde karmaşık. Laboratuvarın direktörü
Prof. Dr. Başak, “ALS’ye neden olan genler ve risk faktörleri
beklediğimizden çok daha farklı hücresel işlevleri etkiliyor. Hastalığa
neden olan mekanizmalar birçok. Üstelik bunlar bireyden bireye
değişiyor. ALS, artık sadece motor nöronları değil, birçok sistemi tutan
bir sendrom olarak biliniyor” diyor.
BAŞKA ÜLKEDE YOK
1998’den
beri ALS ile ilgili çalışan Prof. Dr. Başak, yaklaşık 20
araştırmacının çalıştığı laboratuvarın uluslararası arenada da söz
sahibi olduğunu belirtiyor ve şunları söylüyor: “Bize gelen örneklerin
başka hiçbir merkezde olmadığını düşünüyorum. Biz de hastalığa genetik
ve genomiğin penceresinden bakıyoruz. Bizde yeni ALS geni çıkmadı, ama
çok yakında bulunacaktır.”
TEK BİR MUCİZE İLAÇ OLMAYACAK
ALS
ile ilgili gelişmeler Alzheimer, Parkinson, Huntington gibi henüz
tedavisi bulunmayan hastalıkları da ilgilendiriyor. Bu hastalıklar sinir
hücrelerini öldüyor. Dolasıyla birindeki hastalık mekanizmasını
çözmek, hepsinde tedavi yolu açılabilecek. Amaç hastalık öncesinde ve
gelişimi esnasında başlayan olumsuz moleküler ve değişimleri
tanımlayarak hastalığa o aşamada gem vurabilmek. Prof. Dr. Başak, “Bu
hastalıklar için tek bir mucize ilaç olmayacak. Bence ya bir kokteyl
olacak ya da bireysel tedaviler gelişecek” diyor.
VİKİNGLERLE AKRABAYIZ
2001’DE
ALS ile ilgili 1 ya da 2 gen biliniyordu. Son 3-4 yılda, yaklaşık 25
gen saptadı. Hem yerleşim hem de geçiş bölgesi olan Türkiye’de genetik
çeşitlilik mevcut. Prof. Dr. Başak bunun önemini vurgulayıp, “Muğla’daki
hastada saptanan ALS mutasyonu İsveç’teki hastalarda en sık görülen
türle aynı. Genetik olarak Vikinglerle akrabayız” diyor. Prof. Dr. Başak
şöyle devam ediyor: “Ailelerdeki sağlıklı kişilerin de genomlarını
çalışıyoruz ki hastalığın nasıl geçtiğini anlayabilelim. Genç yaşta
evlenme ve çok çocuk sahibi olma gibi faktörler nedeniyle nesilleri
rahatlıkla geriye doğru takip edebiliyoruz.” Türkiye’de ALS sıklığını ve
daha genç yaşta başlamasını etkileyen faktörlerden biri de akraba
evlilikleri. Prof. Dr. Başak, aynı ailede 2-3 çocuğun ALS olduğunu
gördüklerini ve bazı hastalarda ALS’ye yol açan birden fazla gene
rastladıklarını söylüyor.
YAKALANMA RİSKİMİZ 500’DE BİR
ALS
ve benzeri hastalıklar ‘yetim hastalık’lar kategorisinde. Büyük ilaç
firmaları ALS araştırmalarına bütçe ayırmıyor. Her birimizin yaşamımız
boyunca bu hastalığa yakalanma riskimiz 500’de 1. Bu aslında pek de
düşük bir oran değil.
MEYDAN OKUYORUZ
LABORATUVARI
Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın yanısıra Boğaziçi Üniversitesi Araştırma
Fonu ve TUBİTAK fonları da destekliyor. Laboratuvarın, Vakıf ile
2005’te başlayan bir protokolü var. Prof. Dr. Başak, “Yıllardır ALS’ye
meydan okuyoruz. 2 yılda bir Suna Kıraç Nörodejenerasyon Konferansları
yapılıyor. Haziranda 5’incisi yapılacak toplantı en prestijli
konferanslardan” diyor.Kaynak: Hürriyet Gazetesi
23 Haziran 2014 Pazartesi
2014 ALS ve Nörodejeneratif Hastalıklar Konferansı
Suna Kıraç, hastalığı ile ülke tıbbına ve bilimine hizmet eden iş dünyamızın ünlü bir siması. Türkiye’de yaklaşık 5-6000 kişi bu hastalıkla yaşıyor. ALS/MND adını taşıyan bu hastalık için yapılan yoğun çalışmalırn bir an önce tedavi aşamasına ulaşmasını diliyoruz.
Suna ve İnan Kıraç tarafından kurulan KIRAÇ Vakfı 4.kez İstanbul’da dünyanın ALS ve nörodejeneratifhastalıklar alanındaki en ünlü bilim insanların katılımı ile üst düzey bir sempozyum düzenliyor. 4.konferas 12-14 Haziran 2014 tarihlerinde İstanbul’da Pera Müzesi salonlarında yapıldı. Nobel ödüllü Robert Horvitz, Harvard Üniversitesi’nde Jeffrey D. Macklis, Massachusetts Üniversitesi’nden Robert Brown. Oxford Üniversitesi’nden Kevin Talbot, Salk Üniversitesi’nden (San Diego) Ariel Levine konuşmacılar arasında idi.
ALS ÜÇÜNCÜ SIRADA
Bu seri konferanslar, Kıraç Vakfı’nın, Boğaziçi Üniversitesi, Harvard ve Massachusetts Üniversiteleri işbirliği ile gerçekleştiriliyor. Kıraç Vakfı tarafından Boğaziçi Üniversitesi işbirliği ile kurulmuş olan Nörodejeneratif Hastalıklar Araştırma Laboratuvarı’nın başında bulunan Prof. Nazlı Başak bu organizasyonlarda yetenekli öğrencileri ile birlikte baş rol oynuyor. Bu yılki konferansın adı “Motor Sistem: Gelişimden Nörodejenerasyona” idi.
ALS ya da Motor Nöron hastalığı dünyada dejeneratif hastalıklar arasında üçüncü sırada bulunuyor. Omurilikteki ön boynuz da yer alan motor hücrelerin ölümü nedeni ile ilerleyici kas erimesi ile şekillenen, ayni zamanda hareketin birinci nöronu (piramidal yol) da dejenerasyonuna yol açan bu hastalığın insidansı (bir yılda görülen vaka sayısı) 2-3/ 100.000 kadardır.
Dünyanın en ünlü ALS hastası İngiltere’de Cambridge Üniversite’nde bulunuyor. Stephen Hawking uzun yıllardır hareket etmeden, konuşmadan bilim üretmeyi sürdürüyor. Aktör David Niven ve besteci Şostakoviç ünlü ALS hastalarından . Amerikalılar ünlü beyzbol oyuncusu Lou Gehrig’in adını öne çıkararak bu hastalığa onun adını veriyorlar.
Ben, Hawking’in bu adı çok daha fazla hak ettiği inancında olanlardanım.
PLANLANMIŞ HÜCRE ÖLÜMÜNÜN ROLÜ
Sempozyum Nobel ödüllü ünlü Robert Horvitz’ in konferansı ile başladı. Bu büyük bilim insanı çalışma ve araştırmaları, başlıca apoptosis (programlanmış hücre ölümü) olmakla birlikte matematik ve ekonomi alanlarına kadar uzanıyor. Mikroskopik yuvarlak kurtların (round worm), iplik kurtlarının (nematod) gelişim ve davranışları onun çalışmaları arasında. Horvitz’in araştırmaları insan biyolojisi ve hastalıklarında önemli moleküler genetik yolların, ayni zamanda hayvan gelişiminde normal bir olgu, apoptosisden sorumlu yolların tanımında bilgi sağladı. Apoptosis, dejeneratif hastalıklarda sık sık gündeme gelen ve tartışılan bir konu. Apoptosiste önemli rol oynayan bir enzim olan CASPASE, konferanstaki bildirilerde yer alıyordu ve bu enzimin inhibe edilmesinin hücre ölümünü engellediği bildirildi. Bu olgu ile bağlantılı olarak statinlerin, servistatin ve simvastatinin bütün nöronlar üzerinde etkili olduğu ve aksın gelişiminde ve optik sinir rejenerasyonunda ol oynadığı ilginç bir bulgu olarak sunuldu.
TEK DEĞİL, BİR GRUP HASTALIK
Tüm konuşmacılar, ALS’nin heterojen bir hastalık olduğu, burada geniş bir spektrumun var olduğu ve aslında tek değl, bir grup hastalıktan söz etmenin daha doğru olacağında görüş birliği içindeydi. Bu hastalığın %10 kadarının genetik kaynaklı olduğu biliniyor. 1993 de SOD1 geni bulundu ve familyal ALS fALS, sporadik sALS den ayrıldı. O günden sonra tıpkı klinik tablo da (fenotip) olduğu gibi bu hastalığın genotipinde de heterojenitenin geçerli olduğu anlaşıldı. Bugün için familyal ALS den sorumlu bilinen 5 gen olduğu bildiriliyor.
Ancak Nazlı Başak bunların tüm familyal vakaların % 44’ünü oluşturduğunu, akson araştırmaları ile buna % 16 eklenebileceğini bildiriyor. Genetik geçişin dominant (başat) olduğu biliniyordu. Ama yeni genlerin bulunması ile familyal ALS’ler içinde resesive vakaların da olduğunu ve bunların daha genç başlangıçlı vakalar oldğunu öğreniyoruz. Çok sayıda semptom göstermeyen gen taşıycıları olduğu da anlaşılıyor.
SİNİR KAYBININ NEDENLERİ
Niçin nörodejenerasyon? Çok çeşitli teoriler ve risk faktörleri ileri sürülüyor. Bunlar: Toksik mekanizmalar, oksidatif hasar, protein agregasyonu, glutamat enksitoksitesi, mitokondri anomalisi, büyüme faktörlerinde yetersizlik, glial hücre patolojisi, bozulmuş RNA, ubukitin proteazom, multipl travma.
Bunlar bazı kanıtlarla birlikte yıllardır öne sürülüyor. Bu alanın önde gelen otoritelerinden Boston Harvard’ın ünlü hastanesi MGH’den Massachusetts Üniversitesi’ne transfer olan Robert Brown diğer bazı sunucularla birlikte doğal gelişimdeki (development) ortaya çıkan bir kusurun ona eklenen faktörlerle birlikte motor nöron kaybına yol açabileceğini bildiriyor. Nörodejeneratif yıkım yerine bu gelişimdeki defektin yıllar sonra hücre kaybına yol açması, değişik konuşmacılar tarafından belirtildi. Telafi (kompensatuvar) mekanizmalarının yetersizliği de burada rol oynayabiliyor. Klinik özlemler atletik hiperaktivitenin, travmaların bu oluşumda rol oynayabileceğini gösteriyor ALS vakalarına ender olmayarak kognitive kusurlar ve Fronto Temporal demans eşlik ediyor.
DR. HANDE ÖZDİNLER KATILAMADI
Konferansa katılması beklenen ve hastalıkla ilgili özellikle piramidal yol (hareketin birinci nöronu) üzerinde önemli araştırmaları olan Hande Özdinler, yazık ki Amerika’dan gelip sunuşunu yapamadı.
İstanbul’da Suna ve İnan Kıraç Vakfı ve Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Departmanı tarafından kurulan Nörodejeneratif Araştırma Laboratuvarı’nın direktörü Nazlı Başak bugüne kadar 440 ALS vakasını incelediklerini, bunlardan 101 tanesinin 71 aileden familyal ALS vakaları, 339’unun sporadik vakalar olduğunu, 30 ailede konvansiyonel metotlarla 10 ailede NGS (modern metodlarla) genetik çözüme ulaşıldığını, 5 major genin fALS’lerin % 42 sinde saptandığını bildiriyor.
Türkiye’de bilinen tüm genetik çeşitlerin (etnik çeşitlilik) var olduğunu en sık görülen % 18,3 ile C 9 olduğunu, onu SOD1’in izlediği bilgilerini ekliyor.
MUTLU EDECEK HABER YOK
Hastalığın tedavisi ile ilgili, hastaları mutlu edecek bildiriler yoktu. Kök hücreden söz edilmedi. Sempozyum çok önemli çalışma ve araştırma sonuçlarını içeriyordu. Çok kaliteli bilimsel bir toplantı olduğu tartışma götürmez. Ancak dejeneratif hastalıklar büyük sırlar taşıyor ve tedavi şifa (cure) sonucuna varmak daha uzun süre çalışmaları gerektiriyor. Klinisyenler, nörologlar hastaları ile birlikte bu gerçeği kabul etmek ve temel bilimcilerin araştırma sonuçlarını izleyerek onlara en iyi bakım hizmetlerini sağlamak görevini yüklenmek durumunda bulunuyorlar.
Kaynak: 20.06.2014, Cumhuriyet Bilim Teknoloji Eki, Sayı: 1422, sayfa: 9
Prof. Dr. Coşkun Özdemir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
